Bir vücudum olsaydı, ellerimi gırtlağıma götürürdüm. Acı çekmek isterdim. Paralanacağım bir can çekişmede
kendime sade bir ölüm hazırlamayı isterdim. Ne huzur! Zevkler beni mahvetti. İçimde hiçbir şey yok ki, korkunç bir hazza
açılır gibi gelecekteki bu boşluğa açılmasın. Hiçbir kavram, hiçbir imge, hiçbir duygu beni ayakta tutmuyor. Az önce her duyguyu sadece büyük bir mevcudiyetsizlik olarak hissedip
hiçbir şey hissetmezken, şimdi eksiksiz duygu mevcudiyetsizliğinde en güçlü duyguyu hissediyorum. Korkumu, olmayan korkumdan sağlıyorum. Korku, dehşet, başkalaşım her düşünceyi geçiyor. Onu hissedemeyeceğimi açıkça hissettiren bir duyguyla boğuşuyorum ve tam da o esnada öyle kuvvetli hissediyorum ki, bu kuvvet onu sözle anlatılamaz bir ıstıraba dönüştürüyor. Bu bir şey değil, zira onu olduğundan başka türlü, haz olarak hissedilen korku gibi hissedebilirdim. Ama korkunç olan şu ki onda, hiçbir duygunun, aynı şekilde hiçbir düşüncenin ve hiçbir bilincin mümkün olmadığının bilinci açılıyor. Daha da korkuncu, onun ne olduğunu kavrayınca, onu, dokunulan bir hayalet gibi dağıtıp savurmak şöyle dursun, her türlü ölçünün ötesinde çoğaltıyorum. Onu hissetmeden ve hiçbir şey hissetmeden, hiçbir şey olmadan hissediyorum, onun korkunç
özünü de bu saçmalık oluşturuyor. Tamamen saçma bir şey benim için akıl görevi görüyor. Kendimi ölü hissediyorum - hayır; kendimi ölüden alabildiğine daha ölü olan canlı olarak hissediyorum. Varlığımı, olmadığı o baş döndürücü uçurumda keşfediyorum; yoklukta, bir tanrı gibi yerleştiği yoklukta. Yokum ama süreduruyorum; varlığı ortadan kalkmış bu varlık için acımasız bir gelecek sonsuzca uzayıp gidiyor.