Edgar Morin

Edgar Morin

Yazar
8.0/10
8 Kişi
·
19
Okunma
·
5
Beğeni
·
1.513
Gösterim
Adı:
Edgar Morin
Unvan:
Sefarad Kökenli Fransız Filozof, Sosyolog ve Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 8 Temmuz 1921
Edgar Morin (Edgar Nahoum)(d. 8 Temmuz 1921), Sefarad kökenli Fransız filozof ve sosyologdur. Akademik disiplinler arasındaki sınırları reddeden disiplinlerarası çalışmalarıyla tanınır.

Yaşamı

8 Temmuz 1921 tarihinde Edgar Nahoum adıyla Paris'te doğdu. Paris'te eğitim gördü. II. Dünya Savaşı'nda teğmen rütbesiyle Fransız Ordusu'nda savaştı. Fransa'nın işgalinden sonra, Fransız direniş hareketinde yer aldı ve 1941 yılında Komünist Parti'ye katıldı.

1945 yılında Violette Chapellaubeau ile evlendi ve Almanya'da askeri ataşe olarak görev yapmak üzere karısı ile birlikte Landau'ya yerleşti. 1946'da, Paris'e geri döndü ve Komünist Parti'deki etkinliklerine devam etmek için askerliği bıraktı. Ancak eleştirel tavrından dolayı partiyle arası gitgide açılmaya başladı ve 1951 yılında "Le Nouvel Observateur"a yazdığı bir makalenin ardından partiden ihraç edildi. Aynı yıl Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi'ne (CNRS) kabul edildi.

1950'li yıllarda gazetecilik yaptı. 1954-1962 yılları arasında kendi kurmuş olduğu Arguments dergisini yönetti ve Communications 'in genel yayın müdürlüğünü yaptı. 1959 yılında ilk kitabı,Autocritique yayınlandı. 1989 yılına kadar CNRS'de araştırmacı ve bölüm başkanı olarak görev yaptı. Karmaşık Düşünce Derneği 'ni kurdu. 1960'da Jean Rouch ile Chronique d'un été filmini çekti.

Felsefi Düşünceleri

1948-1950 yıllarında kaleme aldığı İnsan ve Ölüm (L'Homme et la Mort), biyoloji ile insan bilimi arasındaki bağlantı ve kopuş noktasını araştırır. Morin, 1973 yılında yazdığı "Kaybolmuş Paradigma" adlı kitabında da aynı konuyu irdeler ve şöyle der: “...tarihöncesi, etnoloji, tarih, sosyoloji, çocuk psikolojisi, yani kısaca psikoloji üzerinde temellenen ölüm antropolojimiz, şimdi kendini gerçekten bilimsel olarak kanıtlamak istiyorsa, biyolojik teyidini bulmalıdır”. "Kaybolmuş Paradigma", insanlık tarihine yönelik olarak hem bir dönemeç, hem de çıkış noktasına geri dönüş şeklinde değerlendirilmektedir.

Morin'e göre hiçbir bilim hataya karşı bağışık değildir, her bilgi kendi içinde hatalı olma ve yanılsama taşıma tehlikesine açıktır. Akılcılık Batı'nın tekelinde değildir. Batı paradigmaları ayırımcı, ikici ve damgalayıcıdır. Bunun için belirsizi beklemek, yeni ortaya çıktığında onu çarpık paradigmanın içinde konumlandırmaktan kaçınmak ve paradigmayı yeniden gözden geçirmek gerekmektedir.

Morin insanlık tarihinin ilerleme ve gerileme, yenilik ve yıkıcılık çatışkısıyla geliştiğini ve bilimlerin gerçekliği farklı farklı taraflara çekerek, sorumluluk ve dayanışmayı yok ettiğini ileri sürer. Morin'e göre, uzmanlaşma bilgiyi parçalamış; bunun sonucunda felsefe kendi içine kapanmış, iktisat insani bakımdan en geri kalmış bilim olmuştur. Tek boyutluluk yüzünden sorunlar üzerine düşünülemez hale gelinmiş, kör zeka insanı bilinçsiz ve sorumsuz kılmış ve insan bağlam, bütün, çok boyutluluk ve karmaşıklığı göremez hale gelmiştir.

Morin, ortaya koyduğu bu sorunun çözümünün antropoetik olduğunu söyler. Bilgi, kendi konumunu bağlamına oturtmalı, "neredeyiz?", "nereden geldik?", "nereye gidiyoruz?" sorularına yanıt aramalıdır.

Morin, bir anlayış etiğinin üç ilkesini verir: (1)Benmerkezcilik, etnikmerkezcilik, toplummerkezciliğin neden olduğu olumsuzluklara karşı iyi düşünmek, (2) durmadan öğrenmek, tekrar öğrenmek ve (3) içebakış ve hoşgörü.

Morin küreselleşmeyi de sorunsallaştırır. Günümüzde kültürlerin çeşitliliği ve küreselleşmenin olağanüstü boyutlarda olduğunu, fakat küreselleşmenin birleştirici mi yoksa parçalayıcı mı olduğunun belli olmadığını söyler. Modernliğin öldüğünü ve insanlığın çok kimlikli bir yeryüzü yurttaşlığına doğru gittiğini ileri sürer.

Morin'e göre demokrasi mükemmel bir sistem değildir, halâ kendi içinde eksiklikleri vardır. Ayrıca demokrasi henüz her yerde gerçekleşmemiştir, totaliter rejimler yeryüzündeki varlığını korumaktadır ve ancak düşünce reformuyla, insanlık siyasetiyle, gerçek hümanizm ve Dünya-Vatan bilinci ile bu konuda bir ilerleme sağlanabilir.
Güven verici ve rahatlatıcı sapiens kavramının ardına saklanan insanın gerçek yüzü ortaya çıkıyor. İnsan, yoğun ve kararsız bir duygusallığa sahip, gülümseyen, gülen, ağlayan, endişeli, kaygılı, oyuncu bir canlı; mest olan, kendinden geçen ve seven bir varlık; hayallerle dolu, ölümü bilen ama ölüme inanmayan bir yaratık; miti ve büyüyü yaratan, kendisine hayaletlerin ve tanrıların musallat olduğu, hayal ve vehimlerle beslenen, nesnel dünyayla daima kararsız ilişkiler içinde olan öznel bir canlı; hataya, gaflete açık, düzensizlik yaratan müfrit bir varlıktır. Ve hayali olan ile gerçek olan arasındaki gidip gelmelerin, kararsızlığın, istikrarsızlığın, ölçüsüzşüğün ve vehimlerin bir arada oluşuna, nesnel ile özneli, yanlış ile düzensizliği karıştırmaya delilik adını verdiğimize göre homo-sapiens'in homo-demens* olduğunu görmek zorundayız.

Homo Demens: Sapiens Latincede akıllı, bilge anlamına gelirken, Demens tam tersine deli, kaçık anlamına gelir.
...sapiens'in düzeni, canlı sistem içinde yığınla hatanın ortaya çıkmasıyla birlikte söz konusudur. Sapiens yanılgıyı yaratmıştır.
Akılsallık hata ve yanılsamaya karşı en iyi koruyucudur. Bir yanda kuramsal organizasyonun mantıksal niteliğini, kuramı oluştu­ran düşünceler arasında tutarlılığı, kuramın savları ile uygulandığı görgül veriler arasında uyumu doğrulayarak tutarlı kuramlar hazırlayan yapıcı akılsallık vardır; böylesi bir akılsallık, kendisini tartışana açık kalmalıdır, aksi takdirde öğreti olarak içine kapanır ve akılsallaş­tırmaya (rasyonalizasyon) dönüşür; diğer yanda özellikle hatalar ve yanılsamalar, öğretiler ve kuramlar üstünde etkili olan eleştirel akıl­sallık vardır. Ama akılsallık, az önce belirttiğimiz gibi, akılsallaştırma olarak bozulduğunda, kendi içinde bir hata ve yanılsama olasılığını taşır. Akılsallaştırma akılsal olduğuna inanır, çünkütümevarım ya da tümdengelime dayalı mükemmel bir mantık sistemi oluşturur, ancak sakatlanmış ya da yalan temellere dayanır ve kendini, kanıtlara daya­lı tartışmaya ve görgül doğrulamaya kapatır. Akılsallaştırma kapalı, akılsallık ise açıktır.
"Esas mesele, bilge olmakla, zevklerden kopmanın mı, yoksa bilâkis zevkleri yaşamayı bilmenin mi anlaşıldığıdır."
"Toplum ve bireysellik birbiriyle uyuşan iki ayrı gerçeklik değildir; çelişkili fakat tamamlayıcı bir biçimde, bireyin ve toplumun bir yandan birbirlerini engellerken bir yandan da inşa ettikleri bir ikili sistem söz konusudur."
İnsangil beyninin "doğal" evrimi, kültürü üretip geliştirirken, daha sonrasında insangili beynini geliştirmeye iten ve teşvik eden, yani onu insana dönüştüren, kültürel evrim olmuştur. Böylece beyin, 500 cm³'ten (insanımsı) 600 ve 800 cm³'e (ilk insangil) ardından da 1100 cm³'e (homo erectus) ve nihayet 1500 cm³'e ulaşmıştır (homo sapiens neandertalensis ve homo sapiens sapiens).
Çevre ile zihin, özne ile nesne, gerçek ile hayal arasındaki ilişkiler (ve tabii bütün bunların doğasındaki belirsizlikler), sapiens'e özgü hataların daimi kaynağıdır. Hata sapiens'in çevresiyle, kendi kendisiyle, başkasıyla ilişkilerine, gruplar ve toplumlar arasındaki ilişkilere tasallut eder.
Yunanlı şair Euripides'in, yirmi beş yüzyıllık formülü bugün her zamankinden daha günceldir: "Beklenen gerçekleşmez ve beklenmeyene yolu bir tanrı açar." Geleceğimizi önceden bildirebileceğine inanan insanlık tarihine ilişkin determinist görüşlerin terk edilmesi, yüzyılımızın tümü beklenmedik olan büyük olayla­rı ve kazalarının incelenmesi, insan serüveninin bundan sonrası­nın bilinmeyen nitelikte oluşu, bizi, zihinleri, onu göğüsleyebilmek için beklenmeyeni beklemeye hazırlamaya teşvik etmelidir. Öğretme yükümlülüğündeki herkesin, içinde yaşadığımız zama­nın belirsizliğinin ön saflarında yer alması gereklidir.
BEN kendini hem özne hem de bilgi nesnesi olarak görür ve nesnel çevreyi, içine kendi öznel varoluşunu dahil ederek kavrar.
Kitabın konusu insan doğası olunca haliyle kitap da zorlayıcı oluyor. Aynı konu üzerine ne kadar kitap okursanız okuyun her yeni kitap bakış açınızı biraz daha genişletiyor. Muhtemelen tavsiye isteyenlere önerebileceğim antropoloji kitapları arasında yer almayacak ancak okuduğum iyi kitaplar arasında yerini aldı bile. Buradan kötü bir kitap olduğu sonucu çıkarılmasın, bana birçok şey kattığını belirtmeliyim fakat ilk cümlemde de belirttiğim gibi gereğinden fazla zorlayıcıydı. Bunun da ele alınan konu değil, yazarın aşırı terimler içeren anlatımıyla alakalı olduğunu söyleyebilirim. Yani daha basit ve anlaşılır ifadeler kullanmak yerine tam tersi söz konusuydu.

Tüm bunların haricinde homo sapiens'in, homo sapiens olma yolculuğu, yazarın tabiriyle "morfogenez" olarak incelenmiş. Yani aklınıza gelebilecek tüm etkenler göz önünde bulundurulmuş; biyolojik, psikolojik, sosyolojik, teknolojik, mitolojik, çevresel, kültürel, dinsel vs. gibi etkenlerin çok yönlü ve geniş çapta homo sapiens'e nasıl etki ettiğini bulabilirsiniz kitapta.
Edgar Morin bir düşünür. 105 sayfalık az hacimli bir kitap; ancak okurken cümleleri beyin kıvrımlarınızla uzun uzun çiğneyip sindirmeniz gerekiyor. Aşk, şiir ve bilgelik üzerine felsefi bir eser. Bu üç kelimenin kapsadığı ve taşıdığı her anlamı bir araya getirmeye çalışıyor ve aralarındaki çelişkileri uyuma dönüştürmeye çalışıyor. Zaman içinde yeniden okunması gerekenlerden.
Kitapta tek taraflı olarak Avrupanın moderliginden, diğer uluslara önderlik ettiginden bahsedilmeyip insanliga ve diger devletlere zararı dokunan onların cokusune zemin hazirlayan tutumuna da deginilmistir. Yazarlara göre Avrupa''nın suanki vaziyeti hicte ic açıcı degildir ve acilen cok boyutlu olarak reform hareketlerine başlanılmalıdır. Kitapta bu hususta da sunulan reçeteler mevcuttur.

Yazarın biyografisi

Adı:
Edgar Morin
Unvan:
Sefarad Kökenli Fransız Filozof, Sosyolog ve Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 8 Temmuz 1921
Edgar Morin (Edgar Nahoum)(d. 8 Temmuz 1921), Sefarad kökenli Fransız filozof ve sosyologdur. Akademik disiplinler arasındaki sınırları reddeden disiplinlerarası çalışmalarıyla tanınır.

Yaşamı

8 Temmuz 1921 tarihinde Edgar Nahoum adıyla Paris'te doğdu. Paris'te eğitim gördü. II. Dünya Savaşı'nda teğmen rütbesiyle Fransız Ordusu'nda savaştı. Fransa'nın işgalinden sonra, Fransız direniş hareketinde yer aldı ve 1941 yılında Komünist Parti'ye katıldı.

1945 yılında Violette Chapellaubeau ile evlendi ve Almanya'da askeri ataşe olarak görev yapmak üzere karısı ile birlikte Landau'ya yerleşti. 1946'da, Paris'e geri döndü ve Komünist Parti'deki etkinliklerine devam etmek için askerliği bıraktı. Ancak eleştirel tavrından dolayı partiyle arası gitgide açılmaya başladı ve 1951 yılında "Le Nouvel Observateur"a yazdığı bir makalenin ardından partiden ihraç edildi. Aynı yıl Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi'ne (CNRS) kabul edildi.

1950'li yıllarda gazetecilik yaptı. 1954-1962 yılları arasında kendi kurmuş olduğu Arguments dergisini yönetti ve Communications 'in genel yayın müdürlüğünü yaptı. 1959 yılında ilk kitabı,Autocritique yayınlandı. 1989 yılına kadar CNRS'de araştırmacı ve bölüm başkanı olarak görev yaptı. Karmaşık Düşünce Derneği 'ni kurdu. 1960'da Jean Rouch ile Chronique d'un été filmini çekti.

Felsefi Düşünceleri

1948-1950 yıllarında kaleme aldığı İnsan ve Ölüm (L'Homme et la Mort), biyoloji ile insan bilimi arasındaki bağlantı ve kopuş noktasını araştırır. Morin, 1973 yılında yazdığı "Kaybolmuş Paradigma" adlı kitabında da aynı konuyu irdeler ve şöyle der: “...tarihöncesi, etnoloji, tarih, sosyoloji, çocuk psikolojisi, yani kısaca psikoloji üzerinde temellenen ölüm antropolojimiz, şimdi kendini gerçekten bilimsel olarak kanıtlamak istiyorsa, biyolojik teyidini bulmalıdır”. "Kaybolmuş Paradigma", insanlık tarihine yönelik olarak hem bir dönemeç, hem de çıkış noktasına geri dönüş şeklinde değerlendirilmektedir.

Morin'e göre hiçbir bilim hataya karşı bağışık değildir, her bilgi kendi içinde hatalı olma ve yanılsama taşıma tehlikesine açıktır. Akılcılık Batı'nın tekelinde değildir. Batı paradigmaları ayırımcı, ikici ve damgalayıcıdır. Bunun için belirsizi beklemek, yeni ortaya çıktığında onu çarpık paradigmanın içinde konumlandırmaktan kaçınmak ve paradigmayı yeniden gözden geçirmek gerekmektedir.

Morin insanlık tarihinin ilerleme ve gerileme, yenilik ve yıkıcılık çatışkısıyla geliştiğini ve bilimlerin gerçekliği farklı farklı taraflara çekerek, sorumluluk ve dayanışmayı yok ettiğini ileri sürer. Morin'e göre, uzmanlaşma bilgiyi parçalamış; bunun sonucunda felsefe kendi içine kapanmış, iktisat insani bakımdan en geri kalmış bilim olmuştur. Tek boyutluluk yüzünden sorunlar üzerine düşünülemez hale gelinmiş, kör zeka insanı bilinçsiz ve sorumsuz kılmış ve insan bağlam, bütün, çok boyutluluk ve karmaşıklığı göremez hale gelmiştir.

Morin, ortaya koyduğu bu sorunun çözümünün antropoetik olduğunu söyler. Bilgi, kendi konumunu bağlamına oturtmalı, "neredeyiz?", "nereden geldik?", "nereye gidiyoruz?" sorularına yanıt aramalıdır.

Morin, bir anlayış etiğinin üç ilkesini verir: (1)Benmerkezcilik, etnikmerkezcilik, toplummerkezciliğin neden olduğu olumsuzluklara karşı iyi düşünmek, (2) durmadan öğrenmek, tekrar öğrenmek ve (3) içebakış ve hoşgörü.

Morin küreselleşmeyi de sorunsallaştırır. Günümüzde kültürlerin çeşitliliği ve küreselleşmenin olağanüstü boyutlarda olduğunu, fakat küreselleşmenin birleştirici mi yoksa parçalayıcı mı olduğunun belli olmadığını söyler. Modernliğin öldüğünü ve insanlığın çok kimlikli bir yeryüzü yurttaşlığına doğru gittiğini ileri sürer.

Morin'e göre demokrasi mükemmel bir sistem değildir, halâ kendi içinde eksiklikleri vardır. Ayrıca demokrasi henüz her yerde gerçekleşmemiştir, totaliter rejimler yeryüzündeki varlığını korumaktadır ve ancak düşünce reformuyla, insanlık siyasetiyle, gerçek hümanizm ve Dünya-Vatan bilinci ile bu konuda bir ilerleme sağlanabilir.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 19 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 50 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.