Öncelikle 'The Sun And The Star' tek başına bir kitap, dolayısıyla önceki PJO kitapları gibi bol aksiyon ve maceradan ziyade karakterlerin kendisine ve özellikle Nico ile Will arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Kitabın konusu Tartarus değil Tartarus'a yolculuk diyebiliriz aslında. Değişim ve kabullenmenin önemi anlatılıyor genel olarak.
Beğendiğim ve beğenmediğim birçok nokta oldu:
Okurken çoğu zaman fanfiction okuyor gibi hissettim. Sanki "canon" görmezden gelinmiş. Nico ve Will başta olmak üzere hemen herkes karakterlerinin dışındaydı. Bunu ikinci bir yazarın olmasına bağladım ben. Rick ve Mark Oshiro nun yazım tarzları resmen çarpışıyordu. Hangi kısım Rick'e ait, hangisi değil kolayca ayırt edebildim, bu da epey gözüme battı açıkçası. Ama Oshiro'nun beğendiğim katkıları da oldu: Sık sık geriye dönüşler ve rüya sahneleri gibi yeni anlatım öğelerinin olması anlatıya epey derinlik katmış bence.
Bu konuda en çok sevindiğim Nico'nun ilk Tartarus yolculuğuna ışık tutulması oldu. Athena'nın İşareti ve #k:13540ni okurken Nico'nun Tartarus'ta geçirdiği zamanını hep merak etmiştim. Ayrıca Will ve Nico'nun ilişkilerinin nasıl başladığını ve geliştiğini de kısa kısa kesitlerle öğrendik. Ki ben çok beğendim.
Sevdiğim bir diğer nokta daha önce Rick'in kitaplarında biraz gözmezden geldiği travma ve PTSD gibi konuların ele alınması oldu. Önceki kitaplarda Percy, Annabeth ve diğer herkes onca savaşatan ve kayıptan sonra sanki hiçbir şey olmamışçasına yoluna devam ediyor gibiydi. Bu sefer savaşın etkilerinin ve sonuçlarının kabul edildiğini ve doğru şekilde ele alındığını görmek güzeldi.
‘You don’t even feel bad about killing him, do you?’
‘I think about it all the time!
(s276)
‘But that experience still hurts. I know it would have been a while before I felt comfortable enough to come out to