Sevgi dolu gözleriyle bana baktı. O sabah neşeliydi, bakışları tatlıydı. Hem sokulgan, hem utangaç, hatta ürkek bir hali vardı. Sanki beni üzmekten, sevgimi kaybetmekten ve ağzından bir şey kaçırmaktan korkuyor gibiydi.
Yanılmak bana şerefimden, asaletimden zerre kadar kaybettirmez. Ne yapayım, yüksek düşüncelere karşı yenilmez bir hayranlık duyuyorum. Varsın yanlış olsun; yine de temelinde kutsallık var.
Birdenbire yüzüme bakıp kızardı, gözlerini yere indirdi. Sonra bana doğru bir iki adım atarak birdenbire beni kollarıyla sardı, yüzünü göğsüme sımsıkı bastırdı. Şaşkınlıkla ona bakıyordum.
-Sizi çok seviyorum… Gururlu değilim, dedi. Dün, bana gururlusun demiştiniz. Değilim… öyle değilim… Sizi seviyorum. Çünkü beni yalnız siz seviyorsunuz.
Gülümser gibi oldu. İçten gelen iyi bir duyguyla mücadele eder gibi garip bir bakışla beni süzdü. Bütün insancıllığına, haşin görünüşüne rağmen iyi, şefkatli bir kalbi olduğu belliydi.