Gizem Avcı Akkocaoğlu

Gizem Avcı Akkocaoğlu
@wollstonecraftf
Salaklık ve namussuzlukla mücadele
Puan vermedi·515 syf.··
2025 36. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2025 08:44
“Kalabalığın içinden bir yaşam portresi: Bir Deliler Evi” Kitap, benim Ayfer Tunç’tan okuduğum ilk kitap. Bu kitap bana “roman” dediğimiz şeyin formunu esnetmenin ne kadar heyecan verici olabileceğini gösterdi. Bir günü, 536 sayfaya sığdırmak neredeyse imkânsız geliyor. Ama romanı okurken fark ediyorsunuz, zaman burada ölçülebilir nicel bir veri değil, bir binanın koridorları, bir bakış, bir eşik, bir cümlede açılan kapı. Tek bir gün; içinde geçen hayatların toplamı olarak büyüyor, genişliyor, dallanıyor. Hikaye denize sırtını dönmüş, kendi içine kapanmış bir ruh sağlığı hastanesi ve çevresinde başlıyor. Ama okurken hastane “mekan” olmaktan çıkıyor; bir çekim alanına dönüşüyor. Hastalar, çalışanlar, ziyaretçiler ve yolu bir şekilde buraya düşenler… Derken bir anda kendinizi, dışarda kalanların ve dışarda bırakılanların hayatlarına temas ederken buluyorsunuz. Toplumun kenarında duranların değil sadece; toplumun tam ortasında olup da bir şekilde “kenara itilen” herkesin. Kitabın bence en etkileyici tarafı şu: Bu kadar karakter, bu kadar hızlı geçiş, bu kadar çok hayat okurken insanda panik ya da kaybolmuşluk yaratmıyor. Yok artık diye düşünmüyoruz. Çünkü yazar, kalabalığı bir gösteriye çevirmiyor; kalabalığı hayata benzetiyor, sanki yürüyorsunuz ve yol üstünde bir sürü insanla göz göze geliyorsunuz; kısa bir temas, birkaç cümle, bir anlık yakınlık... Sonra başka biri. Başka bir hikaye, başka bir eşik. Bu yüzden romanı okurken karakterleri “takip etmekten” çok, karakterlerin hayatlarından geçiyorsunuz. Kimisi çocuk, kimisi yaşlı; kimisi gururlu, kimisi eğilip bükülen; kimisi zengin, kimisi yoksul; kimisi sert kimisi kırılgan... Ve hepsi bir arada, bazen aynı günün içinde, çoğu zaman aynı ülkenin içinde. Arka planda da Türkiye’nin kuşaklarını, dönemlerini, iklimini ve
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa TarihiAyfer Tunç · Can Yayınları · 20195,5bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Annem öldü mü?
10/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2025 20. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Ekim 2025 18:20
Annem Öldü mü Annem ölseydi kız kardeşim beni arardı. Araması gerekirdi değil mi?” Kitabı alırken bile ne kadar tetikleyici olabileceğini tahmin ediyordum; öyleydi ve iyi ki okudum. Anne–Kız ilişkisi eminim yüzyıllardır terapi odalarına da sıklıkla konu olan bir ilişki biçimi. Kitapta ergenlik döneminde itibaren hayatta çizmek istediği yolu fark edip buna yönelik adımlar atan ve sonra 60’lı yaşına kadar bu durumla baş etmeye çalışan bir kadının hikayesini okuyoruz. Konu belki en genel haliyle böyle tanımlanabilir fakat bence kitabın bu kadar tetikleyici ve etkileyici olmasının birkaç sebebi var. Johanna’nın içsel hesaplaşmasına ve yüzleşme arzusuna bu kadar yakından eşlik edince elbette karakterle daha yakın hissettiğiniz bir yerde buluyorsunuz kendinizi Çok güzeldi. Kadın arkadaşlarıma özellikle tavsiye ettim Eminim ki bu hikayeyi okumak sizin için de farklı bir deneyim olacaktır. Son olarak: “Çünkü anne; kız çocuğunun gelecekteki kendini, kız çocuğuysa annenin kaybettiği benliğini gördüğü bir aynadır. –annem, beni, neler kaybettiğini bilmek istemediği için mi görmüyor acaba? Çocuk anne ve babasına kendi iradesini ve yolunu bulmak için isyan eder, anneyle baba buna katlanabilirlerse, mücadelenin sıcağında herkes kendini en çıplak ve kırılgan haliyle ortaya koyduğundan ve çok karmaşık ve ikircikli olan her şey hala söze dökülebildiğinden en nihayetinde daha eşit bir ilişki kurabilirler, annemle benim aramda böyle bir şey asla yaşanmadı. Acı çemberinin kırılabilmesi için gereklidir bu–bunu mu yapmaya çalışıyorum acaba?” #annemöldümü #Anne #ebeveynkitapları #okuyalım #ekimokumaları #kitapalıntıları #vigdishjorth #okudumbitti #ailebağları #ilişkiler
Annem Öldü müVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20251,799 okunma
Kötü Çocuk Türk
8/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2025 25. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 03 Kasım 2025 17:39
Kötü Çocuk Türk Nurdan Gürbilek okumak hep apayrı bir dünyaya yolculuk ediyor gibi hissettiriyor.. Yine aynı duygularla #kötüçocuktürk okudum bu defa. Türkiye’nin siyasi, sosyal, kültürel değişim süreçlerini bu kadar geniş bir perspektiften ve bu kadar bir çırpıda anlatması olağanüstü gerçekten Kitabı okurken kimlerle karşılaşabileceğinizin kopyasını ikinci görselde vermeye çalıştım, gerisi sürpriz olsun #nurdangürbilek bu kitabında 70’lerden başlayarak 90’lara kadar toplumsal tabanda gerçekleşen değişimleri, gecikmişliği, bireyselleşmeyi ve Türk kimliğini; bunu algılayış ve ifade ediş biçimlerini bence bir deniz derya sunarak anlatmış çünkü Dostoyevski’den İbrahim Tatlıses’e; Ayşecikten Madame Bovary’e; Bihruz Bey’den Don Kişot’a uzanan uzun bir yolculuk olduğunu söyleyebilirim Keyifli okumalar! #nurdangürbilek #kötüçocuktürk #metisyayınları #türkyazını #edebiyatüzerinedüşünceler #türkkültürü #tutunamayanlar #oguzatay #sezercik #arabasevdası #türkedebiyatı #bookstagramturkey #kitapönerisi
Kötü Çocuk TürkNurdan Gürbilek · Metis Yayıncılık · 2003421 okunma
İza’nın Şarkısı
9/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2025 32. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 28 Kasım 2025 10:51
“Onu buraya getiren benim, uzun ve mutlu bir yaşlılığı olmasını arzu ediyorum. Öyleyse onun istediği gibi yaşamam icap ediyor. Oysa benim ne kabına sığmaz bir şefkate ne de desteğe ihtiyacım var, yalnızca sessizliğe gereksinim duyuyorum; yorgunum. Bu duruma alışacak mı? Ben alışacak mıyım? Ne olacak?” Son zamanlarda ya tesadüf ya tevafuk hep aile bağları, kayıp yas, kuşaklar arası çatışma okurken buluyorum kendimi. İza’nın Şarkısı benim için bir sürpriz oldu çünkü ilk olarak yazarı bilmeme rağmen hikayeyi çok az biliyordum. Kuşaklar arası çatışma okuyacağım diye başladığım kitapta birçok farklı temayla karşılaştım. Bakım alma/verme, aitlik duygusu/kök salma, modernleşme, nesneler vs. insan aksini görene kadar sanıyor ki çatışma yalnızca patolojik veya toksik ilişkilerde yaşanıyor. Kitabı okurken görüyoruz ki her şey mükemmel olsa bile bazen olmuyor. Bazen diyalog kuramıyoruz, anlayamıyoruz. Ve bunun sonuçları ne kadar ileri gidebilir? Kitabın bana kendini adım adım açtığını hissettim okurken. Sanki çok hassas ve incitmeden okumam gerekiyormuş gibi Kitabı okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bazen İza gibi, bazen Etelka gibi.. Çok çok çok güzeldi, okumaktan çok keyif aldım. Birkaç sene sonra tekrar okuyacağım hatta yaşım ilerlediğinde tekrar okuyacağım bir kitap. Sırada yazarın Kapı kitabını bekletiyordum, başlamak için sabırsızlanıyorum. İza’nın Şarkısı’na siz de kulak verin çok beğeneceğinize eminim #magdaszabó #izanınşarkısı #magdaszabokapı #1000kitap #kitapönerisi #kitapönerileri #kasımokumaları #kitapkulübü #kitaplığım #kitapfuari Iza'nın Şarkısı
Iza'nın ŞarkısıMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 20245,4bin okunma
Puan vermedi·300 syf.··
2025 17. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 29 Eylül 2025 09:06
Kemal Tahir’in Sağırdere romanını okurken, Anadolu insanının gündelik yaşamına, ilişkilerine ve toplumsal sıkışmışlığına dair çok canlı bir tabloyla karşılaştım. Roman sadece bireysel hikâyeler anlatmıyor; aslında bir köyün kaderini, geleneklerin ve ekonomik koşulların bireyler üzerindeki görünmez baskısını da gözler önüne seriyor. Romanın en çarpıcı yanı, köy yaşamının dar çerçevesi içinde bireylerin nasıl nefes almakta zorlandığını göstermesi. Toprağın, namusun, dedikodunun insanlar üzerinde kurduğu baskı, adeta görünmez zincirler gibi. Toplumsal yapılar bireylerin özgürleşmesine izin vermediğinde, insanlar aslında sadece yaşar gibi oluyor, ama kendi hayatlarının öznesi olamıyorlar. Ayrıca, kadın-erkek ilişkilerinde de bu sosyolojik kısıtlamalar çok net. Kadınlar üzerindeki namus baskısı, erkeklerin de “erkekliğini” kanıtlama zorunluluğu, bana bugünkü toplumsal cinsiyet rollerinin köklerini hatırlattı. Yani mesele sadece bireysel bir tercih değil; kökleri tarihe, kültüre ve toplumsal hafızaya uzanan kalıplar var. Psikolojik açıdan ise roman bana karakterlerin içsel çatışmalarını düşündürdü. Özellikle bireyin kendi arzuları ile toplumun beklentileri arasında sıkışıp kalması, yoğun bir suçluluk ve çaresizlik duygusu yaratıyor. Ben bunu, terapide sık sık gördüğüm bir meseleyle eşleştirdim: “Kendi olmak mı, yoksa ait olmak mı?” İkisi aynı anda mümkün görünmediğinde, kişi büyük bir iç savaş yaşıyor. Sağırdere, sadece bir yer adı değil; aynı zamanda iletişimsizliği, duyguların ifade edilememesini ve kuşatılmışlığı simgeliyor gibi. Romanı bitirene kadarsa içimde Çankırıya gitmek arzusu büyüdükçe büyüdü :)
SağırdereKemal Tahir · Ketebe Yayınları · 01,019 okunma