Daniel Quinn

Daniel Quinn

Yazar
8.8/10
55 Kişi
·
116
Okunma
·
8
Beğeni
·
1.009
Gösterim
Adı:
Daniel Quinn
Unvan:
Amerikalı Yazar, Düşünür
Doğum:
Nebraska, ABD, 11 Ekim 1935
Daniel Quinn (d. 11 Ekim 1935, Omaha, Nebraska, ABD), çevreci olarak kabul edilen ve en çok 1991'de Turner Tomorrow Fellowship Award'ı kazanan Ishmael romanıyla tanınan yazar.
Öte yandan Quinn, kendisini "çevreci" olarak tanımlamaz ve bu terimin sahte bir ikilem yarattığına dikkat çeker. Zira bu terim, çevre kavramının yaşayan organizmalardan, özellikle de insan yaşamından ayrı olduğunu çağrıştırır.  Quinn kendi felsefesini new tribalism olarak tanımlar.
Atomları nasıl parçalayacağınızı, aya kaşifleri nasıl göndereceğinizi, genleri birbirlerine nasıl tutturacağınızı biliyorsunuz, fakat insanların nasıl yaşamaları gerektiğini bilmiyorsunuz.
Bazen söylenecek çok az söz olması kadar, söylenecek çok fazla söz olması da insanın dilini bağlar.
Merak edeceksiniz: Bu adam neden bu kadar hiddetli? Bu kadar sert? Haklı bir soru. Aslında ben de kendime bu soruyu soruyordum
Dün bana esir olduğun izlenimine kapıldığını söylemiştin.Böyle bir izlenime kapılıyorsun, çünkü kültürünün dünyanın her yerinde dayattığı hikayede yer alman için muazzam bir baskı yapılıyor.Bu baskının türlü türlü seviyesi var ama temelde şu şekilde kuruluyor:Yerini almayı reddedenlere yem verilmiyor.
“Tamam. Sorum şu: Bütün bunların içinde Havva nerede yer alıyor?”
"Onun ismi ne anlama geliyor?”
“Yazılanlara göre Yaşam anlamına geliyor."
“Kadın değil yani?”
“Hayır, yazılanlara göre değil”
Yarınınız için endişelenmeyin. Yiyecek ekmeğiniz olacak mı diye düşünerek canınızı sıkmayın. Havadaki kuşlara bakın, onlar ne ekerler, ne biçerler, ne de ambarlarda yiyecek depolarlar. Ama Tanrı onlara çok iyi bakar. Aynısını size yapmayacağını mı düşünüyorsunuz?
İnsan İyi ve kötünün arasındaki farkı öğrenene dek masumdu. Bu bilgiyi öğrendiği an, mahvolmuş bir canlı haline geldi.
Dikkat! Spoi şeysinden içerir !

Daniel Quinn eserinde, açıkça ifade etmese de anarko-ilkelci bakış tarzına sahip bir dünya görüşünü ifade etmiştir. Hatta bu fantastik hikaye bana göre anarko-ilkelciliği en iyi ifade eden yazımsal bütünlerden bir tanesidir. Kitaba dair motto ise zannımca şudur:

"İnsanoğlu gittiğinde goril için bir umut olacak mı?"

İncelemeye girmeden önce yazarın eserine tema edindiği felsefeyi dilim döndüğünce izah etmeye çalışayım: Ortaçağ Avrupasın da kilise dünya ve gezegenlerin konumu ile ziyadesiyle ilgilenmekteydi. Kilise bu açıdan bilime hegemonik bir baskı da uygulamıştır. Kilisenin görüşüne göre dahil olduğumuz güneş sisteminde Dünya gezegeni, sistemin tam ortasında yer alırken, güneş dahil diğer gezegenler vesair gök cisimleri dünyanın çevresinde ve yörüngesinde dönmektedirler. Kilisenin böyle bir bakış açısına sahip olmasının yegane sebebi, dünya'nın, dolayısıyla insanoğlunun kainatın merkezinde yer aldığına inanılmasıydı. İsevi inancına göre Tanrı'nın bir tür tezahürü ve Ruh'u olan peygamber İsa dahi dünya'da vuku bulmuş ise, insan kainatın biricik sahibi, efendisi ve merkezi olmalıydı. Ortaçağ Avrupasında ki bağnaz inanış pozitif felsefenin bilimsel düşünce üzerinde egemenliğine değin sürdü. Sadece astronomi alanında değil diğer tüm düşünce sistemleri de bu açıdan tahakküm altında idi. Bilimin gelişip kainata objektif bir bakış açısıyla bakması bu anlayışı ters düz etti. Zira bilim, insanlığın koca evrendeki önemsiz zerrelerden bir zerre olduğunu ortaya koymaktaydı.

Dünya'nın konumu bilim tarafından ortaya konsa da Dünyanın içindeki yaratıkların konumları ve insanın mutlak otoritesi günümüze değin sorgulanmamıştır. Sorgulanması gereken ise kısaca şudur: İnsan bu dünyanın mutlak amacı, sahibi ve üstün canlısı mıdır? Yoksa var olan canlı türlerinden bir tür müdür?

Hobbes, insanların varlıklarını devam ettirmek için diğer insanlarla sürekli bir savaşım içerisinde olduklarını söyler. Aslına bakarsak Hobbes konuyu bir nebze daraltmıştır. Daha geniş planda; insanın varlığını sürdürmek için kendisi dahil canlı-cansız tüm varlıkları sömüren, yok eden ve işleyen bir tür olduğu söylenebilir. Gerçekten de insan, doğada ihtiyacından fazlasını tedarik eden, keyfine göre öldüren, canını istediğini istediği zaman yapan tek varlıktır. Kitaptaki örnek üzerinden gidecek olursak; Doğada aslanın ceylanı öldürmesinin tek sebebi karnını doyurmak istemesidir. İnsanlar ise öldürme işini tamamen keyfi olarak yapabilmektedirler.

Doğada canlıların mutlak manada sisteme katkıları, varlık sebepleri vardır. Beslenme piramidinde her canlının kusursuz bir rolü vardır ve canlılar birbirlerini tamamlayıcıdır. İnsan ise varlığı sebebi ile doğada işlev sahibi değildir. Yani varlığını insanın varlığına bağlayan bir ekosistem yoktur. Hatta bir solucan doğa için, insandan daha gereklidir. İnsan doğaya katkı sağlamadığı gibi, onu yok eden ve sömüren bir despottur.

Eser işte konuya bu açıdan yaklaşmaktadır. Kitapta; "İsmail" isminde bir goril, kitabımızın başkarakterine uzun yıllar süren deneyimlerini aktarmaktadır. Kitap bu konuşmalar açısından fantastik ögeler içermektedir. Çünkü bize bir hayvanın/hayvanların gözünden dünyaya bakma şansı vermektedir. Goril İsmail'e göre, insan doğadaki milyonlarca türden birisidir. Şuan insanlığın kendisini doğanın ve dünyanın efendisi olarak görmesi yanlıştır. Bu yanlışlık, insanın doğayı ve diğer canlıların varlıklarını tehdit etmesine sebep olmuştur.

İsmail, öğretilerinde insanlık tarihini enine boyuna deşelemiştir. Bir bakıma anarko-ilkelcilik gözünden insanlık tarihinin incelenmesi söz konusudur. İsmail bu incelemelerde özellikle tarım devrimine değinmiştir. İsmail'e göre (bu anarşizmin de genel görüşüdür) insanoğlu milyon yılları aşan sürede avcı-toplayıcı olarak yaşamıştır. Bu yaşayış tarzı insanı doğanın bir parçası haline getirmiştir. Ne zaman ki insanlardan bir kısmı daha fazla besin için tarım devrimine geçmiştir, o zaman insanlığın dengesi bozulmuştur. Tarım ve hayvancılığa yönelen insan, nüfusunu artırmış, daha fazla insan daha fazla besine ihtiyaç duyduğundan, olay tam bir kısır döngüye girmiş ve insanoğlu bu vesileyle dünyayı ve diğer türleri çarçur eder olmuştur. İsmail'e göre, dünyanın kaynakları kısıtlıdır ve insan, bu kısıtlı kaynakları umarsızca harcayan bir virüstür.

Eser, sıkmadan kendisini okutmayı başarmaktadır. Teorik değil de fantastik bir tarz seçildiğinden, konuya vakıf olmayanlar dahil olmak üzere herkesin ve her kesimin anlayışına hitap etmektedir. Kitapta ayrıca Hz. Adem ve Hz. Havva üzerinden dinsel göndermeler de yapılmaktadır. Her ne kadar bu dinsel görüşler benim görüşlerimi karşılamasa da, kendi içerisinde tutarlı olduğunu belirtmek isterim. İncelemeyi ise sizleri düşünmeye sevk etmesi için İslam'dan konuyla dolaylı olarak bir kaç örnekle bitirmeyi uygun gördüm.

“Hem yerde hareket eden hiç bir canlı, kanatlarıyla uçan hiç bir kuş türü yoktur ki sizin gibi birer ümmet (toplum) teşkil etmesinler..." (Kur'an-ı Kerim, Enam suresi, 68. ayet.)

“Peygamberlerden birini bir karınca ısırmış da emir vererek karıncanın yuvasını yaktırmış. Bunun üzerine Allah O'na: "Seni bir karınca ısırdı diye ümmetlerden teşbihte bulunan bir ümmeti helak mi ettin?" diye vahy buyurmuştur.” (Buhari, Cihad 153, Nesai, Sayd 38)

İncelemeyi sabırla okuduğunuz için teşekkür eder, keyifli okumalar dilerim.
Öncelikle ekleyeceklerim kitap incelemesini pek yansıtmayacaktır. Kitabın geneline hitaben değilde, tesir altında kalmamdan ötürü daha çok etkilendiğim yerleri yorumlayacağım.

Aslında öğrenilmiş çaresizlik olarak şahsımızı kısır döngüye sürüklediğimizin bilincindeydim. Bu duruma geniş yelpazede bakarsam, tepedeki insanların yarattığı hikayeleri algı oyunuyla kitleleri sürüklemesi -ne kadar biliyorum deseniz de sığ ve küçük yaşamımızda farkında olmadan dahi sürükleniyoruz - iyi örnek. Fakat kitapta yaratılan hikayeden kastı KÜLTÜR. Şimdi ne alakası var diyeceksiniz. Nesilden nesile aktarılan iç içe geçmiş hikaye örüntülerini biz yeni nesil olarak günümüze uyarlayıp yaşamıyor muyuz? Alın size yaratılan sanal, sahte hikayelerin aktarımı. Birde özgür iradeden bahsederiz insanlar olarak :) Komedi başka birşey değil.

Kitap üzerinden başka noktaya değinirsem "Dünya insanlar için yaratıldı" hikayesi veya kültürü. Bu söylediğime "Ben öyle düşünmüyorum" diyeceksiniz kesin :). Ah keşke buna inanabilsem ama hepimiz egoist sözde mükemmel yaradılışımızla noksan dünyayı cennete çevirdik!

Alfred Adler'in dediği gibi insanoğlunda aşağılık kompleksi ve üstünlük çabası hat safada ve yetersizliğimizi kapatmak, kendimizi kanıtlamak için sürekli çaba içindeyiz.

Kesinlikle okunması gereken kitap. Akıcı ve sade diliyle zamandan kopuyorsunuz. Ve ikinci kitabı B'nin Hikayesi de bulunmakta. Benim gibi yapmayın derim eğer alırsanız ikinci kitabıyla birlikte alın.
Orhan Pamuk'un Yeni Hayat kitabı "bir roman okudum ve hayatım değişti" şeklinde lanse edilmişti piyasaya çıktığında. Tam da bu cümleyi bu kitap için kullanmak istiyorum ben. Bu kitaba rastlamak bir aydınlanma oldu benim için. Belki abartılı gelebilir ama bu kitabı okuduktan sonra çoğu yaşananlara İsmail'in açtığı pencereden bakıyorum ve kendimi hüzünlü hüzünlü gülümserken buluyorum. Kesinlikle okuduğum en etkileyici ve ufuk açıcı, hatta uyandırıcı kitaptı. Roman diye tanımlanıyor ama bir felsefe kitabı aslında. Hayatı, doğayı, insanlığı ve tanrıları, net, dolambaçsız, kelime oyunu yapmadan ama sizi düşünmeye sevk edici şekilde, sorunun kaynağının en başına götürüp sonuca ulaşmanıza rehberlik edecek şekilde anlatıyor ve anlamanızı sağlamaya çalışıyor İsmail.
İsmail kim diyorsanız kesinlikle ve kesinlikle ön yargılarınızı bir kenara bırakıp bu kitabı mutlaka okuyup "Kültür Ana" ile tanışmalısınız. Ön yargılarınızı bırakmadan okuyacaksanız, okuduğunuz en saçma, en gereksiz, mesnetsiz kitap ellerinizde duruyor olacak. Karar sizin!
Bazen kendimize "Ben kimim,benim bu hayattaki amacım ne?" gibisinden sorular sorarız.Bazılarımız buna belli başlı cevaplar verir,bazılarımız bulamadan yaşamını sonlandırır.İnsan olmanın anlamına varmak,insan kavramını çözümlemek uzun ve meşakkatli bir yoldur zannımca.
Bir gün gazeteyi açıyorsunuz,bir ilan takılıyor gözünüze.Her gün gördüğünüz gayrimenkul,iş ilanlarından da biraz farklı.
ÖĞRETMEN ÖĞRENCİLERİNİ ARIYOR
Dünyayı kurtarmak için içten bir arzu
duyulması şartır.Şahsen başvurun.
Hangimiz bir zamanlar dünyayı değiştirmek istememişizdir ki? Ve sonrasında değiştiremeyeceğimizi fark ettiğimizde o yürek burkan hayal kırıklığı hissini tattıktan sonra hangimiz vazgeçmedik bundan? İşte yolculuk da bu ilanla başlıyor.Bir gorilin size hayatınızın dersini vereceğini hayal edebiliyor musunuz? Kitabı okumayı düşünenler varsa şayet etse güzel olabilir.
İsmail,bizim o tasvir edeceğimiz gorillerden biraz farklı.Farklı diyorum çünkü sözde muhakeme gücü olan bizlere,yıllarca dinlediğimiz hikayeleri hiç sorgulamadığımızı ve Alanlara ait olmaya devam ettiğimiz müddetçe,kendimizi bu dünyanın,dünyada yaşayan tüm canlıların efendisi olduğumuzu düşünmeye devam ettikçe dünyanın sonunu getireceğimizi gösteriyor.Kitabın bir kısmı izlediğim Cosmos belgeselini aratmadı,bir kısmında ise Mankind belgeselini görür gibi oldum.Hitler'in üstün Alman ırkı yaratma düşüncesinden yola çıkarak tüm tarihimize uygulaması,çarpıcı sorular yöneltip bildiğimiz her şeyi sorgulamaya yöneltmesi ayrı bir güzel olmuş.
Kitabı okumadan önce ben alanlardan mıyım bırakanlardan mı diye kendinize sormanız önemli olacak;çünkü kitap bitiminde verdiğiniz cevap aynıysa durumumuz dediği kadar vahim demektir.Keyifli okumalar :)
Görmezden geldiğimiz bir çok konuyu tekrar hatırlatan,her zaman daha fazlasını arzulayan insan için alternatif bir rol olarak karşımıza çıkmaktadır.Akıcı ve sade bir dille,kaçırmak istemeyeceğiniz bir diyalog örneği...
Ben hep büyük bir felaketin insanları doğru yola getirebileceğine inanmışımdır. Dünyanın arınması için insan ırkının çok büyük bir kıyım yaşaması gerektiğini düşünürüm. Bu acımasızlık ya da faşistlik olarak algılanmasın. İsteğim dünyanın daha yaşanabilir bir yer olması. İnsanlık hızla ilerliyor, o kadar hızlı ilerliyor ki hızla geçmişinden uzaklaşıyor. Öğrendiği her şeyin yaptığı her şeyin doğru olduğuna inanıyor. Ve dünyayı hatalarıyla yaşanmaz bir yer haline getiriyor. Doğaya(Dünya'ya) saygı duymadığı sürece dünyada yaşayan tüm türlerin, başta kendi, sonunu hazırlıyor.

Bu kitap benim bu fikrimi felsefi bir sohbet içinde, hem de bir gorille yazar arasında geçen , aktarıyor. Hani sohbetlerimizde hep olur ya ilk bahçe çitini çeken insan özel mülkiyeti başlattı, deriz ya. Belki de ilk hata bu diye konuşuruz. Ya da tarım insanlığın esaretle tanışmasıdır deriz. Hep o ilk hatayı ararız. İşte bu kitapta dünyada nasıl yaşamalıyız sorusuna cevap arıyor. İlk hatayı nerede yaptık onu soruyor.

Ben bir öğretmen olarak bu kitabı kendini ve dünyayı sorgulayan her öğrencime her arkadaşıma tavsiye edeceğim.
İnsanlar olmasa goriller için bir umut olur mu? İnsanlar olmasa diğer canlılar için bir umut olur mu? İnsanlar var, insanlarla beraber milyarlarca canlı var. Sadece yaşamayı tercih ettiğimizde hep beraber yaşamanın mutluluğunu tadacağız belki de. İşte bu kitap tam da onu anlatmaya çalışıyor.
Bazen aklımıza öylesine, durduk yere sorular gelir fakat hemen akabinde bunları düşünmekten kaçınırız. Tahmin edilebilecek çeşitli sebeplerden ötürü bu sorular sorulmamalıdır diye düşünürüz. Bir gün bir cesaret; insan neden hayvanlar gibi yaşamıyor? diye sordum. Zihnimde beliren cümleler bu sorudan daha fazlasıydı, ama olur ya; çok ulvi düşünceler içerisinde olduğunuzu düşünürsünüz lakin bunları dile getirdiğinizde kulağa manasız gelir. Aslında bunlar dile gelemeyecek kadar derin ve anlamlı sorulardır, dile geldiğinde büyüsü bozulur! İnsan neden hayvanlar gibi yaşamıyor? İnanın bu soru benim zihnimde çok farklı şeyler ifade ediyor. Biraz daha detaylıca sorayım ; insan neden bu kadar karmaşa içerisinde kendine zulüm ve dert çıkaracak şekilde "büyük" yaşıyor? Neden "ilkel" dediğimiz kabileler gibi sadece hayati ihtiyaçlarını görüp en kolay, en zahmetsiz yaşamı tercih etmiyor. Ve nedense bunun karşılığı bende "hayvan" kelimesine tekabül etti. Nihayetinde, böyle "komik" bir soru çıktı ortaya. Ama neden? Hayvanlardan farklı olarak aklımız olup, düşünebildiğimiz için mi? Akıl, düşünce ise mesele; günümüzde az da olsa hala var olan ilkel kabileler neden böyle bir gayenin peşine düşmüyor?

Bu soruları bir tek kendi huzursuz, sürekli soran zihnim uydurur diye düşünürdüm fakat gördüm ki, İsmail'de bunlardan daha fazlası mevcut. İşin ilginç yanı, bu soruların cevaplarını insana tek başına cevaplamak zor gelirken, İsmail bir zihin serüveni içerisinde cevabı kişinin kendisinin bulmasını sağlıyor. İşte burada duralım! Çünkü bu serüvende cevabı bulana kadar kaç kere geri dönüp, okuyup, tekrar durup, belli bir süre düşünüp sonrasında okumaya devam ettiğimin sayısını hatırlamıyorum. Kitapta bu cevapların peşine düşülmediğinde; hayata, bakış açısına fark katacak, zihni bir noktadan daha üst bir noktaya taşıyacak kıymetli bilgilere ulaşılamayacağı kanaatimdeyim.

Kitapta yukarıda belirttiğim gibi pek çok önemli, değerli sorular ve detaylı cevapları yer almakta. Kitabın en temel konusu ise ; insan dünyayı mahveden bir uygarlık haline nasıl getirdi ve bunu geri kazanmak mümkün mü, mümkün ise ne yapılmalı?
Aslına bakılırsa kitap bunu öğretmek isteyen bir öğretmenin öğrenci arayışı ile başlıyor, bu ana sorunun cevabı aranırken insanlığın var oluşu, yaradılış hikayesi, bereketli hilal, Habil-Kabil hikayesi gibi pek çok şeyden bahsediliyor.

En çok durup düşünmeme sebep olan ise bunların hepsinin bizlere en başından beri öğretildiği, bildiğimiz ve sorgulamadan yaşadığımız gerçekler olması. İsmail bu bilinen ama farkında olunmayan hikayeleri göz önüne çıkarıyor ve her şeyi mahvedenin insanın uydurduğu(!) ve KÜLTÜR ile aktardığı hikayeler olduğunu söylüyor. Dünya insan için yaratılmamış mıydı, diğer her şey ona hizmet etmek için değil miydi? Hiç fark ettiniz mi bu cümle ne kadar çok bencillik, hırs, sahip olma duygusu içeriyor? Belki de en temelde öğrendiğimiz bu gerçek bizi bu kadar ipini koparmışçasına yaşamaya, kendimizden başka her şeyi yok etmeye sebep oldu. Hatta belki Tanrı'nın bile işine karışmaya başladık(!).

"İnsan asla tanrıların dünyayı yönetmek için kullandığı bilgiye sahip olmayacak ve eğer bu bilgiyi ele geçirmeye kalkışırsa, aydınlanmayla değil ölümle karşılaşacak."


Son not ; başta belirttiğim soruyu bir felsefe seminerinde sormuştum ve seminerden erken çıkan bir katılımcı yanıma gelip İsmail'i önermişti, eğer bu satırları oluyorsan çok ama çok teşekkür ederim. İyi ki önerdin.
Doğayla, gezegenle bir bütün hâlinde yaşayan Adem'in, oğluna bildiklerini aktarışına tanık olduğumuz bu harika kitabı kesinlikle herkese öneriyorum.
Gerek anlatımıyla, gerekse anlattıklarıyla çok çok güzel bir eser; Daniel Quinn'in tüm eserleri gibi.
En kısa zamanda yeni basımının yapılmasını umuyorum.
Dünyanın 30-a yaxın dilinə tərcümə edilmiş, 1992-ci ildə yazılmış (ilk versiyası 1977-ci ildə yazılıb, daha sonra 7 dəfə yenidən işlənib, 8-ci versiya "İsmayıl"olub) Daniel Kuinin "İsmayıl" romanı düşüncəni kökündən dəyişdirən kitablar siyahısına layiq romandır.

Əsərin quruluşu elədir ki, telepat qorilla-müəllimlə hekayəçinin dialoqu başladıqda, bu Sokratsayağı dialoqun təsiri altına düşməyə bilmirsən. Sanki İsmayılla özün danışırsan düşüncəsi yaranır. Roman boyu hekayəçi ilə yer dəyişirsən.

Kitabın missiyası yazıçının planetimizin vacib problemlərinin həll edilməsi üçün insanlara xəbərdarlıq edə bilməsinə ümid bəsləməsidir. Bunlar elə problemlərdir ki, öz-özünə həll olunması möcüzəsini gözləyə bilmərik. Romanı oxuduqca, diaoqlarda qabardılan sivilizasiya tarixindən tutmuş, qlobal problemlər daxil, indiyə qədər nə qədər sənədli film izləmişəmsə, hamısı bir-bir gözümün önündən keçdi. Bu tip mövzuda izlədiyim son sənədli film 2015-ci il, Fransa istehsalı olan "İnsan" (Human) filmi idi. Paralel olaraq yayda oxuduğum Yuval Noah Hararinin "Homo deus" kitabında işıqlandırılmış problemlərə də bənzətdim.

Qayıdaq İsmayıla. Telepat müəllim iddia edir ki, onun təlim mövzusu "əsarət"dir.


Həyatının çox hissəsini bu və ya digər formada əsarətdə keçirib və bu qərara gəlib ki, bəşəriyyət də əsarət altında yaşamaqda davam edir. Onlar spontan şəkildə məhkumluqdan qurtulmağa səmimi cəhd göstərirdilər, amma nəhayətdə uduzdular, çünki qəfəslərinin çıxışını tapa bilmədilər. İsmayılın şagirdinə insanları ikiyə ayırmağı təklifi ilə (Razılar və Narazılar) roman daha maraqlı istiqamət alır. Bundan sonra İsmayıl ilə hekayəçi arasında məsələlərə aydınlıq gətirən dialoq davam edir:

- Deməli... Biz indi iki yeni çərçivə müəyyən elədik: Razılar xeyir və şər anlayışını dərk edənlər, Narazılarsa... - Narazılarsa tanrıların iradəsi altında yaşayanlardır.

Bu yerdə İsmayıl həm də şagirdinin şüurunu genişləndirmək üçün fərdiləşdirilmiş konsepsiyası Mədəniyyət Ana fiqurundan istifadə edir:

Mədəniyyət Ana - doğulandan həmişə eşitdiyin o səs hər şeyin necə baş verdiyinin səbəbini sənə izah edib. Bu, sənə lap yaxşı məlumdur, eləcə də, sənin mədəniyyətindən olan hər uşağa. İzahatı da tədricən almısan. Heç kim səni qarşısında əyləşdirib başa salmayıb: "Bax, hər şey bu cür yaranıb, hər şey on-on beş milyard il öncə başlayıb..." Bunu daha çox ətrafında artıq izahatı qəbul etmiş insanların verdiyi milyonlarla hissəcikdən tərtib olunan mozaikaya bənzətmək olar. Bunu masa arxasında valideynlərinin söhbətlərindən, televizordan izlədiyin cizgi filmlərindən, müqəddəs məktəblərdəki dərslərdən, dərsliklər, xəbər verilişləri, filmlər, romanlar, pyeslər, qəzetlərdən mənimsəmisən.

Bununla telepat müəllim azadlığa çıxmaq üçün ilk növbədə "köləliyimizi" tanıyıb, qəbul etməyi şagirdinə izah etməyə çalışır.

Bundan sonra davam edən diloqda sivilizasiya tarixinin yaranması, Adəm və Həvvanın mənşəyi, Habil və Qabilin əhvalatı məsələlərinə toxunulur. Hadisələr dini və elmi aspektdə müzakirə edilir, təkamül məsələsinə alışmadığımız yanaşma görülür.

Bütövlükdə götürdükdə, roman mənə həm də dərslik təəssüratı bağışladı. Hər müzakirədə terminlərin açıqlanması, izahı, öyrədici xarakter daşıması ilə müsbət tərəfini sevdirir.

İsmayılın şagirdinə öyrətdiyi dərslərin hamısını bir yazıda cəmləmək mümkün deyil. Qorillanın hekayəçiyə son məsləhəti bu olur ki, Mədəniyyət Ananın yaratdığı düşüncə həbsxanasından qurtulmaq üçün onun dərslərini insanlar arasında yaymaq lazımdır. Əgər bu dərslər yayılsa, insanlar tərəfindən mənsimsənilsə, dünya harmoniya içərisində inkişaf edər və məhv olmaqdan xilas olar: "Əgər insan yoxa çıxsa, qorilla üçün ümid varmı?" Əks tərəfdəsə belə yazılmışdı:

"Əgər qorilla yoxa çıxsa, insan üçün ümid varmı?"

Romanı bitirdikdən sonra beynimdə belə sual qaldı: Əgər insana dünyanın əşrəfi olmaq "status"u verilibsə, başına qoyulmuş tacın dəyərini nə zaman dərk edəcək?

Yazarın biyografisi

Adı:
Daniel Quinn
Unvan:
Amerikalı Yazar, Düşünür
Doğum:
Nebraska, ABD, 11 Ekim 1935
Daniel Quinn (d. 11 Ekim 1935, Omaha, Nebraska, ABD), çevreci olarak kabul edilen ve en çok 1991'de Turner Tomorrow Fellowship Award'ı kazanan Ishmael romanıyla tanınan yazar.
Öte yandan Quinn, kendisini "çevreci" olarak tanımlamaz ve bu terimin sahte bir ikilem yarattığına dikkat çeker. Zira bu terim, çevre kavramının yaşayan organizmalardan, özellikle de insan yaşamından ayrı olduğunu çağrıştırır.  Quinn kendi felsefesini new tribalism olarak tanımlar.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 116 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 89 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.