olduğunu sandığı kişiye tutunup asla sınırlarının dışına çıkamayan insanlar için üzülüyorum artık. “ben şöyle biriyim, ben böyle biriyim” diye boyuna konuşmalarına da tahammül edemiyorum. hiç sınanmadıkları durumlarla ilgili kesin bir biçimde “ben olsam şöyle yapardım” dediklerindeyse artık anlattıklarını hiç ciddiye alamıyorum. hayat yeri gelince insanın ağzını burnunu öyle bir yamultur ki, feleğini şaşarsın. insan söyledikleri değil yaptıklarıdır osman..
Babam öldüğünde cüzdanından katlanmış bir gazete ku pürü çıkmıştı. Olimpos'taki Yanartaş'ın fotoğrafıydı, alun da da kısaca bölge hakkında bilgi. Gitmek istemiş de gide memiş, canım benim. Sonrasında oraya defalarca gittim ben Ateşın karşısına oturup saatlerce izledim. Tam bu noktada "Işte o anda anladım ki" gibi beylik bir ifade tonuna geçip bu hikâyeden çıkarılacak dersi anlatmaya başlamam gere- kir belki. Yok ama, ders mers yok, hayat böyle bir yer değil. Insan istiyor ki, her şey birbiriyle bağlantılı olsun, işaretle- ri takip ederek bir sonuca ulaşılsın ve o anda bir aydınlanma yaşansın. Ama olmuyor. Babalar ölüyor, ceplerinden yanan taşların fotoğrafı çıkıyor, sen o taşların yanlarına gidip otu- ruyorsun, saatlerce bakıyorsun, bakıyorsun ve evet sürpriz: Bir bok anlamıyorsun. Kucağımda anlamadığım milyonlarca şeyle beraber oturuyorum, hiç bilmiyorum Osman.
İşleri akışına bırakayım diyorum ama termodinamiğin ikinci yasasından çok korkuyorum evrende kendi haline doğal şartlara bırakılan tüm sistemler zamanla doğru orantılı olarak düzensizliği dağınıklığı ve bozulmaya doğru gider bak kapı gibi bilimsel kanıtlarla konuşuyorum küçük bir arıza verdik diye komple sistemimizi bozmaya ne gerek var Osman