"Gökyüzünün sonsuzluğuna yükselmek istiyorum,
Denizin derinliklerine gömülüyorum,
Sana bütün dünya nimetlerini vermek istiyorum!
Yeter ki sev beni! Sev beni!"
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çoğunlukla insanların düşleri dümensiz bir gemi gibidir; sessiz ve ışıltılı sularda amaçsızca beyhude sürüklenir, gemi birdenbire bir karaya oturana kadar bir o tarafa bir bu tarafa sallanmak hoş gelir.
Gittiği her yerde hoş karşılanırdı ve o, yalnızlığa katlanamadığının apaçık farkındaydı. Yalnız olmaya hiç hevesli değildi ve ondan mümkün olduğunca kaçınırdı; kendini daha iyi tanımayı hiç mi hiç istemiyordu. Biliyordu ki, yeteneklerini en faydalı şekilde göstermek isteseydi, kalbindeki sıcaklığın ateşini ve coşkunluğunu alevlendirmek için insanların içindeki kıvılcımları söndürmesi gerekecekti. Fakat o tek başınayken buz tutmuş gibiydi, kendine hiçbir faydası yoktu, kutusunda duran bir kibritten farksızdı.
Mutsuzluk insanları hassaslaştırır, sürekli bir keder ise adaletsizleştirir. Tıpkı alacaklı ile borçlu arasında olduğu gibi, üstesinden hiçbir şekilde gelinemeyecek anlaşmazlık unsurları vardır daima çünkü kişi verici olma, diğeri ise alıcı olma rolüne geri dönülmez bir şekilde bağlıdır; aynı şekilde hasta olan kişinin ne zaman bariz bir umursamayla karşılaşsa gizliden duymaya başladığı içerleme hissi, aniden ortaya çıkmaya hazırdır daima.