Algernon’a Çiçekler, insanın hayatı boyunca bulunduğu çevrede kabul görmek için verdiği mücadeleyi son derece sade ama bir o kadar da çarpıcı bir dille anlatıyor. Zekâ seviyesi düşük olan Charlie’nin, daha önce bir laboratuvar faresine —Algernon’a— uygulanan zekâ artırıcı deneyin kendisi üzerinde denenmesiyle başlayan yolculuğunu, günlük tutar gibi adım adım okuyoruz.
Charlie’nin değişimi yalnızca zekâsının artışıyla sınırlı kalmıyor; duyguları, farkındalığı ve insanlara bakışı da derinleşiyor. Ne yazık ki deneyin Algernon üzerindeki uzun vadeli etkileri tam olarak saptanmadan Charlie’ye uygulanması, hikâyenin en acı tarafını oluşturuyor. Algernon’da görülen sonuçların Charlie’de de aynı şekilde ortaya çıkması, okuru hazırlıksız yakalayan, kalbi burkan bir sona sürüklüyor. Açıkçası ben de sonunu çok farklı beklemiştim.
Kitap, zekânın mutlulukla her zaman doğru orantılı olmadığını; asıl yaralayıcı olanın dışlanmak, anlaşılmamak ve sevilme ihtiyacı olduğunu hatırlatıyor. Algernon’a Çiçekler, yalnızca bir bilimkurgu değil; empati, insanlık ve kabul görme arzusu üzerine uzun süre etkisi geçmeyen bir hikâye. Okuduktan sonra insanın kendine ve çevresindekilere bakışı ister istemez değişiyor.
Ve hikâye, Charlie’nin Algernon için çiçek bırakılmasını istemesiyle son buluyor.
Ben de kitabımı, bu kez Charlie için çiçekler bırakarak kapatıyorum.
Çünkü bazı hikâyeler bittiğinde değil, insanın içinde sessizce filizlendiğinde tamamlanıyor.
Kesinlikle okunması gereken, kalbe dokunan bir kitap.