Bir süre sessizlik oldu; duydukları tek ses soluk alıp verişleriydi. Sonra Carla, Deborah'ın beklentisinin tam tersine, hiç de kin dolu ya da kibirli olmayan bir ses tonuyla, "Benim hastalığım... ağzına kadar dolup taşmış bir bardak, senin küçücük damlan taşan kısmın içinde çoktan eriyip gitti," dedi.
Gerçeklik, şarkı söyleyen annesiyle neşe saçan babasının olduğu bu arabanın içinde değil, boşalttığı yağmurla kendini tüketen, bulutlu ve karanlık gökyüzündeydi. Birden, bu karanlığın o anda olduğu gibi sonsuza değin de yaşamının rengini oluşturacağını düşünmüştü.
Birbirlerine iyi geceler diledikten sonra, ikisi de uyuyormuş gibi yapıp birbirlerini kandırmak için derin derin soluk alırken, acıyan gözleriyle karanlığı gözleyerek öylece yattılar.