8/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 01:55
Bahçıvan ve Ölüm’ün sayfalarını ilk araladığımda, bir başkasının hikayesini değil, kendi hayatımın en kuytu odalarını okuyor gibi hissettim. Babalarımız... Sırtımızı yasladığımız, gölgesinde soluklandığımız o ulu dağlar. Çocukluk aklıyla onları ölümsüz sanırız. Oysa zaman ilerledikçe, o dağların da bir gün dumanlanıp gözden kaybolacağını fısıldar hayat kulaklarımıza. Kimi babalar bir fırtınayla, ansızın göçer bu dünyadan; kimileri ise yapraklarını yavaş yavaş döker. İnsan, bir hastane odasının o soğuk beyazlığında yüzleşir en büyük korkusuyla ve zihninde o amansız sorular filizlenir: Onsuz ne yaparım? Bu boşluğu nasıl göğüslerim? Yokluğun o sağır edici sessizliğine nasıl alışırım? Oysa dünya kuruldu kurulalı, zamanın tekerrürden ibaret o kadim döngüsü hiç değişmedi: Doğarız, büyürüz ve nihayetinde aslımıza döneriz. İnsanoğlu, yolun sonundaki o mutlak karanlığı, öleceğini bile bile hayata sarılan, her şafağa yeniden umut eken yegâne varlıktır. Şükür ki babam henüz hayatta ve yanımda. İleride heybemde "keşke"ler taşımamak için, şimdiden her anın sarrafı olmaya çalışıyorum. Yazarın o incelikli anlatımında bulduğum gibi; her yeni hastalıkla ölümün gölgesi biraz daha yaklaşıyor belki de üzerimize. Ve biz, her başarılı tedavinin ardından koparılan küçük bir zaman dilimiyle, ölümü biraz daha ertelemiş olmanın o buruk, o kırılgan mutluluğuyla avunuyoruz. Bu kitap, hayatın bu durağına henüz uğramamış olanlar için sıradan bir metin gibi görünebilir. Fakat o koridordan geçenler için sessiz bir çığlık, tanıdık bir ağıttır. Sayfalardaki o hastalık süreçlerini okurken, kendi saklı aynamla karşılaştım. Peki ya sonrası? Sonrasını düşünmek, kalbime dar gelen bir hırkayı giymek gibi... Onu düşünmeyi, şimdilik sadece ertelemeyi seçiyorum.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,4bin okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2026 98. kitabı
Soğuk bir zindanda işkence dolu günlere uyanan Evera Alfen, düşman topraklarına sığınmakla suçlanarak esir alınmıştır. En güvendiği insanlar tarafından ihanete uğrayan Evera, yıllardır halkı baskı altında tutan Seçkinler’in karşısında artık bir suçlu olarak görülmektedir. UKG serisine iyiden iyiye alıştım ben. Açıkçası sanki yuvada gibi hissediyorum. Distopya türünü gerçekten çok seviyorum. Farklı bir dünyada yaşamak ve o dünyanın kurallarına uymak hoşuma gidiyor. İlk kitapta evet evreni tanımıştım ama bu kitapta bambaşka bir boyutunu göstermiş yazar bizlere. Yuva’nın o karanlık tarafını ve acımasız kurallarını gördük. Tüylerim diken diken olmadı desem yalan olur valla. Everam da Everam, benim güçlü kekim. Keşke Yuva’ya geri dönmeseydi ama ne yapalım el mecbur. Bu kıza herkes mi ihanet eder yahu çok sinir oldum. Olven ve Aryan’a aşırı kuruldum, mimledim onları. İnsan arkadaşına göz göre göre ihanet eder mi valla pes. Rans, kurgunun başında göremiyoruz kendisi. Ben Rans’ı çok seviyorum ya bence hoş bir karakter Umarım üçüncü kitapta Evera ile aralarındaki çekim artar. Bu ikilinin birlikte savaşmasını çok istiyorum. Daha çok kaos daha çok kavga İsyancılar, her distopya kitabında olmazsa olmazlar. Açıkçası ben isyancılar topluluğuna da tam olarak güvenemiyorum bakalım üçüncü kitapta falan mutlaka bir şey çıkacak gibi hissediyorum.
Unutulmuş Kuşlar Göğü 2K. Kübra Berk · Artemis Yayınları · 2025200 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bir Tarihçinin Öfkesiyle Baş Başa Kalmak
Prokopius'un Bizans'ın Gizli Tarihi kitabını büyük bir merakla okumaya başladım. Sonuçta elimde, Justinianus dönemini sarayın içinden gözlemlemiş birinin anlattıkları vardı. İlk sayfalarda Belisarius'un seferleri ve Theodora'nın yükselişi gerçekten büyüleyiciydi. Ama bir noktadan sonra kitabı yarım bıraktım. Sebebi tarih değil, Prokopius'un kendisiydi. Justinianus'a, Theodora'ya ve Antonina'ya duyduğu öfke öylesine yoğun ki, anlatılan olaylardan çok anlatıcının hıncı öne çıkmaya başladı. Bir süre sonra tarih okumaktan ziyade, hiç dinmeyen bir şikâyeti dinliyormuş gibi hissettim. Sanırım kırılma noktam, Prokopius'un Justinianus'u neredeyse insan olmaktan çıkarıp şeytani bir varlık gibi tasvir ettiği bölümdü. O ana kadar "Acaba ne kadarı gerçek, ne kadarı abartı?" diye düşünüyordum. Ama o satırlarda, Justinianus'u anlamaktan çok Prokopius'un öfkesini okumaya başladığımı fark ettim. Yine de bu durum kitabı değersiz kılmıyor. Aksine, Bizans'ın Gizli Tarihi bana tarihçilerin de insan olduğunu hatırlattı. Onlar da hayal kırıklığına uğrayabiliyor, öfkelenebiliyor ve yaşadıkları dönemi kendi duygularının süzgecinden geçirerek anlatabiliyorlar. Belki birgün geri dönerim. Ama şimdilik Prokopius'la aynı masada daha fazla oturmak istemedim.
Bizans'ın Gizli TarihiProkopius · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021644 okunma
9/10
·448 syf.··
2026 39. kitabı
Bu yazarın all saint lisesi sserisini okumuştum ve beni rina kent ya da cora reiley gibi içine çekmemişti. Bu kitap aşırı övülüyorsu dark romance seviyesinde ve hemen okumaya başladım. Su gibi aktı tabi içinde cora reiley inde yaptığı gibi minik hayalar var ilişki ilerlemesinde zaten o olmasa tam puandı benim için. Sonunda yalan yok şaşırdım bratva serisinden sonra bu senenin favorilerinden di. Tiernan gerçekten kendini çok güzel geliştirdi.
Bad BishopL. J. Shen · Bloom Books · 202567 okunma
Puan vermedi·136 syf.·
2026 11. kitabı
Sıradan bir şekilde başlayıp, bir sayfa daha okusam bir sayfa daha, dedirten aşk sevda, savaş, ihanet ve bir acayip dostluk (ya da vefa ilişkisi/ ilişigi mi demeli) hikayesi.
Yüzbaşının KızıAleksandr Puşkin · Halk Kitapevi · 202136,8bin okunma
9/10
·192 syf.··
2026 9. kitabı
𐙚 𝕄𝔼ℝℍ𝔸𝔹𝔸 𐙚 𝙽𝙰𝚂𝙸𝙻𝚂𝙸𝙽𝙸𝚉? 𝙽𝙴𝙻𝙴𝚁 𝚈𝙰𝙿𝙸𝚈𝙾𝚁𝚂𝚄𝙽𝚄𝚉, 𝙲𝙰𝙽𝙸𝙼 𝙾𝙺𝚄𝚁 𝙰İ𝙻𝙴𝙼? Bugün size DOKUZ YAYINLARI ‘ndan çıkan canım yazarım,ablam @nazanarisoy_ 'un enfes kaleminden #mavikirpiklikadınvera kitabının yorumu ile geldim... #kitabınkonusu Nâzım Hikmet Ran, Türk edebiyatının dünya çapında tanınan, Türk şiirinin en önemli temsilcilerinden biridir. Siyasi görüşleri nedeniyle hayatının büyük bir bölümünü hapishanelerde ve sürgünde geçirmiştir. Buna rağmen edebiyatımıza unutulmaz eserler kazandırmıştır. Nâzım Hikmet'in şiirleri kadar yaşadığı aşklar da yıllar boyunca merak konusu olmuştur. ​Mavi Kirpikli Kadın: Vera da Nâzım Hikmet’in hayatının son döneminde tanıştığı Vera Tulyakova ile yaşadığı büyük aşkı anlatan biyografik bir romandır. Bir tarafta gençliğinin heyecanını taşıyan “mavi kirpikli kadın” Vera, diğer tarafta ise ömrünün son yıllarını yaşayan “mavi gözlü dev” Nâzım Hikmet... 1955 yılında Moskova’da yolları kesiştiğinde Nâzım 53, Vera ise henüz 23 yaşındadır. Vera o dönemde evli ve bir kız çocuğu (Anna) dünyaya getirmek üzeredir. Nâzım Hikmet ise o yıllarda kendisine hem doktorluk hem de yoldaşlık yapan, hayatını düzene sokan sevgilisi Galina Kolesnikova ile birlikte yaşıyordur. Nâzım, Vera'yı gördüğü andan itibaren ona hayran kalmıştır; ama Vera, aralarındaki otuz yaş farkı ve mevcut hayatları nedeniyle uzun süre mesafesini korumuştur. Nâzım ise geri adım atmayıp Vera'ya duyduğu hisleri saklayamayacak noktaya geldiğinde tüm naifliğiyle ona açılmıştır. ​Nâzım, Vera’ya duyduğu aşkla adeta yeniden doğmuştur. Sağlığı kötüye gidiyor, kalbi yorgun olmasına rağmen Vera onun gençlik aşısı olmuştur. Onun için Türk edebiyatının en güzel aşk şiirlerinden biri olan "Saman Sarısı"nı yazmıştır. Şiirde Vera'dan hep "saman sarısı saçlım, mavi kirpiklim" diye bahsetmiştir. Nâzım'ın
Mavi Kirpikli Kadın VeraNazan Arısoy · Dokuz Yayınları · 202527 okunma