Daniel Quinn

Daniel Quinn

Yazar
8.5/10
126 Kişi
·
290
Okunma
·
19
Beğeni
·
1295
Gösterim
Adı:
Daniel Quinn
Unvan:
Amerikalı Yazar, Düşünür
Doğum:
Nebraska, ABD, 11 Ekim 1935
Daniel Quinn (d. 11 Ekim 1935, Omaha, Nebraska, ABD), çevreci olarak kabul edilen ve en çok 1991'de Turner Tomorrow Fellowship Award'ı kazanan Ishmael romanıyla tanınan yazar.
Öte yandan Quinn, kendisini "çevreci" olarak tanımlamaz ve bu terimin sahte bir ikilem yarattığına dikkat çeker. Zira bu terim, çevre kavramının yaşayan organizmalardan, özellikle de insan yaşamından ayrı olduğunu çağrıştırır.  Quinn kendi felsefesini new tribalism olarak tanımlar.
Atomları nasıl parçalayacağınızı, aya kaşifleri nasıl göndereceğinizi, genleri birbirlerine nasıl tutturacağınızı biliyorsunuz, fakat insanların nasıl yaşamaları gerektiğini bilmiyorsunuz.
İnsan İyi ve kötünün arasındaki farkı öğrenene dek masumdu. Bu bilgiyi öğrendiği an, mahvolmuş bir canlı haline geldi.
"Heyvanlar qəfəslərdə saxlanılanda azadlıqdakı soydaşlarına nisbətən daha çox şey düşünürlər. Bu, ona görə baş verir ki, hətta, onların ən axmağı da bu cür yaşam tərzində düzgün getməyən dəhşətli nəyinsə olduğunu hiss edir. Onların düşünməyə başladığını deyəndə, heç də anlamaq bacarığına yetişdiklərini nəzərdə tutmuram. Halbuki, qəfəs boyu dayanmadan var-gəl edən pələng də insanın "düşünmək" adlandırdığı şeylə məşğuldur. Onun bir fikri var: "Niyə?". O, saatbasaat, günbəgün, ilbəil qəfəsin döşəməsində sonsuz yol qət edərkən özündən soruşur: niyə, niyə, niyə? Pələng bu sualı analiz edə və ya dəqiqləşdirə bilmir; əgər hansısa şəkildə ondan "Nə niyə?" deyə maraqlana
bilsəniz, o, cavab verə bilməz. Eyni zamanda, bu sual iztirablı ağrı verərək onun beynini sönməyən alovla yandırıb-yaxır, ta ki, heyvan kənardan baxanın aydın sezdiyi ruh düşkünlüyünə qapılınca - bu, həyata bəslənilən təkrarsız antipatiyadır. Şübhəsiz, öz soydaşlarının yanında olan pələng bu sualı özünə verməz."
Əgər səni əsarətdə saxlayan şeyin nə olduğunu anlamırsansa, onda azadlığa çıxmaq istəyi dərhal çaşqınlıq və gücsüzlüyə çevrilir.
293 syf.
·14 günde·8/10
Dikkat! Spoi şeysinden içerir !

Daniel Quinn eserinde, açıkça ifade etmese de anarko-ilkelci bakış tarzına sahip bir dünya görüşünü ifade etmiştir. Hatta bu fantastik hikaye bana göre anarko-ilkelciliği en iyi ifade eden yazımsal bütünlerden bir tanesidir. Kitaba dair motto ise zannımca şudur:

"İnsanoğlu gittiğinde goril için bir umut olacak mı?"

İncelemeye girmeden önce yazarın eserine tema edindiği felsefeyi dilim döndüğünce izah etmeye çalışayım: Ortaçağ Avrupasın da kilise dünya ve gezegenlerin konumu ile ziyadesiyle ilgilenmekteydi. Kilise bu açıdan bilime hegemonik bir baskı da uygulamıştır. Kilisenin görüşüne göre dahil olduğumuz güneş sisteminde Dünya gezegeni, sistemin tam ortasında yer alırken, güneş dahil diğer gezegenler vesair gök cisimleri dünyanın çevresinde ve yörüngesinde dönmektedirler. Kilisenin böyle bir bakış açısına sahip olmasının yegane sebebi, dünya'nın, dolayısıyla insanoğlunun kainatın merkezinde yer aldığına inanılmasıydı. İsevi inancına göre Tanrı'nın bir tür tezahürü ve Ruh'u olan peygamber İsa dahi dünya'da vuku bulmuş ise, insan kainatın biricik sahibi, efendisi ve merkezi olmalıydı. Ortaçağ Avrupasında ki bağnaz inanış pozitif felsefenin bilimsel düşünce üzerinde egemenliğine değin sürdü. Sadece astronomi alanında değil diğer tüm düşünce sistemleri de bu açıdan tahakküm altında idi. Bilimin gelişip kainata objektif bir bakış açısıyla bakması bu anlayışı ters yüz etti. Zira bilim, insanlığın koca evrendeki önemsiz zerrelerden bir zerre olduğunu ortaya koymaktaydı.

Dünya'nın konumu bilim tarafından ortaya konsa da Dünyanın içindeki yaratıkların konumları ve insanın mutlak otoritesi günümüze değin sorgulanmamıştır. Sorgulanması gereken ise kısaca şudur: İnsan bu dünyanın mutlak amacı, sahibi ve üstün canlısı mıdır? Yoksa var olan canlı türlerinden bir tür müdür?

Hobbes, insanların varlıklarını devam ettirmek için diğer insanlarla sürekli bir savaşım içerisinde olduklarını söyler. Aslına bakarsak Hobbes konuyu bir nebze daraltmıştır. Daha geniş planda; insanın varlığını sürdürmek için kendisi dahil canlı-cansız tüm varlıkları sömüren, yok eden ve işleyen bir tür olduğu söylenebilir. Gerçekten de insan, doğada ihtiyacından fazlasını tedarik eden, keyfine göre öldüren, canını istediğini istediği zaman yapan tek varlıktır. Kitaptaki örnek üzerinden gidecek olursak; Doğada aslanın ceylanı öldürmesinin tek sebebi karnını doyurmak istemesidir. İnsanlar ise öldürme işini tamamen keyfi olarak yapabilmektedirler.

Doğada canlıların mutlak manada sisteme katkıları, varlık sebepleri vardır. Beslenme piramidinde her canlının kusursuz bir rolü vardır ve canlılar birbirlerini tamamlayıcıdır. İnsan ise varlığı sebebi ile doğada işlev sahibi değildir. Yani varlığını insanın varlığına bağlayan bir ekosistem yoktur. Hatta bir solucan doğa için, insandan daha gereklidir. İnsan doğaya katkı sağlamadığı gibi, onu yok eden ve sömüren bir despottur.

Eser işte konuya bu açıdan yaklaşmaktadır. Kitapta; "İsmail" isminde bir goril, kitabımızın başkarakterine uzun yıllar süren deneyimlerini aktarmaktadır. Kitap bu konuşmalar açısından fantastik ögeler içermektedir. Çünkü bize bir hayvanın/hayvanların gözünden dünyaya bakma şansı vermektedir. Goril İsmail'e göre, insan doğadaki milyonlarca türden birisidir. Şuan insanlığın kendisini doğanın ve dünyanın efendisi olarak görmesi yanlıştır. Bu yanlışlık, insanın doğayı ve diğer canlıların varlıklarını tehdit etmesine sebep olmuştur.

İsmail, öğretilerinde insanlık tarihini önüne boyuna deşelemiştir. Bir bakıma anarko-ilkelcilik gözünden insanlık tarihinin incelenmesi söz konusudur. İsmail bu incelemelerde özellikle tarım devrimine değinmiştir. İsmail'e göre (bu anarşizmin de genel görüşüdür) insanoğlu milyon yılları aşan sürede avcı-toplayıcı olarak yaşamıştır. Bu yaşayış tarzı insanı doğanın bir parçası haline getirmiştir. Ne zaman ki insanlardan bir kısmı daha fazla besin için tarım devrimine geçmiştir, o zaman insanlığın dengesi bozulmuştur. Tarım ve hayvancılığa yönelen insan, nüfusunu artırmış, daha fazla insan daha fazla besine ihtiyaç duyduğundan, olay tam bir kısır döngüye girmiş ve insanoğlu bu vesileyle dünyayı ve diğer türleri çarçur eder olmuştur. İsmail'e göre, dünyanın kaynakları kısıtlıdır ve insan, bu kısıtlı kaynakları umarsızca harcayan bir virüstür.

Eser, sıkmadan kendisini okutmayı başarmaktadır. Teorik değil de fantastik bir tarz seçildiğinden, konuya vakıf olmayanlar dahil olmak üzere herkesin ve her kesimin anlayışına hitap etmektedir. Kitapta ayrıca Hz. Adem ve Hz. Havva üzerinden dinsel göndermeler de yapılmaktadır. Her ne kadar bu dinsel görüşler benim görüşlerimi karşılamasa da, kendi içerisinde tutarlı olduğunu belirtmek isterim.

İncelemeyi sabırla okuduğunuz için teşekkür eder, keyifli okumalar dilerim.
293 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle ekleyeceklerim kitap incelemesini pek yansıtmayacaktır. Kitabın geneline hitaben değilde, tesir altında kalmamdan ötürü daha çok etkilendiğim yerleri yorumlayacağım.

Aslında öğrenilmiş çaresizlik olarak şahsımızı kısır döngüye sürüklediğimizin bilincindeydim. Bu duruma geniş yelpazede bakarsam, tepedeki insanların yarattığı hikayeleri algı oyunuyla kitleleri sürüklemesi -ne kadar biliyorum deseniz de sığ ve küçük yaşamımızda farkında olmadan dahi sürükleniyoruz - iyi örnek. Fakat kitapta yaratılan hikayeden kastı KÜLTÜR. Şimdi ne alakası var diyeceksiniz. Nesilden nesile aktarılan iç içe geçmiş hikaye örüntülerini biz yeni nesil olarak günümüze uyarlayıp yaşamıyor muyuz? Alın size yaratılan sanal, sahte hikayelerin aktarımı. Birde özgür iradeden bahsederiz insanlar olarak :) Komedi başka birşey değil.

Kitap üzerinden başka noktaya değinirsem "Dünya insanlar için yaratıldı" hikayesi veya kültürü. Bu söylediğime "Ben öyle düşünmüyorum" diyeceksiniz kesin :). Ah keşke buna inanabilsem ama hepimiz egoist sözde mükemmel yaradılışımızla noksan dünyayı cennete çevirdik!

Alfred Adler'in dediği gibi insanoğlunda aşağılık kompleksi ve üstünlük çabası hat safada ve yetersizliğimizi kapatmak, kendimizi kanıtlamak için sürekli çaba içindeyiz.

Kesinlikle okunması gereken kitap. Akıcı ve sade diliyle zamandan kopuyorsunuz. Ve ikinci kitabı B'nin Hikayesi de bulunmakta. Benim gibi yapmayın derim eğer alırsanız ikinci kitabıyla birlikte alın.
293 syf.
·28 günde·Beğendi·9/10
Orhan Pamuk'un Yeni Hayat kitabı "bir roman okudum ve hayatım değişti" şeklinde lanse edilmişti piyasaya çıktığında. Tam da bu cümleyi bu kitap için kullanmak istiyorum ben. Bu kitaba rastlamak bir aydınlanma oldu benim için. Belki abartılı gelebilir ama bu kitabı okuduktan sonra çoğu yaşananlara İsmail'in açtığı pencereden bakıyorum ve kendimi hüzünlü hüzünlü gülümserken buluyorum. Kesinlikle okuduğum en etkileyici ve ufuk açıcı, hatta uyandırıcı kitaptı. Roman diye tanımlanıyor ama bir felsefe kitabı aslında. Hayatı, doğayı, insanlığı ve tanrıları, net, dolambaçsız, kelime oyunu yapmadan ama sizi düşünmeye sevk edici şekilde, sorunun kaynağının en başına götürüp sonuca ulaşmanıza rehberlik edecek şekilde anlatıyor ve anlamanızı sağlamaya çalışıyor İsmail.
İsmail kim diyorsanız kesinlikle ve kesinlikle ön yargılarınızı bir kenara bırakıp bu kitabı mutlaka okuyup "Kültür Ana" ile tanışmalısınız. Ön yargılarınızı bırakmadan okuyacaksanız, okuduğunuz en saçma, en gereksiz, mesnetsiz kitap ellerinizde duruyor olacak. Karar sizin!
293 syf.
·Beğendi·9/10
"İsmayıl"ı 2 il əvvəl oxuyub, Kitabsevər dostlarla müzakirə etmişdik. Ancaq yaratdığı təsir o qədər güclü və sarsıdıcı olmuşdu ki, yenidən oxuma ehtiyacı duydum və oxudum. İlk dəfə oxuyurmuş kimi zövq aldım və düşündüm... Qısa da olsa, düşüncələrimi paylaşmaq istədim. Oxuduğum ən fərqli əsərlərdən biri idi deyə bilərəm. Əsərin qəhrəmanı bir gün qəzetdə elan oxuyur: "MÜƏLLİM şagird axtarır. Dünyanı xilas etmək üçün səmimi istək tələb olunur. Şəxsən müraciət edin". Bu elan müəllim və şagirdin yolunu kəsişdirir.
Əsərimizin bir digər qəhrəmanı isə müəllim İsmayıldır. O, bir qorildir. Qəribə səslənsə də, bu, doğrudur. Yolları kəsişən bu iki canlı arasında dialoq başlayır. İnsanın əsrlərdən bəri sürən dağıdıcı gücü, təbiəti istilası, əcdadlarının yaratdığı mədəniyyəti vəhşicəsinə məhv etməsi, müharibələr, genosidlər, qətliamlar, acı nəticələri, irqlər, dinlər, təbəqələşmə və s. global problərə diqqət çəkməyə çalışan yazıçı insanları çətin sual qarşısında qoyur: " Əgər qoril yoxa çıxsa, insan üçün ümid varmı?!".. Bütün bunları bir qorilin - müəllimin dilindən eşitmək insanı həqiqətən sarsıdır. Acı həqiqətlərin üzünə çarpması necə də ağrılıdır. İnsanın real xislətinə güzgü tutan, dönə dönə oxunmalı və üzərinə düşünməli möhtəşəm əsərlərdəndi. Əsərdən öyrənməli, dərs çıxarmalı çox şey var. Ən önəmlisi isə yaşadığımız planetin - Dünyanın dəyərini bilərək, təbiətin bizə bəxş elədiyi gözəllikləri israf etmədən istifadə etməkliyik! Dünyamızı, - "evimizi" qorumalıyıq! Sadəcə özümüzçün deyil, bütün canlılar üçün... Son olaraq qeyd eləyim ki, əsərin motivləri əsasında rejissor Jon Turteltaub 1999.cu ildə İnstinct filmini çəkib.
Qısaca, OXUYAQ və DÜŞÜNƏK!..
293 syf.
Bazen kendimize "Ben kimim,benim bu hayattaki amacım ne?" gibisinden sorular sorarız.Bazılarımız buna belli başlı cevaplar verir,bazılarımız bulamadan yaşamını sonlandırır.İnsan olmanın anlamına varmak,insan kavramını çözümlemek uzun ve meşakkatli bir yoldur zannımca.
Bir gün gazeteyi açıyorsunuz,bir ilan takılıyor gözünüze.Her gün gördüğünüz gayrimenkul,iş ilanlarından da biraz farklı.
ÖĞRETMEN ÖĞRENCİLERİNİ ARIYOR
Dünyayı kurtarmak için içten bir arzu
duyulması şartır.Şahsen başvurun.
Hangimiz bir zamanlar dünyayı değiştirmek istememişizdir ki? Ve sonrasında değiştiremeyeceğimizi fark ettiğimizde o yürek burkan hayal kırıklığı hissini tattıktan sonra hangimiz vazgeçmedik bundan? İşte yolculuk da bu ilanla başlıyor.Bir gorilin size hayatınızın dersini vereceğini hayal edebiliyor musunuz? Kitabı okumayı düşünenler varsa şayet etse güzel olabilir.
İsmail,bizim o tasvir edeceğimiz gorillerden biraz farklı.Farklı diyorum çünkü sözde muhakeme gücü olan bizlere,yıllarca dinlediğimiz hikayeleri hiç sorgulamadığımızı ve Alanlara ait olmaya devam ettiğimiz müddetçe,kendimizi bu dünyanın,dünyada yaşayan tüm canlıların efendisi olduğumuzu düşünmeye devam ettikçe dünyanın sonunu getireceğimizi gösteriyor.Kitabın bir kısmı izlediğim Cosmos belgeselini aratmadı,bir kısmında ise Mankind belgeselini görür gibi oldum.Hitler'in üstün Alman ırkı yaratma düşüncesinden yola çıkarak tüm tarihimize uygulaması,çarpıcı sorular yöneltip bildiğimiz her şeyi sorgulamaya yöneltmesi ayrı bir güzel olmuş.
Kitabı okumadan önce ben alanlardan mıyım bırakanlardan mı diye kendinize sormanız önemli olacak;çünkü kitap bitiminde verdiğiniz cevap aynıysa durumumuz dediği kadar vahim demektir.Keyifli okumalar :)
293 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Bazen aklımıza öylesine, durduk yere sorular gelir fakat hemen akabinde bunları düşünmekten kaçınırız. Tahmin edilebilecek çeşitli sebeplerden ötürü bu sorular sorulmamalıdır diye düşünürüz. Bir gün bir cesaret; insan neden hayvanlar gibi yaşamıyor? diye sordum. Zihnimde beliren cümleler bu sorudan daha fazlasıydı, ama olur ya; çok ulvi düşünceler içerisinde olduğunuzu düşünürsünüz lakin bunları dile getirdiğinizde kulağa manasız gelir. Aslında bunlar dile gelemeyecek kadar derin ve anlamlı sorulardır, dile geldiğinde büyüsü bozulur! İnsan neden hayvanlar gibi yaşamıyor? İnanın bu soru benim zihnimde çok farklı şeyler ifade ediyor. Biraz daha detaylıca sorayım ; insan neden bu kadar karmaşa içerisinde kendine zulüm ve dert çıkaracak şekilde "büyük" yaşıyor? Neden "ilkel" dediğimiz kabileler gibi sadece hayati ihtiyaçlarını görüp en kolay, en zahmetsiz yaşamı tercih etmiyor. Ve nedense bunun karşılığı bende "hayvan" kelimesine tekabül etti. Nihayetinde, böyle "komik" bir soru çıktı ortaya. Ama neden? Hayvanlardan farklı olarak aklımız olup, düşünebildiğimiz için mi? Akıl, düşünce ise mesele; günümüzde az da olsa hala var olan ilkel kabileler neden böyle bir gayenin peşine düşmüyor?

Bu soruları bir tek kendi huzursuz, sürekli soran zihnim uydurur diye düşünürdüm fakat gördüm ki, İsmail'de bunlardan daha fazlası mevcut. İşin ilginç yanı, bu soruların cevaplarını insana tek başına cevaplamak zor gelirken, İsmail bir zihin serüveni içerisinde cevabı kişinin kendisinin bulmasını sağlıyor. İşte burada duralım! Çünkü bu serüvende cevabı bulana kadar kaç kere geri dönüp, okuyup, tekrar durup, belli bir süre düşünüp sonrasında okumaya devam ettiğimin sayısını hatırlamıyorum. Kitapta bu cevapların peşine düşülmediğinde; hayata, bakış açısına fark katacak, zihni bir noktadan daha üst bir noktaya taşıyacak kıymetli bilgilere ulaşılamayacağı kanaatimdeyim.

Kitapta yukarıda belirttiğim gibi pek çok önemli, değerli sorular ve detaylı cevapları yer almakta. Kitabın en temel konusu ise ; insan dünyayı mahveden bir uygarlık haline nasıl getirdi ve bunu geri kazanmak mümkün mü, mümkün ise ne yapılmalı?
Aslına bakılırsa kitap bunu öğretmek isteyen bir öğretmenin öğrenci arayışı ile başlıyor, bu ana sorunun cevabı aranırken insanlığın var oluşu, yaradılış hikayesi, bereketli hilal, Habil-Kabil hikayesi gibi pek çok şeyden bahsediliyor.

En çok durup düşünmeme sebep olan ise bunların hepsinin bizlere en başından beri öğretildiği, bildiğimiz ve sorgulamadan yaşadığımız gerçekler olması. İsmail bu bilinen ama farkında olunmayan hikayeleri göz önüne çıkarıyor ve her şeyi mahvedenin insanın uydurduğu(!) ve KÜLTÜR ile aktardığı hikayeler olduğunu söylüyor. Dünya insan için yaratılmamış mıydı, diğer her şey ona hizmet etmek için değil miydi? Hiç fark ettiniz mi bu cümle ne kadar çok bencillik, hırs, sahip olma duygusu içeriyor? Belki de en temelde öğrendiğimiz bu gerçek bizi bu kadar ipini koparmışçasına yaşamaya, kendimizden başka her şeyi yok etmeye sebep oldu. Hatta belki Tanrı'nın bile işine karışmaya başladık(!).

"İnsan asla tanrıların dünyayı yönetmek için kullandığı bilgiye sahip olmayacak ve eğer bu bilgiyi ele geçirmeye kalkışırsa, aydınlanmayla değil ölümle karşılaşacak."


Son not ; başta belirttiğim soruyu bir felsefe seminerinde sormuştum ve seminerden erken çıkan bir katılımcı yanıma gelip İsmail'i önermişti, eğer bu satırları oluyorsan çok ama çok teşekkür ederim. İyi ki önerdin.
293 syf.
·7/10
Son zamanlarda yakın çevrem de dahil hep bir varlığını sorgulama hali gelişti insanlarda. hatta bu durum bir akıma dönüştü. beyaz yakalının buhransal halleri diyorum ben buna. ismail-bir zihin ve ruh macerası isimli kitap genel olarak insanın yeryüzündeki kendi varlığını sorgulamasına yönelik felsefi bir kitap. yazar bu sorgulama halini ağırlıklı olarak dinlere vurgu yaparak geliştiriyor. kitaptaki ana tema kimlik ve yazar insanları “alanlar” ve “bırakanlar” olarak iki ana grubu ayırıyor. bırakanların yaklaşık üç milyon yıl boyunca dünyada nasıl zararsızca yaşamışken alanların yalnızca beş yüz yılda her şeyi nasıl çöküş noktasına getirdiği anlatılıyor. hikayenin anlatıcısı dünyayı sürüklendiği büyük yıkımdan kurtarmayı amaçlıyor ve bunu da ancak öğreterek yapabileceğine inanıyor. ama burada hiç değişmeyecek bir gerçek var ki o da insanoğlunun dünyayı sadece kendisi için yaratılmış olarak algılaması ve kendini dünyanın sahibi olarak görmesi. insanın doğasında dünyaya hükmetmek var. dünya onundur ve insan da bencil bir varlıktır. hal bu olunca böyle bir varlığa en basit bir felsefeyi bile aşılamak nasıl da imkansızdır varın siz düşünün.
293 syf.
·31 günde·Beğendi·9/10
İnsanlar olmasa goriller için bir umut olur mu? İnsanlar olmasa diğer canlılar için bir umut olur mu? İnsanlar var, insanlarla beraber milyarlarca canlı var. Sadece yaşamayı tercih ettiğimizde hep beraber yaşamanın mutluluğunu tadacağız belki de. İşte bu kitap tam da onu anlatmaya çalışıyor.
293 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Görmezden geldiğimiz bir çok konuyu tekrar hatırlatan,her zaman daha fazlasını arzulayan insan için alternatif bir rol olarak karşımıza çıkmaktadır.Akıcı ve sade bir dille,kaçırmak istemeyeceğiniz bir diyalog örneği...

Yazarın biyografisi

Adı:
Daniel Quinn
Unvan:
Amerikalı Yazar, Düşünür
Doğum:
Nebraska, ABD, 11 Ekim 1935
Daniel Quinn (d. 11 Ekim 1935, Omaha, Nebraska, ABD), çevreci olarak kabul edilen ve en çok 1991'de Turner Tomorrow Fellowship Award'ı kazanan Ishmael romanıyla tanınan yazar.
Öte yandan Quinn, kendisini "çevreci" olarak tanımlamaz ve bu terimin sahte bir ikilem yarattığına dikkat çeker. Zira bu terim, çevre kavramının yaşayan organizmalardan, özellikle de insan yaşamından ayrı olduğunu çağrıştırır.  Quinn kendi felsefesini new tribalism olarak tanımlar.

Yazar istatistikleri

  • 19 okur beğendi.
  • 290 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 190 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.