İlk kitap önemlidir. Yazarının büyük ölçüde istikametini belirler ve edebiyat macerasını da genel hatlarıyla o şekillendirir. Kansu Oğuz Canbek’in ilk kitabı olan Daire ise bu anlamda değerlendirilecek olunursa tam bir fiyasko. Yazar ‘92 doğumlu. Kitapsa 2025 çıkışlı. Yani yazar 33 yaşındayken çıkmış bir kitap ve muhtemelen içerdiği öyküler yazarın yirmili yaşlarının ortaları ile otuzlu yaşların başlarında kaleme aldığı metinler. Bu hususlar da göz önüne alındığında kitaptaki öykülerin tamamı o yaşlara yakışmayan oldukça zayıf öyküler. Zira en başta diyaloglar çok yavan. Çok düz ve klişe cümleler. Gerçek hayatta o karakterlerden duymayacağımız ifadeler. Özellikle Daire isimli ilk öyküdeki diyaloglar çok çiğ ve sakil duruyor. Haliyle kitabın ve öykünün akışı da daha en başta teklemeye başlıyor. Kitap ilerledikçe öykülerdeki kurgunun da aynı zayıflıkta olduğu çıkıyor ortaya. Bir yerden sonra toparlar mı acaba diyorsunuz ama o da olmuyor. Şaşırtmıyor, ters köşe yapmıyor, beklentileri karşılayıp yüksek finallerle bitmiyor ve hepsinden önemlisi bittiğinde bir duygu bırakmıyor. Yüzüstü bırakan, okurunu getirdiği yerde bir başına terk eden öyküler Kansu Oğuz’un öyküleri. Misal, Üç Yüz Altmış Beş Numaralı Daire isimli öykü… 61 sayfalık, evet 61 sayfalık bir öykü (?) okuyorsunuz ve bitince “neydi şimdi bu” hissiyle bitiyor her şey. Ayrıca çok fazla hatalı kullanım var. Burada örnek olsun, belirtirim diye düşünerek not almaya başlamıştım fakat o kadar çok örnek oluştu ki bir yerden sonra vazgeçtim. Sadece art arda iki sayfada geçen şu iki kullanımı belirtsem yeter sanki; “Sağ omzunun temizliği bittikten sonra sol patisine geçti…” (Sayfa 116) Sağ omzunun temizliğinin bitmesi…? Ne demekse artık. Ya da “…telli boşluktan içeri baktı.” (Sayfa 117) Telli boşluk…? Ne demek ki telli