Bu kitap öff yani! Çok fazla güzeldi fakat dipnot olarak geçmek isterim ki, güzel olduğundan fazla da can yakıcıydı. Kalbim kırık bana dokunmayın modundaydım resmen iki gündür. Okurken kızdığım, kızdığım kadar da gülümsediğim o kadar çok yer vardı ki... Konusundan bahsetmeden önce bu kitabın gerçekten yaşandığını ve yazarın dedesi olan Üsteğmen Seyit Eminof ve onun biricik aşkı Shura'yı da tüm kalbimle tanımak istediğimi söyleyerek konusundan bahsetmeye geçiyorum. Kurt Seyt, oldukça varlıklı bir aileye doğmuş yakışıklı, hırslı, cesur bir adamdır. Üsteğmen olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Kendisi Moskova'ya bir davet için gittiğinde ise hayatını tamamen değiştirecek, kör kütük aşık olacağım Shura ile tanışır. Ve boom! Bu ikisi birbirine tabi ki aşık oluyor ama bu aşk onlara nelere mâl olacak düşünen yok. Neyse işte, ikisinin de birbirlerinden başkasını görmüyor. Resmen aşktan gözleri kör olmuş yahu! Okuduğum en gerçek aşktı! Kaçınılmaz olarak savaş çıktığında, Seyit ve Shura aileleriji bırakarak Türkiye'ye kaçıyorlar. Tabi bu arada çok fazla olay oluyor. En basitinden Seyit'in çocukluğunu okuyoruz ve o kısımları okumak gerçekten zevkliydi. Ee bunlar kaçtı ne oldu şimdi? Valla her şey birbirine girdi. İkisi de birbirlerinden uzaklaşmaya başladılar, yeni arkadaşları oldu ve ilişkileri sallantıdaydı. Ama şöyle bir sorun var ki... AŞK KARIN DOYURMUYOR! Sen memleketinden sevgilinle kaç gel, sonra o seni unutsun, oldu canım başka? İkisi içinde diyorum bunları. Ve daha sonra neler oluyor tahmin edin? Tabi ki Seyit, Shura'nın kendisine zarar verdiğine inanmaya başlıyor ve kıza haber bile vermeden bin, görücü usulü ile evleniyor. Bu olaylar arasında, Shura ve Seyit arasında aldatmacalar falan oluyor. Bu kısımlar asla hoşuma gitmiyor. Seyit, sırf Shura ve onun kuzenini kol