Harold Barclay

Harold Barclay

Yazar
7.6/10
12 Kişi
·
42
Okunma
·
2
Beğeni
·
577
Gösterim
Adı:
Harold Barclay
Unvan:
Yazar
Doğum:
3 Ocak 1924
1976 yılında Amerikan eyaletlerinden biri olan Nevada'da başkanlık seçiminde seçmenlere 'hiçbiri' seçeneğini işaretleme şansı verilmiştir -anarşist oya en yakın şeydir bu.
... her durumda azınlığın, her zaman için çoğunluğun kararına uymama ya da çekilme hakkı olmalıdır.
Harold Barclay
Sayfa 149 - Sümer Yayıncılık, 1. Baskı
Yöneticilerin oy çokluğuyla seçilmesi, kişilerin durumu kendilerinin kontrol ettiği yanılsamasına kapılmalarını sağlayan bir kurnazlıktır. Oy veren kişi aslında önceden seçilmiş bir grup içinden seçim yapar ve birbirine zıt ideolojiler arasında hiçbir seçim şansı yoktur.
"... İnsan ırkı uygarlıkta, ahlak ve bilgelikte ne kadar ileriye giderse, yönetim ve otoritenin izleri o ölçüde ortadan kaybolacaktır."
Bir kişi ya da gruba uygulanabilecek en korkunç ceza, bir yaygın yaptırım biçimi olan dışlamadır.
Harold Barclay
Sayfa 135 - Sümer Yayıncılık, 1. Baskı
Anarşistlerin tasarladığı türde bir toplumun mevcut olmadığı; kısa ömürlü ve münferit birkaç girişim haricinde hiç var olmadığı aşikardır.
Hepsinden öte, devlet ve yönetim savaş için organize edilmiştir. Bugüne kadar savaş için bundan daha etkin bir örgütlenme kurulmamıştır.
Harold Barclay
Sayfa 37 - Sümer Yayıncılık, 1. Baskı
224 syf.
·6 günde·9/10
Anarşizm, ülkemizde de sıklıkla yapıldığı gibi, kaosla veya terörizmle eş tutulmaktadır. Oysaki anarşizm, demokrasi ve cumhuriyet gibi tam bir yönetim biçimi olmasa da bir toplumsal örgütlenme biçimidir. Yani dünyayı kaosa sürüklemek veya etrafta bombalar patlatmak gibi bir amacı yoktur.

Peki anarşizm nedir? Anarşizm, hiçbir yöneticinin olmadığı, insan özgürlüğünü ve bireyciliği en üst düzeyde koruyan bir toplum durumudur. Toplumsal otoritenin, gücün ve hiyerarşinin tüm biçimlerini bertaraf etmeyi savunan çeşitli politik felsefeleri ve toplumsal hareketleri tanımlayan sosyal bir terimdir. Anarşizm, her koşulda her türlü otoriteyi, dolayısıyla devlet örgütlenmesini reddetmektir. Kendi kendini denetlemeyi ve gönüllü işbirliğini savunur. Özel mülkiyeti toplumda baskı kaynağı ve devleti özel mülkiyetin bir aracı olarak gören, bunların ortadan kalkmasıyla ancak insanın özgürleşeceğini öne süren bir siyasal öğretidir. Eğer siz de insan özgürlüğünü ve bireyciliği her şeyden önde tutan kişilerdenseniz, sosyolojik veya politik olarak düşüncenizin sonunda ulaşacağı kavramlardan biri anarşizmdir.

Anarşizm öcü değildir. Korkmanızı gerektiren bir şey de değildir. Zira atalarımız birer anarşistti. Antropologlar, etnografik araştırmalarında, tüm dünyada ve tüm zamanlarda yaşamış olan devletsiz ve yönetimsiz sayısız toplum belgelediler. Antropologlar tarafından belgelenen bu toplumlarda henüz devletin icat edilmediği zamanlarda yaşayan insanlar tespit edilmiştir. Bu insanlar devlet olmadan nasıl yaşıyorlardı zannediyorsunuz? Alışveriş merkezlerine (AVM) gitmeden, televizyon izlemeden, telefon kullanmadan, internete girmeden, yönetilmeden, yasalara uymadan, devlet olmadan vs. bir hayat nasıl mümkün oluyordu?

Maalesef öyle bir zehirlenme yaşıyoruz ki, bazı şeyler olmadan insanın da olamayacağını düşünüyoruz. Hatta birçok şeyi insan olmanın ön koşulu olarak değerlendiriyoruz artık. Mesela, telefon kullanmayan insan olur mu hiç, bir insanın mutlaka telefonu olmalıdır, diye düşünüyoruz. Oysaki çok yanlış bir düşünce bu. Telefon veya televizyon icat edilmeden önce de insan vardı; devlet icat edilmeden önce de... Ve bence asıl insanlar onlardı. Bizler ise insan olduğunu zanneden modern köleleriz.

Bir konuda hemfikir olmalıyız. Devlet ve yönetim, savaş için organize edilmiştir. Hatta bugüne kadar savaş için bundan daha etkin bir örgütlenme kurulmamıştır. Savaş olmazsa hiçbir devlet var olamaz. Bu nedenle devletler varlığını sürdürdükçe savaş da varlığını sonsuza dek sürdürecektir.

Bu noktada, "Müslüman devlet" ya da "Hıristiyan devlet" veya kısaca "dindar devlet" gibi kavramların da olamayacağını düşündüğümü ifade etmek isterim. Çünkü dindar devlet yönetimi diye bir şey olamaz. (Doğru uygulanan şeriat yönetimini saymazsak.) Zira devlet, yasalara uymaya zorlamak için meşru şiddet kullanımı prensibine dayanan bir örgütlenmedir. Bir dindar ise, inancı gereği, dininde emredilenin dışında bir şiddet kullanamaz. Bu durumda dindar kişilerin hükümet ya da devlet idaresine katılamayacaklarını da ifade etmek gerekir. Dahası, dindar bir kişinin ve "yaratıcının olduğu bir dünyanın" yönetilmeye ihtiyacı yoktur. Siz kimsiniz ki, bir "yaratıcının" emirlerini gönderdiği dünyayı yönetmeye kalkıyorsunuz? Yönetimler, dünyevi ve günahkar insanlar içindir. Oysaki "yaratıcının" kuralları varken, yönetilmeye ihtiyaç yoktur. Bu durumda, siyasi bir örgütlenmeye katılmak veya yönetilmek yahut oy kullanmak da dine uygun bir hareket değildir. Zira dünyada insanları ölümle cezalandırabilen veya süresiz hapse atabilen bir devlete oy vermek, belki de dindar bir kişi için ebedi cehennem azabına mahkum edilmesine sebep olabilir. Örneğin, oy verdiğiniz bir siyasi partinin yanlış bir kararı sonucunda yalnızca bir vatandaş bile haksızlığa uğrasa, vay halinize. Bildiğiniz üzere, bunun adına kul hakkı denir. (Ateist olduğum için bu paragrafta yazdıklarım yanlış anlaşılabilir. Kesinlikle hiçbir ima veya dil uzatma söz konusu değildir. Tamamıyla kendi düşüncemdir. İnanan bir insan olsaydım da aynen bu şekilde düşünürdüm.)

Madem siyasi konulara girdik, Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminden bir örnekle size anarşizmin faydasını anlatmaya çalışayım. Biliyorsunuz, demokraside oy kullanmak çok önemlidir. Hatta ülkemizde vatandaşlık görevidir. Oy kullanmayanlara para cezası bile kesilir. Anarşistler ise, oy kullanmanın hiçbir şekilde özgürlüğün veya özgür iradenin bir göstergesi olmadığını savunurlar. Oy veren kişi, günümüz tabiriyle seçmen, önceden seçilmiş ve belirlenmiş kişiler arasından bir seçim yapar ve birbirine zıt ideolojiler arasında belki de seçim şansı hiç yoktur. Zaten çoğu zaman çoğunluğun seçimi bile söz konusu olmamaktadır. Bir kişi bir göreve seçilir, çünkü diğer adaylardan daha fazla oy almıştır. Bu noktada oy vermeyen kişilerin oy sayıları ise asla hesaba katılmaz.

Yaklaşık 4 yıl önce, Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde, üç aday karşımıza çıkmıştı: Recep Tayyip Erdoğan, Ekmeleddin İhsanoğlu ve Selahattin Demirtaş... Bense bir vatandaş olarak bu üç adaya da oy atmak istemiyordum. Çünkü üçü de içime sinmiyordu; ama oy atmak vatandaşlık görevi olduğu için sandığa kadar gittim. Oyumu kullanmak için içeriye girdiğimde bile hala karar verebilmiş değildim. İçeride aklıma ilginç bir fikir geldi ve hemen uyguladım. Üç adayın yanına kendi çocukluk fotoğrafımı da koyup altına kaşeyi bastım ve akabinde fotoğrafını çektim. Fotoğraf şu: https://hizliresim.com/VDpQQR

Seçim sonuçlarını ise, şu linkten görebilirsiniz: https://www.sabah.com.tr/...askanligi-secimleri/

Benim gibi kararsız vatandaşlar için, seçmen kağıdına en azından "hiçbiri" seçeneği konulsaydı, eminim en az %5 gibi bir oranda hiçbiri seçeneği çıkardı. Bu durumda ise cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Recep Tayyip Erdoğan'ın oyunun %50'nin altına düşeceği açıkça ortada. Sanırım ne demek istediğimi size anlatabildim.

Demokrasi her ne kadar, "sandık"tan çıkan oya göre itaat etmeyi emretse de anarşizm bunu kabul etmemektedir. Zira anarşizmde, azınlığın daha iyisini bilebileceği ya da kendi adına karar verebilme hakkının olduğu kabul edilir. Böylece çoğunluğun azınlığı kendisine uymaya zorlamasının da önüne geçilir.

İşte kitap, bu ve bu anlattıklarım gibi konularda fikirler ortaya sunuyor. En eski anarşist toplumları tek tek önümüze getirerek anarşizmi örneklerle açıklıyor. Ancak bunu yaparken hiçbir şekilde anarşizmin uygulanabilir bir sistem olduğunu söylemiyor. Hatta anarşistlerin tasarladığı türde bir toplumun mevcut olamayacağını, olsa bile kısa ömürlü ve münferit birkaç girişimden ibaret olacağını ifade ediyor. Zaten bu saatten sonra ben de uygulanabilirliği olduğunu düşünmüyorum. Ancak özgür bir toplumda, devletin ya da yönetimin olabildiğince az oranda yürütme rolünü üstlenmesi gerektiğini, kişisel özgürlüğe ve bireyciliğe daha çok imkan tanınması gerektiğini düşünüyorum.
224 syf.
Hey! Sana sesleniyorum sana.  Evet evet sizler.  Sana da diyorum Türk.  Sen de Kürt. Arap Fars. . Sizleri de unutmadım.  Dar pantolon giyen Fransız.  Şuradaki asalatten bahseden İngiliz.  Tarihinden dem vuran İtalyan sana da sesleniyorum. Sen de sanayici Alman. Ooo kimler varmış daha . Felsefeciler,filozoflar bölgesinden Yunan. Ama hepinizi sayamam ki. Coksunuz.  Darılmayin lütfen.  Tamam tamam sen de süper güç Amerikan.  Sana da sesleniyorum şömine karşısında kürk giyip votka içen Rus.  Tamam sen de bilime yon veren Israilli.  Seni de gördüm Çinli.  Bak bak kimler varmış daha sen de Japonyali... hepiniz burdasiniz.  İyisiniz keyfiniz yerinde gibi. 
  İsimlerinizi milletlerinizi söylemek gurur verici değil mi ? evet evet öyle olsa gerek.  Biliniyorsunuz çünkü.  Tanınıyorsunuz.  Ne güzel.  Gururlanmamak  elde değil.  Peki sizce bu gururdan ziyade kibir değil mi.  Ama yapmayiiiiiinnn.  Kibir dediğim için hemen yüzünüzü aşmayın bana.  Moralinizi bozmak istemem ki. Ben konuşmak istiyorum sevgili kardeşlerim.  Gel buraya gel Belcikali hade barışalım seni üzmek istememiştim. . Evet biliniyoruz tanınıyoruz tanışıyoruz.  Güzel.  Peki ya bilinmeyenler.  Onlar nerde gören var mı.  Kimse yok mu yani gören.  Onlar nerde. ? Bilinmeyenler nerde? Gelmediler mi? Yoksa biz mi aramıza almadık onları?  Onların bilinmeye tanınmaya hakları yok mu.  Biz kendimizi ne zaman eleştirecez bu konuda. ' Berberiler'nerde  'eskimo'lar nerde.  Niye görmezden geliyoruz onları.  Yazık değil mi? Ne hakkımız var onları görmezden gelmeye? İslam kaynaklarında insan yaratimı için şöyle der Tanrı;''bilinmek istedim''.. Nedir bu kibrimiz sizlere soruyorum.  Tanınmayalar görmezden gelinenler hor görülenler nerde. 
 Bizler biliniyoruz ya .peki bilinmek isteyenler.  Peki bilinmek için cabalayanlar ama çabaları sonuçsuz kalanlar . Peki bilinip de hor görülenler.  Onlar insan değil mi . Biz ne yapıyoruz?
  Eskimo kelimesinde ince bi aşağılama olduğunu biliyor muyduk.  Ya zenci derken. ' Eskimo': İnuit, 'Buşman':San, 'Lap': Samet, 'Berberi': İmazighen. .. bunları bu şekilde kaçımız duyduk ki . Kizilderililer. . Hani casablanca filmi var ya mesela onu izlediğiniz zaman bi yerlerde berberileri görebilirsiniz.  Ama yari kör gözlerle film izlediğimiz için görmek istediğimizi görüyoruz.   Nedir bu hor görme görmemezlikten gelme.  Biz kendimizi ne sanıyoruz.  Konussaniza.  Sizlere sesleniyorum sizlere.  Heeeyyyyy Konussaniza. .. susmayın.  Konuşmak istiyorum sizinle.  Soruyorum size. Amacımız ne bizim söyler misiniz?
  Sevgili okuyucular elimizdeki bu kitap bilinmeyen, bilinip de bilinmemezlikten gelen ve hor görülen dünya halklarindan sadece bazılarını ele alıyor.  Yazar kitabı sade, içten eleştiren bir dille karşımıza çıkarmış bulunmakta.  Lütfen temin edip okuyunuz.  Temennim o yönde . İyi okumalar, esenlikler dilerim
224 syf.
·10 günde·2/10
Bu sefer kanmadım; bilerek, isteyerek, ne ile karşılaşacağımı öngörerek aldım, okudum Versus Yayınlarının bu kitabını. Versus'un her zamanki gibi post-anarşist bir kitap bastığından emindim, nitekim öyle de çıktı.
Esasında devletsiz toplumları antropolojik olarak inceleyen bir kitapta, bir miktar bilimsellik olacağı beklentim de vardı ama Versus'un bu kez kendini aştığını bilmiyordum tabii :)
Yazar daha kitabın başında, söz konusu toplumlara ilişkin geniş zaman kipinde konuşacağını belirtmişti. Böyle bşr ifadelendirme biçimi; toplumsal yapının belli bir ilişki biçimine geçmişte mi yoksa günümüzde mi sahip olduğunu tam bir sis perdesine büründürdü. Örneğin Amerikan kızılderililerinin bir ritüeli kapitalizm ile ilişki kurduktan sonra mı yoksa önce mi yaptığı belirsiz hale gelince, yazar istediği her sonuca varabilecek muazzam bir esneme payı elde etti. Ayrıca yazar birçok ataerkil tutumu normalleştirirken, İspanyol anarşizminin birçok temel öğesini bir kalemde anarşi dışı ilan ediverdi.
İlksel toplumları örnek anarşizm modelleri olarak sunan, hiçbir diyalektik kırıntıyı barındırmayan bu kitaba göre; Mahno, Durutti, Bakunin ve Kropotkin anarşist değil... Yazar bu kadar ciddi olmasa insan gülebilir... Anarşizmi tamamen ilkel toplumlara özgü bir olgu olarak tanımladıktan ve asla "o güzel günlere geri dönülemeyeceğini" fark ettikten sonra yazar kitabının son cümlesinde kendi bakış açısını "anarko-sinik" olarak nitelendiriyor. Bu da kitabın kendi kendini imha sürecinin son noktası oluyor...
224 syf.
·Beğendi·7/10
Çeşitli kuramcıların Anarşi ve Anarşizm üzerine tezlerini ele almış, yaşamış tüm toplumların politik düzenleri detaylıca irdelenmiş ve günümüz politik tavırlarla Anarşinin doğuşu ve pratiğine yer verilmiş oldukça bilgilendirici bir kitaptı. Siyasetten hoşlanmıyorsanız okumakta zorluk çekebilirsiniz.
208 syf.
·Beğendi·8/10
harold barcley yazmış. aborijinler’den pigmeler’e, eskimolar’dan santallar’a, kızılderililer’den berberilere’e kadar dünyanın dört bir yanından onlarca topluluğu incelemiş ve devletsiz bir toplum düşüncesinin ütopyacı bir düş olmadığını tersine insanlığın geçmişini karakterize eden bir sistem olduğunu ortaya koymış. tezleri tartışmaya açık olsa da ufkunuzu açar. okumadan geçmeyinizlerden.
kanımca girişteki açıklama gereksiz olmuş;

Yazarın biyografisi

Adı:
Harold Barclay
Unvan:
Yazar
Doğum:
3 Ocak 1924

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 42 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 98 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.