İnkisâr Etme Gönül İnkisâr etme gönül, Bu dünyada kalan mı var? Ömür boyu yeter sana, Seni senden alan mı var? Dünya seni ne bilsin, Sen kendinde gizlisin. İçindeki seni inkisâra Kurban etmeyesin. Kurbanda kıymet bilen mi var? Âlem ne ki, sen ne olasın? Bir edepsizlikten beri durasın. Varsa hatan, aynada Yüzüne vurasın. Seni senden başka gören mi var? Unutma, Rabbine sığınır her kul. Sen de içinde Rabbini bul. Şu dünyada kim kime kul? Seni sende seven mi var? İnkisâr edersin boş yere, Kan içinde hayat yok yine. Karnı aç olan var, Kalbi tok yine. Tıkabasa yediğin lokmayı Elinden alan mı var?
bilen söylesin
azizlerin şeyhlerin marifet fenafillah hakkel yakin gibi tecrübelerini anlattığı şiirler var mı bildiğiniz
Reklam
"Bizi ayıran duvar o kadar inceydi ki, onun tarafındaki soğuk ve barut kokusu, benim tarafımdaki sonbahar yapraklarının kokusuna karışıyordu. Yaşayanlar ve ölüler hiçbir zaman bu kadar yakın olmamıştı." — Horace Walpole
1000Kitap
Film önerileri ve düşündürdükleri...
Ayşen Şahin (Aksakal) En çok tek mekanda geçen filmleri severim. Ortam değişmeden bir konu anlatabilmek için en az 90 dakika tartışılmaya değer bir konu, o tartışmayı dinlemeye değer kılan bir metin ve izlemeye değer kılan çok iyi oyunculuklar gerekir. Bu tek mekan filmleri genelde bir felsefi tartışma ya da ezber bozma üzerine olur ve roller dengeli dağılır. Bir kült olan "12 Angry Men"i bilirsiniz. 1957 yapımı bu film farklı karakterlerdeki mahkeme jürisinin "makul şüphe" üzerinden bir genci idama göndermek ya da beraat ettirmek arasında 180 derece değişen kararları üzerine kurulu ahlaki bir tartışmanın sahneye yansıması. Tüm film 8 numaralı jürinin "Peki ya?.." sorusunu sorması ve tartışmayı açması üzerine kurulu. Bir diğer kült film de 2007 yapımı "The Man From Earth". Taşınan profesör arkadaşları John Oldman'ı uğurlamak üzere bir araya gelen 7 akademisyen, meslektaşlarını taşınma nedeni üzerine açıklama yapması için zorlayınca on dört bin yaşında olduğunu öğrenirler. Biyoloji, sanat tarihi, ilahiyat, antropoloji, arkeoloji, tarih gibi uzmanlıkları olan misafirler kendi alanlarındaki bilgileri ile bunun imkânsız olduğunu ispatlamaya çalışsalar da Oldman'ın cevapları bunun gerçek olabileceğini gösterir. Özellikle dinlerin ortaya çıkışını izahatı, tüm akademisyenleri dehşete düşürür. Senaristi Jerome Bixby'nin 38 senede tamamladığı, sinemanın en entelektüel işlerinden biri olarak tarihe geçen film, izleyiciye 89 dakika boyunca şu soruyu sordurur: "Peki ya?.." 2012 yapımı "Le Prenom"da, evde bir eş-dost yemeğinde geçer. Vincent, doğacak çocuğuna Benjamin Constant'ın 1816 tarihli aynı adlı romanının kahramanı olan Adolphe'un adını vermek isteyince yemeğin seyri değişir. Tartışmalar, yazılışı farklı olsa da bir çocuğun Hitler'in ön adı ile yaşamanın yükünü taşımaması
Dizi/Film
Kendimle hasbihal…
Gözümü sıkıca kapattım Bir şeyleri unutmak istiyor gibiydim Ama hatırlamak istedim, Belkide hiç olmamak. Sonra yeniden kendim olmak istedim. Baktım uzunca... Pencereden yansıyan ışığın duvardaki aksine baktım. Bir hayâlim vardı onu hatırladım. Sonra hayâlime ulaşmaya engel, önüme koyduğum koca dağlara baktım... Ve o an, zihnimde hepsi eriyip gittiler Anladım ki birkaç tepecikten ibarettiler. Gözümde neyi büyüttümse önümde taş olarak onu gördüm. Ben kendim koymuştum ,kendim örtmüştüm hayâllerimle aramdaki perdeyi.. Evet şimdi fark ettim ama bunun bir ehemmiyeti yok.. Yolum yürünmemekten ot bağlamış. Menzilimin tahayyülümdeki rû’yeti gittikçe azalmış. Benmişim aslında kendime engel. Kurduğum, kurguladığım , önüme çıkardığım ne varsa hepsi bir çengel, Bir domino misâli dokunmamla dökülüp gittiler. Ben mi? Hayır, beni götürmediler... Ben yine buradayım, geceye birazcık hüzün bıraktım. Bir acılık hissettim damağımda.. Ve başka bir acı, bağrımda...
ZULÜM ALLAH'TAN MI GELİR: Dımaşkî - İktidar ve Kader
Hicrî 125 (M.S. 743) yılına yaklaşırken Şam’da, Bâb el-Ferâdîs “Cennet Kapısı” denilen kuzey sur kapısının önünde bir kalabalık toplanmıştı. Kapının altında, az sonra idam edilecek, elleri ve ayakları kesilmiş bir adam vardı; bazı rivayetlere göre, son sözünü söyleyemesin diye dili de kesilmişti. Yanında, bir zamanlar adaletiyle ünlü Halife Ömer b. Abdülaziz’in muhafızlığını yapmış olan müridi Sâlih b. Süveyd duruyordu, o da asılacaktı. İnfazı emreden, dönemin güçlü hükümdarı Hişâm b. Abdülmelik’ti. Asılan adamın adı Gaylân ed-Dımaşkî’ydi. Suçu bir isyan, suikast ya da ihanet değildi. Suçu, tek bir cümleydi: “İnsan, yaptığından kendisi sorumludur.” Bugün bize sıradan bir hakikat gibi görünen bu cümle, sekizinci yüzyıl Şam’ında bir adamın hayatına mal oldu. Çünkü o cümlenin arkasında, düzeni sarsabilecek bir cümle gizliydi: Eğer insan yaptığından sorumluysa, halife de yaptığından sorumludur ve zulüm “Allah böyle takdir etti” diyerek meşrulaştırılamaz. ŞAM’IN KÂTİBİ, SARAYIN İÇİNDEKİ YABANCI Gaylân ed-Dımaşkî’nin hayatına dair elimizdeki bilgiler sınırlı ve yer yer tartışmalıdır. Tam adıyla Ebû Mervân Gaylân b. Müslim, nisbesiyle el-Kıbtî ed-Dımaşkî, muhtemelen Mısırlı bir Kıptî ya da Himyer’in Kıbt koluna mensup bir aileden geliyordu. Her halükârda Arap aristokrasisinin dışında, mevâlî (azatlı) tabakasına mensuptu. Babasının Emevî hanedanına bağlı bir azatlı (yani köleliği sona erdirilmiş kimse) olduğu aktarılır. Kendisi ise Şam’da, imparatorluğun kalbinde, devlet kâtipliği yapıyordu. Kaynaklar onu, Abdülmelik b. Mervân’ın oğlu Saîd’e öğretmenlik yapacak kadar saraya yakın gösterir. Daha da önemlisi, sonradan “İslâm’ın en âdil halifesi” diye anılacak olan Ömer b. Abdülaziz onu yanına almış, vaazlarını dinlemiş ve bazı reformlarda ona dayanmıştı. ADALET SÖZ DEĞİL,
Alıntı
Reklam
Reklam