Bir süre sadece haklarını kullanıyormuş gibi görünse de bunları genişletmek ve kamusal huzuru korumak bahanesiyle, düzeni sağlamak amacıyla kurulmuş meclisleri yasaklamak onun için işten bile değildir. Dolayısıyla, korkuyla susturulmuş olanların onayını aldığını ilan etmek ve konuşmaya cesaret edenleri cezalandırmak üzere, asla bozulmasın diye uğraştığı bir sessizlik halinden veya aslında sorumlusu olduğu kargaşalıklardan yararlanır.
Devlet ne kadar iyi kurulmuşsa, yurttaşların zihninde de kamusal işler özel işlere o derece üstün gelir. Hatta özel işler çok daha azalır, zira müşterek topluluğun toplamı arttıkça her bireye düşen mutluluk payı da artacağından bireysel olarak dert edileceklerin oranı da düşer. İyi yönetilen bir şehirde herkes meclislere koşarak katılır; kötü bir idare altında ise kimse adımını dahi atmak istemez.
Kamusal hizmet yurttaşların ana işi olmaktan çıktığında ve yurttaşlar bizzat hizmet etmek yerine kesenin ağzını açarak hizmet görmeyi tercih ettiğinde, devlet zaten yıkılma yoluna girmiş demektir. Savaşa mı katılmak gerekiyor? Yurttaşlar askerlerin ücretini ödeyip evde oturabilir. Meclise gitmek gerçekten gerekli midir? Bu kez de vekiller seçer ve evlerinde oturmaya devam ederler. Sonunda, üşengeçlik içinde ve paranın marifetiyle, vatana hizmet edecek askerlerle ve onu satacak temsilcilerle baş başa kalakalırlar.
Unutmayın ki şehir surları köy evlerinin yıkıntılarıyla kurulur. Ne zaman bir başkentte bir saray görsem, bütün bir ülkenin viraneye döndüğünü görmüşüm gibi gelir bana.
Her şeyden önce, bu yapı içinde yurttaş kendini azim ve güçle silahlandırmalıdır ve erdemli bir Palatin'in, Polonya büyük kurultayında söylemeyi âdet edindiği şu sözleri, her gün, kalbinin derinliklerinden tekrarlamalıdır: 𝑀𝑎𝑙𝑜 𝑝𝑒𝑟𝑖𝑐𝑢𝑙𝑜𝑠𝑎𝑚 𝑙𝑖𝑏𝑒𝑟𝑡𝑎𝑡𝑒𝑚 𝑞𝑢𝑒𝑚 𝑞𝑢𝑖𝑒𝑡𝑢𝑚 𝑠𝑒𝑟𝑣𝑖𝑡𝑖𝑢𝑚.*
Bir tanrılan halkı olsaydı, kendini demokrasiyle yönetirdi. Böyle mükemmel bir hükümet insanlar için uygun değildir.
*(Lat.) Tehlikeler içinde yaşanan özgürlüğü rahat içinde yaşanan köleliğe değişmem.