1938 yılında Afyon-Sandıklı’da doğdu. 1956 yılında Ankara Gazi Lisesi’nden, 1961 yılında A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Şubesinden mezun oldu. Yedeksubaylık hizmetini tamamladıktan sonra 16 Aralık 1963 tarihinde Maliye Teftiş Kurulu’na girdi. 1968-1970 yılları arasında ABD’nde staj yaptı. Maliye Bakanlığı’nda sırasıyla; Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdür Yardımcılığı (1972-1974), Hazine Genel Müdür Yardımcılığı (1975-1976), Washington Büyükelçiliği Maliye Müşavirliği (1977-1980) ve Hazine Genel Müdür Başyardımcılığı (1981-1982) görevlerinde bulundu. 1982 yılından sonra özel bir Türk bankasının Avrupa Ülkeleri Baş Temsilciliği görevini üstlendi. İngilizce, Almanca ve Fransızca bilen Alptekin Müderrisoğlu, 30 yıl boyunca Türk tarihi konusunda araştırmalar yaptı. Maliye Müfettişliği döneminde Anadolu’da Türk kaynaklarını, Amerika’da bulunduğu yıllarda Amerikan kaynaklarını, Avrupa’da bulunduğu yıllarda ise Alman, İngiliz, Fransız, Rus ve İtalyan kaynaklarını tarayarak yakın tarihimizle ilgili yayınlar ve belgeler topladı. Yaklaşık 50.000 fotoğraf içeren bir özel arşiv oluşturdu. 1996 yılında emekli olduktan sonra çok sevdiği Türkiye’ye döndü. 24 Şubat 1999 günü yaşama veda etti.
İleri! Daima ileri ki zafer, şan, şehitlik, cennet hep ileride; ölüm ve alçaklık geridedir. Mübarek ve kutsal şehitlerimizin ruhuna Fatiha! Padişahım çok yaşa!
- Başkomutan Vekili Enver Paşa
Salona eli bağlı üç kişi getirildi, sanık sırasına oturtuldular.
Mahkeme başkanı Saruhan milletvekili Mustafa Necati sanıklardan en yaşlısına, ihtiyar köylüye sordu.
-Baba Adın ne?
Dinleyicilerde bir ferahlama görüldü. Demek bu ihtiyarın suçu ötekilerden daha hafifti. Bu yüzden ilk yargılanıyordu. İhtiyar ayağa kalktı.
-Hüsnü
-Baba adı ?
-Ramazan
-Nerelisin ?
-İnebolunun Çatal bucağından.
-Baba, sen askerden kaçan oğlunu evinde saklamış, bir asker kaçağına yataklık etmişsin !
-Tövbe de Reis bey !
-Ben tövbe dedim, sen ne dersin ?
İhtiyar köylü başkanın üstelemesinden sıkılmıştı. Elini koynuna sokup yıpranmış, buruşuk iki tomar kağıt çıkardı kürsüye doğru salladı:
-Reis Bey, Reis Bey!.. Şu kafa kağıtlarının içini okusan bana dediğinden utanırsın!..
-Neden ?
-Bu kağıtlar Balkan Harbin'de ve Çanakkalede şehit düşen oğullarımın nüfus kağıtlarıdır. İki arslanını millet için şehit veren baba, üçüncü oğlunu bu ölüm dirim savaşında bir kahbe gibi gizlemez Reis Bey !
Salonda çıt yoktu. Mahkeme üyeleri birbirlerinin yüzüne baktılar.
Şaşkındılar.
İhtiyar birden yamalı mintanını yırttı. Çıplak, ak kıllı göğsü dışarı fırladı.
-Hele gel Reis Bey, yakın gelde şu kalbura dönmüş göğsüme bak! Bu gördüğün yaraları Makedonya'da Bulgar çeteleri ile döğüşürken aldım. Sekiz yıl askerliğim var benim. Kurşun yarasına yara demem. Şehit arslanlarımın yarasıdır bağrımı delen. Benim oğlum askerden kaçsa bile ben saklamam. Bunu böyle bil !
Mustafa Necati Bey sıkıntısını gizleyemeyerek sordu:
-Peki baba. Oğlunu en son ne zaman, nerede gördün ?
-Enson ilk kar düştüğünde gördüm. Aha şurada, Kastamonu askerlik şubesinin önünde. Ankaraya selametlerken...
-Sonra hiç haber almadın mı?"
İhtiyar duraladı. Bu soruyu beklemediği belliydi. Kuşkulu gözlerle dinleyicilerden yana baktı. Orada birilerinden,