Halk denen kitlenin ta derinliklerinde yatan, bir gizilgüç niteliğiyle varolan kötülüğün bütün uzantılarıyla algılanmasıydı, insanın büyük şehirdeki güruhun batağına saplanması, böylece de insanlığını yitirmesi, insan karşıtı bir varlığa dönüşmesiydi..
Ötekiler, yani ayaklarının üstünde durabilenler, yüzlerinin ve gözlerinin dokusuna ölümün ne kadar derinlemesine işlemiş olduğunu bilmiyorlardı, aslında bilmek de istemiyorlardı; onların tek istedikleri, birbirlerini baştan çıkararak, birbirlerine kenetlenerek oynadıkları oyunu sürdürmekti; sevişmenin o açılış oyunlarını sürdürmekti; aptalca, fakat sevimli ifadelerle birbirlerinin gözlerine dalıp giderek; ve onlar bilmezlerdi ki, aşk için yatmak, her zaman ölmeye de yatmaktır.