kısmen anı kısmen kişisel gelişim sayılabilecek bir kitap olan “ölmek istiyorum ama Ttekbokki de yemek istiyorum” bir yazar olan ana karakterin psikiyatristiyle gerçekleştirdiği seansları kaydetmesi ve sonra bunları kitap haline getirmesiyle ortaya çıkan yani aslında terapi sürecine eşlik ettiğimiz bir kitap. özellikle anksiyete, depresyon gibi mental süreçlerden geçmiş birisinin kendini bu karaktere çok yakın hissedeceğini düşünmekle birlikte ne yazıkki psikiyatristin kurduğu cümleler, soru sormaktan çok kullandığı sen dili ara ara beni çok rahatsız etti, bu kısım belki danışan-hasta ilişkisini daha mesleki bir yerden ele aldığım içindir. bilmiyorum.
velhasıl; kitapta yer yer altını çizip, hoşuma giden cümleler var ama hem anı hem kişisel gelişim kitaplarına göre bana kalırsa ortalama. yine de okunur :)
acı ve rahatsızlığın her zaman, çevreme zahmet veya rahatsızlık vermek demek olduğunu düşündüm. kendi acımı sansürledim. rahatsız hissetmeme rağmen başkalarına nasıl göründüğümü daha çok önemserdim. aslında katlanabilir bir şey hakkında yakınıyormuşum gibi görünmekten nefret ederdim. acımdan utanıyordum.
kimse bir efsane olarak doğmaz. bütün bebekler, ister bir samanlıkta doğsunlar ister bir sarayda, yaşamak için aynı şeylere ihtiyaç duyar. kimi insanlar, sonrasında kendilerini birer efsaneye dönüştürecek kadar zekidir. kimileri de başkalarını efsaneye dönüştürür. yine de efsane dediğiniz, çirkin ve sıkıcı olanı örtmek için kullanılan bir perde değil de nedir?