"Zaman, mevsimlerin döngüsünde ilerliyordu, ancak yinelenirken hiçbir şey eskisiyle birebir aynı olmuyordu. Yağmur fazla yağdığında, fındıkları toplama vakti değişirdi.
Güneş fazla görünecek olursa yine değişirdi vakit. Balıklar, buzlar kırıldığı zaman ortaya çıkardı. Kırılmadan önce de üzerinden bizonlar geçerdi."
"Haliç'e, Galata'ya doğru panorama gibi geniş manzaranın önünde dedim ki: "Bu köhne Bizans'ı her ne kadar modernleştirmeye uğraşsalar yine onun halinde eski devirlerin tarihini söyleyen bir kocakarılık var. Bak, bak! Şu Galata'nın dar, dolambaç, inişli çıkışlı, esrar dolu sayılan sokaklarına bak! Hâlâ oralar
da Cenevizliler dolaşıyor zannetmiyor musun?"
"Der Tote Hand, derlerdi o sessiz, acımasız pençeye: Kilisenin ölü eli, sahip olduğu tüm mülkleri vergiden muaf tutuyordu ama kontrolü altında olanlardan acımasızca, resmi hesaplarda görünmeyen haraçlar alıyordu. Yaşam güçlerini emmenin bir yolunu bulmak için uzanıyor, daima uzanıyordu. "
"Eski dostum Maeda-san, kendine bir bahçe gibi bakıyor. Her gün yeni bir çukur kazıyor içinde, temizliyor, suluyor onu, tohum ekiyor. Yumuşak, inandırıcı bir biçimde, benim de aynı şeyi yapmamı istemişti. Yoksa Maeda-san'a göre, yaban otları bürürmüş insanın içini, zehirli yılanlar ürermiş, her şey, her şey boğulurmuş."