Sokrates tabii ki, zaman zaman hatalı olabileceğimizi ve görüşlerimizden şüphe duymamız gerekebileceğini kabul ederdi ama gerçeklik duygumuzla başkalarının onayı arasındaki ilişkiyi değiştirebilecek çok önemli bir ayrıntıyı da eklemeden geçmezdi: Düşüncelerimizin ya da yaşam biçimimizin yanlış olduğu, asla ve asla, çoğunluğun görüşleriyle ters düştüğümüz gerçeğinden yola çıkılarak kanıtlanamazdı.
Bizi endişelendiren, bize karşı olan insanların çokluğu değil, bize karşı olmalarının altında yatan sağlam nedenler olmalıdır. Yani, dikkatimizi kabul görmediğimiz gerçeğinden uzaklaştırıp, niçin kabul görmediğimize ilişkin açıklamalara yöneltmeliyiz
Sevgili dostum, sen bir Atinalısın; bilgeliği ve gücüyle dünyanın en ünlü ve en büyük kentinde yaşıyorsun. Bütün dikkatini mümkün olduğunca çok para kazanmaya, şan şöhret sahibi olmaya verip, kendi ruhunu anlamak, mükemmelleştirmek ve hakikati aramak için hiç çaba göstermiyor olmaktan utanmıyor musun?
Filozof bize yalnızca başkalarının hatalı olabileceğini göstermekle kalmıyor, bir de neyin doğru olduğuna kendi kendimize karar vermemize yarayacak basit bir yöntem sunuyor. Pek az filozof düşünerek yaşamaya başlamak için bu kadar az şeyin gerekli olduğunu düşünür. Sokrates’e bunu yapabilmek için yıllarca eğitim almamız ve çok fazla boş vaktimiz olması gerekmez. Meraklı, zihnindeki taşları yerli yerine oturt bilmiş ve sağduyuya uygun olduğu iddia edilen bir düşünceyi gözden geçirmek isteyen herkes, Sokrates’in yöntemini izleyerek, sokakta yürürken bir arkadaşıyla bu konuda bir sohbete başlayabilir ve sonunda, yarım saatten kısa bir zaman içinde bir ya da iki çarpıcı sonuca ulaşabilir.