İnsan kendi karanlık koridorlarında karşılaştıklarından her zaman hoşlanmıyor. İnsan bazen en çok kendini yargılıyor, olsun. Çürük dişin yerini bir kere belirledi mi sonrası kolay; insan dilini oraya artık hep daha dikkatli değdiriyor
aslında fark edilmek yaraların da hoşuna gidiyor. Anlaşılmanın yumuşak eli insanların sadece tenine değil, hücrelerine de dokunuyor. Derinlere inmek cesaret istiyor evet, fakat indikçe mutlaka bazı düğümler çözülüyor.
Hep aynı şeyi hissettim; insan olmak çok zor. Kendini anlamaya çalışan, içinin istediğinin peşine düşen insan olmak daha zor. Ruh, kişinin içine hasbelkader düştüğü bir çorak tarla; insanın bir ömür onu itinayla ekip biçmesi gerekiyor. Ayrıkotlarını toplaması yetmiyor, o otların neden orada bittiğini de anlaması gerekiyor. Meyvelerini sadece yemesi değil, o meyvelerden geriye kalan tazecik çekirdekleri ondan sonra gelenler icin yeniden toprağa bırakması da gerekiyor.