"Benim davranışımı o belirler"
"Bir iş adamı arkadaşıyla yürürken, her gün gazetesini aldığı bayide durur. Adama ‘Günaydın’ der güler yüzle. Satıcı ekşi bir suratla ve gayet kaba bir şekilde gazeteyi uzatır. İş adamı gülümseyerek teşekkür eder, giderken de ‘İyi günler’ der. Arkadaşı şahit olduğu bu kabalıktan şaşkın,‘Bu satıcı hep böyle kaba mı davranır?’ diye sorar. ‘Evet,ne yazık ki öyle’ diye yanıtlar iş adamı. Arkadaşı, ‘Peki, sen hep böyle nazik ve kibar mı davranıyorsun bu adama?’ diye üsteler. ‘Evet’ der iş adamı. ‘Peki, o sana böyle kötü davranırken sen niye ona ısrarla iyi davranıyorsun?’ diye merak eder arkadaşı. İş adamı gülümseyerek, ‘Onun tavrının benim tavrımı etkilemesine izin veremem. Onun gibi davransaydım, benim davranışımı o belirlemiş olurdu. Günümü ona öfkelenerek berbat etmeye hiç niyetim yok. O mutsuz olmayı seçiyorsa, bunu değiştirmeyi de yine sadece kendisi seçebilir. Ama bir şey kesin. Nasıl hissedip davranacağıma başkalarının karar vermesine izin asla vermem.’ der..." "Ne olduğunuza başkaları karar vermesin, siz karar verin. Size başkalarının değer biçmesine izin vermeyin, kendi değerinizi kendiniz belirleyin."
Mesafe ilişkiyi soğutmaz ama az konuşma ve geç yanıtlar soğutur.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Her şey mi az, Arzularımız mı obur? Artmayınca mı yetmiyor? Hep mi bir şeyler eksik? Fazlalıklar mı bizi boğuyor? Sorular neden bu kadar çok da Yanıtlar bu kadar az. Bizden mi kaçıyor? D' Evrilenler
Kitap Alıntısı
Rahmetli Neşet Ertaş'a bir röportajında sunucu sorar: Neden yeni yapılan türküler sizinkiler kadar kalıcı olamıyor? Büyük ozan şöyle yanıtlar: "Biz çekmediğimiz derdin türküsünü yakmayız, gızım."
İltifat etmenin incelikli yolları
🤔Samimi iltifatlar, hem edenin hem de edilenin hayatını güzelleştirme potansiyeli taşırken neden genellikle bunu yapmaktan çekiniriz? Nelere dikkat edersek iltifatımızın yanlış anlaşılacağı ya da karşılık bulmayacağı endişesini giderebiliriz? İltifatlar, samimi olduklarında, en güzel geri bildirim verme yollarından biridir. Peki neden çoğu zaman birine övgü dolu sözler söylemekten imtina ederiz? Missouri Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde İngilizce ve teknik iletişim alanlarında ders veren Lisa Pavia-Higel, Psyche internet sitesinde yayımlanan yazısında, bu konuyu ele alıyor ve iltifat etmenin incelikli yollarını sıralıyor. Yazıdan öne çıkan bazı bölümlerini aktarıyoruz: “(…) Yaklaşık beş yıl önce tanımadığım insanlara halka açık yerlerde iltifat etme alışkanlığı edindiğimde, çoğumuz gibi, yorumlarımın samimiyetsiz veya müdahaleci görünebileceğinden endişelenmiştim. Belki siz de iltifat etme konusunda bazı çekincelere sahipsiniz; bir yabancıya, iş arkadaşınıza veya hatta bir arkadaşınıza beklenmedik bir şekilde övgüde bulunmanın garip hissettireceğinden veya sözlerinizin istediğiniz gibi algılanmayacağından endişeleniyorsunuz. Ben, bu endişelerin beni durdurmasına izin vermedim; siz de vermeyin. Daha çok iltifat etmek hayatımı aydınlattı. Bence bu, birçoğumuzun yaşadığı sosyal kopukluk, yalnızlık ve gerginliğe çözümün küçük bir parçası da olabilir. Siyasi iklimin belirsizliğinden ötürü iyi tanımadığımız insanlarla iletişimimizi sınırlamak en güvenli yol gibi görünse de arkadaşlara, aile üyelerine, tanıdıklara, hatta yabancılara ulaşmak, çok ihtiyaç duyulan nezaket, mutluluk ve aidiyet anlarını hayatımıza getirebilir. __Neden mi? Samimi iltifatlar hem alıcıyı hem de vericiyi iyi hissettirir de ondan. Psikologlar, iltifat eden kişi önceden
Makale|Yazı
30 MAYIS 1924 - Fikriye Hanım'ın Ankara'da intiharı. Ve Mustafa Kemal'in kendisi için yazdığı şiiri: "İçsem de bir kadeh hayat iksirinden, zamansız ayrıldım, bilinsin Fikriye’den. Bıkmadım ki doyayım o narin ellerinden, Ümmid-i aşkım saracak seni, cefakâr teninden." Fikriye Hanım, Münih'ten İstanbul'a döndükten sonra, Atatürk'ün Ankara'ya gelmesine izin vermemesi üzerine kısa bir süre İstanbul'da kalmış, daha sonra Gelibolu'ya giderek, eskiden tanıdığı bir ailenin evinde bir sene kadar misafir edilmiştir. Ancak 1924 yılı mayısının sonlarında, başkasına ait bir nüfus cüzdanını kullanarak Gelibolu'dan İstanbul'a, oradan da Ankara'ya gelmeyi başarmış, 30 Mayıs günü Atatürk'le görüşmek üzere Çankaya'ya gitmişti. Köşke varışında bu arzusunun yerine getirilemeyeceği kendisine söylenildiği zaman, geri dönmek üzere -beklemekte olan- payton'a binmiş, payton'da, yanında taşıdığı tabanca ile intihar etmiştir. Fikriye Hanım’ın intiharı Latife Hanım biz gençlere diyor ki: “ATATÜRK, MİLLETİNİ ÇOK AMA PEK ÇOK SEVİYORDU. HAYATINI TÜRK MİLLETİNE ADAMIŞTI. SEVİLMEYİ DE AYNI DERECEDE İSTİYORDU. SİZ GENÇLER, O’NU SEVMEK, O’NU SEVDİRMEK İÇİN MÜTEMADİYEN O’NDAN BAHSEDİNİZ, O’NA DAİR YAZINIZ.” FİKRİYE HANIM’IN İNTİHARINI ATATÜRK’ÜN ENİŞTESİ MUSTAFA MECDİ BEY’İN HATIRATINDAN DİNLEYECEĞİZ: —“ Benim bildiğim ve gördüğüme göre, ATATÜRK ‘ün şahsi sebeplerde en çok üzüldüğü, müteessir olduğu olay, FİKRİYE ‘nin intihar edişidir. Bizim ailece FİKRİYE dediğimiz bu çok güzel hanım, ATATÜRK ‘ün üvey babasının erkek kardeşinin kızı olmak dolayısıyla, bilhassa ZÜBEYDE Hanım’ı sık sık ziyarete gelir, AKARETLER ‘deki evimizde günlerce misafir kalır ve bu arada MUSTAFA KEMAL PAŞA ’yı da bir ağabey gibi sever, sayar, her hizmetinde bulunurdu. Hele nikâhlanarak birlikte gittiği bir MISIR ‘lı ile harem