Ölüm hayatın zıddı değildi, bilakis hayatla başlıyordu ve hayatın ta kendisiydi. Ölüme ilerlemenin adı hayat olmuştu. Doğan herkes bu yolu yürüyor ve günü gelince de dünyayı terk edip gidiyordu. Uzun emeller ve ihtiraslar gidişi geciktirmiyor, bilakis hayatı geciktiriyordu.
...haremdeki bütün müşrikler, Müslümanların iki kafile halinde, alımlı çalımlı adımlarla, rahvan giden atlar misali Kabe'yi açıkça tavaf ettiklerini seyrediyorlardı ve içlerinden biri bile çıkıp onlara müdahalede bulunamıyordu. Nasıl bulunsunlardı ki, kafilelerden birinin başında Hamza, diğerinde Ömer şahlanıyordu.
İsyandakiyle itaattekinin farkı nefisten razı olup olmamakta düğümleniyordu. Bu dava nefsinden razı azgınlar ile nefsiyle hesabı olan müminler arasında geçmeye başlamıştı çünkü.
Dostum İbrahim "Dünyan en güzel gülü henüz açmadı!" dediğinde ben onun bir gülistanda açacağını sanmıştım. Meğer o dikenler, diken yaraları, gözyaşları ve kan damlaları arasında açacakmış.