Başkalarıyla nispeten iyi geçinen nükteli insanın ardında, ben, ölü sanatçıyım ve hatta gerçekte bu bile değilim. Olmak istediğim şeyi, bütünüyle olabileceğime inandığım şeyi gördüğümde; ve bugün olduğum şeyi gözlemlediğimde, sanki ruhumu yitirmişim gibi, sonsuz bir kaygı çaresizce başıma üşüşüyor.
Ben kendimi, kendimin bir fikri olmaktan başka türlü asla algılamadım.
Sevdiğim her şey er ya da geç gelip beni yaraladı.
Kendimle olan bütün bağlarımı kopardım. Kendime yeniden bağlanma duygusu dışında, bugün beni kendime bağlayan hiçbir şey yok. Kendimden en azından iki tane olduğunu saptadığımda kendimi gerçekten bir hissediyorum.
Göğüskafesimde kalbim on bin kez parçalandı. Kaç kez hıçkırıklarla sarsıldığımı sayamam; yüreğimi kül eden acıları da.
Yine de, gözlerimi yaşla dolduran ve beni rüzgâr karşısındaki bir yaprak gibi titreten şeyler gördüm. Yaşamlarını, umutlarını, velhasıl her şeylerini başkaları için feda eden erkekler ve kadınlar gördüm. Öyle fedakârca eylemler gördüm ki sevinçten gözyaşları döktüm. Herhangi bir şeyin bedeli olmasalar bile, bunlar güzel şeyler diye düşündüm. Bunlar, dünya denen şu dışkı yığınının üzerine düşen saf güneş ışınları.