Cuma namazı, İmam-ı Azam Ebû Hanife sistemi içinde bir bakıma bir "devlet namazı"dır. Yani müslümanların kendi devletlerini gerçekleştirmelerinde mihver, merkez rolünü oynayan namaz. Bu açıdan, cuma namazı, insanı, "İmam" fikrine, "İmam" fikri de "devlet" idesine götürür. Devlet, imam, namaz ve insan, cuma tapınmasında bir bütünlük, kutsal bir beraberlik içinde Allah'a yönelir. İmam, müslümanları kendilerine din ve dünya işinde önderlik yapmak için seçtikleri "baş" demektir. Devlet, islâm toplumunun içe doğru ve dışa karşı yaşayış kuruluşu demektir. İşte, cuma namazı, her hafta, bu "baş"la toplumu, devletle halkı bir araya getiren, Tanrı huzurunda birbiriyle hesaplaştıran, birbirine bağlılık derecelerini Allah'ın önünde kontrol eden, imtihana çeken, bu kutsal afinitedeki çürüyüş ve gevşeyiş noktalarını eriten, bu sıkı bağlılığı tazeleyen ve dirilten, âdeta her hafta bir âb-ı hayat iksirinden geçiren, kevserle arıtan kutlu bir tapınmadır.