Doğarken tüm insanlar ağlarlar, ağlamazlarsa, bu ölmüş olduklarını gösterir. Acı, bilinçten önce de vardır. Köpekler, kediler, inekler, atlar, tümü sessizce doğarlar, en fazla, annelerine salimen doğduklarını bildirmek için küçük bir inilti çıkarırlar. İnsanoğlunun doğumundaki acının, başın orantısız büyüklüğünden kaynaklandığı söylenir, bunun acınası bir yalan olduğu besbellidir. Atlar ve filler de kocaman kafalarla doğarlar, gene de dünyaya gelişleri gayet sessizdir. Doğum ânında kadınlar bedenlerindeki tüm solukla haykırırlar, oysa kediler yalnızca mırıldanır. Bizi mutsuz kılan uçurum işte buradadır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Aşırı duyarlılık bir pasaport değil, bir tuzaktır. Bunu hemen fark etmezsin, ilk yıllarda bu niteliğin övgü toplar. Daha sonraları sorun olur. Yavaş yavaş çevrendekiler duyarlılığın bir armağan değil de kurtulunması gereken safra olduğunu fark ederler. Dünya, tilkiler, sırtlanlar ve dirsek darbeleriyle doludur. Sen yumuşak tüylü bir tavşansındır, asla ilerleme fırsatı bulamazsın. Bu yüzden bir günden ötekine her şey değişiverir. Çevreni saran, yalnızca ötekiler gibi olmayışından ötürü oluşan huzursuzluk ve gerginlik olur. Bu büyük tavşan mezarlığından yalnızca olağanüstü bir şeyler yapmayı bilenler sıyrılır.
Sessiz ve uysal olmak benim huyumdu, yaşama biçimimdi, böylece daha az enerji harcıyordum. Zihnimde korkunç düşünceler vardı, gene de her zaman 'Evet, öğretmenim!' derdim.