Faust bazı yerlerde elimden kayıp giden bir kitap oldu.
Metaforların yoğunluğu, sembollerin katman katman oluşu… Bazen aynı sayfada uzun süre kaldım. Ama sanırım tam da bu yüzden etkiledi beni.
Çünkü Faust sadece bir karakter değil. İnsanın içinde büyüyen o sonsuz yetmezlik hissi biraz. Daha fazlasını bilmek isteyen, sınırlarını aşmaya çalışan, ruhundaki boşluğu hiçbir şeyle dolduramayan tarafı…
Bu yüzden kitap boyunca sık sık şunu düşündüm:
Hepimiz biraz Faust’uz.
Goethe bir adamın şeytanla yaptığı anlaşmayı anlatmıyor yalnızca. İnsanın kendi karanlığıyla yaptığı pazarlığı anlatıyor. Bilginin, arzuların, tutkuların ve hakikati arama isteğinin insanı nasıl hem yükseltip hem tüketebileceğini gösteriyor.
En çok da finali kaldı içimde.
Gretchen’in affedişi, dünyanın geçiciliği, ruhun arınışı… Bazı satırlarda tasavvufi bir metin okuyormuşum gibi hissettim. Özellikle insanın eksik bir varlık olması ama yine de hakikate yöneldikçe kurtuluşa yaklaşması fikri uzun süre zihnimde dolaştı.
Herkese önerir miyim bilmiyorum.
Çünkü Faust hızlı tüketilecek bir kitap değil. Sabır istiyor. Düşünmek istiyor. Bazen anlaşılmadan hissedilmeyi bile istiyor.
Ama insan ruhunun açlığını anlatan kitapları seviyorsanız, Faust bir noktada mutlaka size de dokunuyor.
Ve bence bazı kitaplar okunup bitmez.
Sessizce insanın içine yerleşir,kapağını kapattıktan sonra bile insanın ruhunda dolaşmaya devam eder. Faust benim için öyleydi.