Ülkemizde adı çok duyulmasa da Tezer Özlü’nün “Ama susuzluğumu gideren, istediğimi bütünleyen, Cesare Pavese’nin kitapları oldu.” dediği yazardır Ay ve Şenlik Ateşleri’nin yazarı.
Romanın başkahramanı Anguilla, Belbo köyünden Amerika’ya gidip yıllar sonra II. Dünya Savaşı sonrası köyüne döner. Onun dönüşü, sadece bir yolculuk değil; ait olma özleminin bedensel ve zihinsel sahfalarıdır da aynı zamanda.
Anne babasını hiç tanımayan, köklerini bilmeyen Anguilla için Belbo, bir yandan köksüzlüğün kanıtı, bir yandan da onu var eden topraklardır. Döndüğünde ise İtalyan faşizminin külleri üzerinde yaşayan insanları, geçmişi ve hatıralarıyla yüzleşir. Sanki yanmış bir ateşin küllerine usul usul bakar gibi.
Kitaptaki şu cümle beni en çok düşündürenlerden biri oldu:
“Çok yer görmek hiçbir yere bağlı olmamak demekti.”
İnsan, gittiği yerlere bir parça bırakıyor ya da oradan bir parça taşıyor. Bizim dilimizden özlem diye dökülen bu gerçek Anguilla’nın doğduğu yere yabancılaştığını okuduğumuzda şöyle bir şey düşündürüyor okuyana: Ama ya o özlem koca bir yanılsamaysa?
Ne var ki durumun böyle sürmeyeceğini biliyordum ve bir şeyler yapmak, çalışmak, tehlikeleri göğüslemek isteğim eriyip gidiyordu. On yıldır ayak uydurduğum bu yaşam, bu insanlar şimdi korkutuyorlar, kızdırıyorlardı beni.