Zayıf ruhlarda, koyun tabiatlılarda varılan karar, mağlupların korkak ve utanç verici huzurudur: İçlerinde vasatlığın zafer kazanması, her türlü mücadele denemesinden kesin olarak vazgeçilmesi, herkes gibi bir hayatın kabul edilmesi ve ruhlarının kalitesizliğinin taşıyamadığı daha yüksek bir idealin tüm telkinlerine kulakların kapanması söz konusudur.
….kendilerini tekrar tekrar gözden geçiren, daha üstün bir yaşamın çağrılarını susturamayan, ama irade eksikliğinden dolayı küçük gördükleri yaşam tarzına tekrar yuvarlanıp duran gençlerin farklı farklı zaaf dereceleri yer alır. Alçalmalarını asla kabullenmeyen, çalılmayla geçen bir ömrün güzelliğini hissedip bir türlü çalışamayan, tembellikle dolu bir hayatın çirkinliğinden mustarip olup yine de hiçbir şey yapmayan isyankâr ve acılaşmış kölelerdir onlar.
Bir anlamda, tembel yaşamın çirkinliklerini geviş getirir gibi yineleyip durmakta fayda vardır. Eskilerden birinin dikkat çektiği gibi, bir karabiber tanesini yuttuğumuzda bir şey hissetmeyiz. Ama tersine onu çiğner ve dilimizle ağzımızda döndürürsek damağımızı yakar, dayanılmaz acı bir tat bırakır, hapşırtır ve gözümüzü yaşartır.
Hiçbir zaman iradi olarak bakışlarını dış dünyadan kendi içlerine çevirmemişlerdir; veya daha doğrusu, bilinçlerini olduğu gibi dış dünyadaki olgulara açtıklarından, bu dış kaynaklı selin altında kendi benliklerinin sağlam ve kalıcı zemininde sondaj yapma cesaretini asla gösterememişlerdir. Bunun sonucu olarak, hayatın içinde dış olaylar tarafından sürüklenerek ilerlerler; özgünlükleri, kendilerine hakimiyetleri güz yelleri önünde savrulup duran yapraklarınkinden fazla değildir. Tecrübelerinden sıfır kazanç elde ederler: Bakışlarını o kadar çok şey üzerinde dolaştırıp durmak aslında hiçbir şeye bakmamakla eşdeğerdir.