Bir mektupta Wilde, karakterlerin kendisini yansıttığını belirtmiştir. "Basil Hallward kendi hakkımda düşündüklerim: Lord Henry dünyanın hakkımda düşündükleri: Dorian -belki başka yaşlarda- olmak istediğim."
Kitabın başladığımda her gün bir iki bölümünü okuyup sindirerek bitirmek istesem bile bir süre sonra elimden bırakamadım, bir kısımdan sonra tek oturuşta bitirdim.
Bu kitap şu zamana kadar beni açık ara en çok şaşırtan olay örgüsüne sahipti. Arka kapağını bile okumadan başladığım için sayfaları çevirdikçe şaşırmaktan, kısım kısım dehşete düşmekten kendimi alamadım.
Oscar Wilde karakterlerini süslememiş, onları belli kalıplara sokup okumamız için önümüze koymamış, tam aksine öyle düz, öyle berraklar ki, bir kısımda beni rahatsız ettiğini bile söyleyebilirim. Kitapta rahatsız olduğum diğer noktaysa Dorian. 200 sayfa boyunca ya karakter, ya da karakterin portresi övülmüş, güzelliği anlatılmış da anlatılmış. Yani tamam, kitabın adından belli ama ben bir yerden sonra aynı şeyleri okuduğumu düşünmekten kendimi alamadım.
Bunlara rağmen Drian Gray, iyi veya kötü hiç fark etmeden ön yargılarımızı yüzümüze vuran, gerçekleri ve olabilecekleri düpedüz anlatarak çağını aşmış güzel bir başyapıt.