Bakıyoruz da gönlümüze, kırık.
Sevgimiz kime neye belli değil, bölük pörçük.
Yazdığımız aşk mektupları sefil. Arzuhalcilerin kapısında bekleşir gibi, şöhrete, servete, güvenceye, eşyaya, dünyaya götürecek vasıtaların şefaati için bekleşip durmaktayız.
Büyükler bize ebedi olana gönül vermeyi öğütlediler. “Seni mezara koyunca dönüp gidenleri değil, orada da yanında kalacak olan iyi amelleri dost edinmeni,
Nefsinin behimi arzularını yenmeye çalışıp Allah’ın azametinden korkarak ona itaat ederek cenneti ummayı,
Elindeki sermayeyi koruyup kasalarda sakladığın gibi, kıymetli kabul ettiğin bütün varlığını, “Sizin elinizde olan her şey tükenecek ancak Allah katında olan bakidir.” ayetiyle amel edip Allah’a emanet edip onun rızası uğrunda harcamayı, malı mansıbı değil, takvayı seçmeyi,
Haset hastalığını atıp Allah’ın taksimine razı olmayı, kimseye düşmanlık beslememeyi,
Allahu Teala’nın, rızkına kefil olduğunu bilip, kendi isteklerine bakmayıp, Allah’ın sende olan hakkı ile meşgul olmayı,
Senin gibi bir yaratık olan servete, ticaretine, sıhhatine güvenmeyip, yalnız Hazreti Allah’a tevekkül edip ona bağlanmayı, bunun da sana yeteceğini” söylediler.