Bir ifadenin doğru olup olmadığını anlamak için, bu ifadenin çoğunluk tarafından kabul görüp görmediğine ya da önemli insanlar tarafından çok uzun bir zamandır benimsenmiş olup olmadığına bakamayız. Doğru ifade mantıksal olarak bir çelişkiye yol açmayacak ifadedir. 
Sokrates, bu karmaşık yapıya gereken saygıyı göstermeyen, görüşlerini formüle etmek için bir çömlekçinin sarf ettiği kadar dikkati bile sarf etmeyen ama nedense kendine çok güvenen insanlar karşısında cesaretimizin kırılmaması gerektiğini söylüyor. Çok aşikâr, çok "doğal" diye nitelenen şeylerin gerçekten öyle olduğuna çok az rastlanır. Bu bilinç şunu düşünmeye sevk etmeli bizi: Aslında yaşam göründüğünden çok daha esnek, çünkü yaygın görüşler, genelde, hatasız çıkarımlar değil, yüzyıllardır sürüp giden entelektüel karmaşa sonucunda bugünkü konumlarına geldiler. Belki de şimdiki konumlarında olmaları için iyi bir neden yoktur, kim bilir?
Sokrates, ne denli pasif davrandıklarını onlara daha iyi anlatabilmek için, sistemli biçimde düşünmeksizin bir yaşam sürdürmenin, teknik ayrıntıları dikkate almadan, hatta bunlarla ilgili en ufak bir fikre bile sahip olmadan çömlekçilik ya da ayakkabıcılık mesleğine soyunmaya benzediğini söyledi.
İyi bir çömlek ya da ayakkabı yapmak yalnızca sezgiyle olacak bir iş değildi; öyleyse çok daha karmaşık olan yaşamı sürdürme işi nasıl olur da öncüller ya da hedefler üzerine bir an bile kafa yormaksızın yürütülebilirdi?
Pek çok Atinalıyla yaptığı kısa sohbetler sonunda Sokrates, nasıl bir yaşam sürülmesi gerektiği konusunda ortaya atılan herkesçe benimsenmiş görüşlerin, yani çoğunluk tarafından sorgusuz sualsiz kabul edilen ve normal diye nitelenen görüşlerin, bu görüşleri dile getiren kişilerin kendine güvenlerine bakılırsa asla tahmin edemeyeceğimiz kadar yetersiz kaldığını görmüştü.