İnsan bazen dilinde zikir, alnında secde varken her şeyin yolunda olduğunu zanneder. İçine çöken o ani kasveti, işlerinin ansızın sarpa sarmasını veya sevindiği şeylerin bir anda hüzne dönmesini hep dünyalık sebeplere bağlar. Oysa bilmez ki, gök kubbeyi delen bazı feryatlar vardır; ne yapsan önünde duramazsın. Büyük âlim İmam-ı Gazali bu gafleti şöyle tokatlar: "Nice ibadet edenler vardır ki, kıldıkları namazlar ve yaptıkları zikirler, kırdıkları gönüllerin ahı yüzünden göğe yükselmeden yüzlerine çarpılır." Sen kendi huzurunu ararken, arkanda nasıl bir enkaz bıraktığına hiç baktın mı?
“12 Eylül’ün ürünü” diye başlayan bir tekerlememiz de halk diline epeyce yerleşmiştir. Kimin ne hoşuna gitmiyorsa, ülkede her ne sıkıntı varsa bu olumsuzluk zaten günah keçisi durumunda olan 12 Eylül yönetiminin bir ürünü olarak etiketlenebilir;
“PKK 12 Eylül’ün ürünüdür!”,
“Bugünkü ekonomik sıkıntılar ve yüksek enflasyon 12 Eylül’ün ürünüdür!”,
“Ülkeyi sağ/muhafazakar partilerin ve liderlerin yönetiyor olması 12 Eylül’ün ürünüdür!”,
“Tarikat ve cemaatlerin palazlanması 12 Eylül’ün ürünüdür!”
“Şeker bayramının adı Ramazan Bayramı oldu ise bu 12 Eylül’ün ürünüdür” (Bir televizyon programında bunu da duymuştum. / M.S.)
Kısacası bugün sorun olan ve bizim hoşumuza gitmeyen her ne var ise 12 Eylül’ün ürünüdür!
Yani çok büyük bir yanılgı olarak, 1980’ler adeta 12 Eylül ve Kenan EVREN ile özdeşleştirilmiş, dolayısıyla 1980’lerde sorun olan veya sorun olmaya o yıllarda başlayan her ne problemimiz var ise sebebi 12 Eylül ve Kenan EVREN’e bağlanmıştır. Halbuki 1983 sonunda demokratik düzene geçilip sivil hükümet işbaşına gelmiş, yasama ve yürütmeyi üzerine almıştır. O tarihten itibaren Kenan EVREN de her Cumhurbaşkanı gibi devleti temsil eden, yetkileri sınırlı birisi konumuna gelmiş ve 90’lı yıllara kadar her alanda ülke kaderini tayin eden politikalar ÖZAL hükümetinin birer projesi/ürünü olmuştur.