Mühr-ü Süleyman, Süleyman Peygamber'in yüzüğüne verilen isimdir. Bu aynı zamanda onun mührüdür. Kadim kaynaklara göre bu yüzüğün üzerinde İsm-i A'zam olduğu için Hz. Süleyman bütün mahlukata ve maddeye hükmetmiştir. Yazıcıoğlu Ahmet (Ö. 870/1466'dan sonra), Süleyman'ın bu yüzüğünü, Hz. Adem'in cennetten getirdiğini söylemektedir. Mevlânâ Hazretleri yüzüğü "ilim" ve "gönül" sahibi olmak olarak da yorumlamıştır. Ayrıca buyurmuştur ki: "Hakiki Süleyman'da nur ve safiyet vardı. Sende onun ahlakı ile ahlaklan ve mühre sahip ol. Bu dediğimi ancak gerçek aşıklar anlar."
Rothschild’ın gölge adamı “Jacques Attali” 2014 yılında bir televizyon programında Macron için “Cumhurbaşkanı kumaşı taşıyor, lider özelliği var” dedi. Tarih 2017’yi gösterdiğinde Macron Cumhurbaşkanı seçildi. Attali’nin dediği oldu. Rothschild bankasından cumhurbaşkanlığına uzanan bir yol. Macron deniz, kara para işinde Rothschild hanedanlığına uyuyor. Macron’un akıl hocası Attali’ye göre dünyayı yönetmek Akdeniz’i yönetmekten geçiyor. Bunu sürekli dile getiriyor.
1992’de İsrail’de iktidara gelen İşçi Partisi lideri İzak Rabin, siyonistlerin düşündüğü gibi yayılımcı ve dini bir politikayı terketmişti. İsrail için o zamanki mevcut topraklarının yeterli olduğunu düşünüyordu. Yani Nil ve Fırat arasındaki vaat edilmiş Büyük İsrail’e ve Filistin’in tamamında İsrail Devleti kurulmasına ters bir düşünce içindeydi. Daha barışçı bir politika içine girdi. Savaş ve gerginliğin Filistin’de bitmesi gerektiğini söylemeye başlamıştı ve geniş bir kitleyi de arkasına almıştı. Öyle ki Filistinlilerle yaptığı antlaşma ile Batı Şeria’daki Arap şehir ve köylerinden Yahudi yerleşimcileri hemen geri çekilmeyi kabul etti. İşte bu Siyonist lobiye tersti. Kendi sonunu hazırlayacaktı. Siyonist ideallere ihanet eden bu lider ya yola getirilmeli ya da ortadan kaldırılmalıydı.
Sonra İsrail Başbakanı İzak Rabin’e ne oldu dersiniz? Önce siyonist tarikat ve örgütler dünyanın çeşitli yerlerinde yaptıkları protestolarla İzak Rabin’i “hain” ilan ettiler. Filistinlilere verecek bir karış topraklarının bile olmadığını söylediler. Bu, psikolojik yıpratma operasyonuydu. 4 Kasım 1995 gecesi Tel Aviv’de düzenlediği mitingte “Yigal Amir” isimli fanatik bir Yahudi gencin kurşunlarına hedef oldu ve öldürüldü.
Şunu asla unutma değerli okuyucu; bir Yahudi, Allah’a inanmadığı hâlde Arz-ı Mevud’a inanıyorsa yine de gerçek bir Yahudidir. Yok, eğer Allah’a inanıyor ve iyi işler yapıyor olmasına rağmen eğer Arz-ı Mevud meselesine inanmıyorsa o iyi bir Yahudi değildir. Yahudi cemaatinin yayın organı olan ve Türkiye’de yayınlanan Şalom Gazetesi’nde 8 Mart 1989 tarihinde yayımlanan bir yazıda şöyle deniliyordu: “Allah’a inanmak Yahudiliğin temel inancı değildir; ancak Arz-ı Mevud’a inanmak, temel inançtır.”