Bir gün gazeteciler bir derneğe bağışta bulunurken resmimi basıp, benden sorumluluk sahibi bir yurttaş olarak bahsettiler. Bundan böyle ne zaman onura ya da üne gerek duysam, bankadan para çekmem yeterli oluyordu.
Her gece, bir yemek daveti almak, iyi bir sicil edinmek ya da salt kendilerine kötü davranılmasından kurtulmak, başka bölümlere gönderilmemek, haksızlığa uğramamak için bedenlerini, gayretlerini sunacak kadar saf olan kızlara acıyordum. Şeflerden biri bana bir teklifte bulunsa,
"Onurumu ve itibarımı diğer kızlardan üstün tutuyorum sanmayın, ama fiyatım onlardan çok daha yüksektir, " derdim.
Bir gün zar zor kalabalığın arasından otobüse atlamaya çalışırken, bunlardan biri beni gördü. Üst düzey bir amirin, memuruna o bildik bakışlarıyla süzüyordu beni. Başımdan aşağı buz gibi indi bakışları, kan beynime sıçradı, ayaklarım sendeledi ve birden durdum. Durduğum yere gelip, "Sizi evinize bırakabilirim," dedi. Gözlerine baktım. Bu bakışlar açıkça "Sen yoksul, zavallı, değersiz bir memursun; otobüslerin peşinden koşarsın. Seni arabama alacağım, çünkü dişi bedenini arzuluyorum. Benim gibi saygın bir müdür tarafından arzulanmak sana onur vermeli. Kim bilir, belki bir gün yükselmene de yardımcı olurum," diyordu. Ben hiçbir şey söylemeyince, söylediklerini duymadığımı sandı. Bir kez daha yineledi:"Sizi evinize bırakabilirim." Sakin bir sesle yanıtladım:"Bedenimin fiyatı, maaşımı artırarak ödeyebileceğinizden çok daha yüksektir."
Gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Belki de nasıl olup da düşüncelerini bu kadar kolay okuyabildiğimi merak ediyordu. O hızla çekip giderken ardından baktım.