"gerçekleşmemiş her şeyi, ölü doğan bebekleri, melekleri, sadece hayali kurulmuş sevdaları, seherle yarım kalan rüyaları düşünüyorum ve sonsuza dek ölmüş şeyleri, soykırımları, kesilen ağaçları, soyu tükenen balinaları ve tükenmiş tüm ırkları. suların terk ettiği, çırpınarak canını kurtaran ve bizim var olmamızı sağlayan o ilk balığı düşünürüm. her şeyi, doğmayı asla başaramamış ve sonduza dek ölmüş her şeyi bağrına basan denizi. gökyüzünün açılacağı ve bütün bunların ilk kez yada bir kez daha meşruluklarını yeniden kazanacakları o günü düşünürüm."
"ölüm öncelikle budur işte: boş yere görülmüş olan, boş yere görülecek olan her şeydir. algıladığımızım yitirilmesidir. boş yere konuştuğum bu kısa anlarda, ölüyormuşum gibi bir şey. çünkü sevilen varlık dondurulmuş bir kişi, konuşmayan bir düş görüntüsür; susuş da, düşte, ölüm demektir. ya da: ödüllendiren ana'ysa, bana ayna'yı imge'yi gösterir ve konuşur: "sen busun". ama dilsiz ana bana ne olduğumu söylemez: temellendirilmemişimdir, varlıktan yoksun olarak, acı içinde, boşlukta yüzer dururum."
"uymadan katlanır, savaşmaya alışmadan direnirim: hep şaşkınımdır, hiçbir zaman cesaretim kırılmamıştır; bir daruma bebeği, durmadan şaplak yiyen, ama içindeki bir düzen (ama benim düzenim nedir? aşkın gücü mü?) yardımıyla sonunda gene doğrulan bacaksız bir hacıyatmazımdır."
"sanki son bir kez, çılgınca, ölecek olan birine -kendisi için öleceğim birine- sarılmak istiyormuşum gibi bir şeydi: bir ayrılık yadsıması gerçekleştiriyordum."