Biz, vakit kaybetmemek için, efsaneleşen kişileri 'minnetle' anarız, onun 'mümtaz' kişiliği önünde 'hürmetle' eğiliriz. Bu kahraman muhakkak 'yeri doldurulamayacak bir kayıp'tır ve bu nedenle, yani yerini dolduramayacağımızı bildiğimizden, onunla ilgili bir araştırma yapmak bizim gibi ciddi kimseler için söz konusu olamaz. Bu arada onun 'üstün gayretlerini', 'hasletlerini' anarız; 'senin yerine ben gitseydim' diyerek, hiçbir zaman niyetli olmadığımız davranışlardan söz ederiz.
Bilir misin Mustafa bir adama çok kızdığı zaman ne dermiş? Jale Hanım anlatırdı.: 'Yahu Jale, düşünebiliyor musun: adam samimi değil,' dermiş. Mustafa için bundan büyük suç olamazdı. Haklıydı: Samimi olmayanlara düşünme sanatından, dil ve matematikten, Büyük Arya-Dharma'dan, Kızılderililerin uğradığı haksızlıklardan, din ve ilimden, idare ve matematikten, fizik ve kronolojiden, nefis kontrolünden, yurdu terk eden kabiliyetlerden, müzik ve matematikten, tolerans ve tabiattan, soyadı alınırken takip edilen yollardan , akıl hareketlerimizin tek rehberi olabilir mi'den, insan ve otomattan, mühendis nasıl yetiştirilir'den ve kibernetikten söz edebilir miydi?
Her şey öğretilebilir. İyi yaşamak için neler yapmalı? Bunu bile öğretebiliriz insanlara. Çünkü iyi yaşamak da 'bilgi'ye dayanır. Bunu da göstermeliyim sizlere. Çünkü ülkemizin insanları daha yaşamanın acemisidir. Onlara insan gibi yaşaması öğretilmemiştir henüz. Nasıl yaşamak gerektiği de sezdirmeden öğretilebilir onlara. Hayatın yaşamaya değer olduğu öğretilebilir. Güzel sanatların da, edebiyatın da 'büyük ve güzel şeylerin' de var olduğunu öğrenmeli insanlarımız.
Peki, Mustafa neden iyimserdi bu kadar? Rengi solmuş eski asker ceketiyle ve bunca ağrı sızıyla birlikte neden iyimserdi? Bütün bunların önemli olmadığını seziyordu herhalde. Başka şeylerin, mesela matematik gibi güzellik taşıyan şeylerin önemli olduğunu, parasızlığın değil Fuzuli'nin ciddiye alınması gerektiğini düşünüyordu belki de. İnsan ters talihi için olsa olsa bir 'Şikâyetname' yazardı, o kadar.