Yahudiler İslam'a bile bile direndiler. Yani Rasulullahsallallahu aleyhi vesellem'in Adem aleyhisselam'dan bu yana yaşayan bilginin temsilcisi olduğunu biliyorlar ama bu bilginin kendi tekellerinde kalmasını, kendileri için bir iktidar ve imtiyaz vesilesi olarak kullanılmasını istiyorlardı. Halbuki İslam bir Arap dini olmadı, bir Pers, bir Türk, bir Hint, bir Afrika dini olmadı. Hiçbir kavmin üstünlüğünün timsali kılığına sokulamadı. Balkanlarda Pomaklar, Boşnaklar, Arnavutlar kitle halinde Müslüman olduklarında ne kendilerinden önce Müslümanlaşmış kavimler karşısında statü kaybını yaşadılar ne de bu yeni kimlikleriyle diğer Müslüman kavimlere üstün bir durumu ele geçirdiler. Müslümanlık her Müslümana dünya hayatının gerekleri karşısında bir tarağın dişleri gibi benzerlikler sağladı. Benzerlik "tektıpleştirmek " değildi İslam'a göre. İç dünyanın zenginliğini, her Müslümanın bir iç "makam" sahibi olmasını temin eden ve İlahi bilgilere nüfuzu mümkün kılan zahirdeki koruyucu benzerlikti. Ama adına Batı medeniyeti dediğimiz ve bir kabadayılık felsefesinden fazlasına sahip olmayan hayat tarzı Müslümanların duygu ve düşünce atmosferini parçaladıktan sonra, Müslümanların bir kısmını kendi müttefiki haline getirdikten sonra İslam kritik bir durumla karşı karşıya geldi. Çünkü zalimlerin tek boyutlu eşitlikçi tutumu Müslümanların iç dünyalarındaki makamları silmeye, bunun yerine zahirdeki çeşitliliğe ve tabakalaşmaya matuftu.