Ah anne!
Neden öyle sararmış yüzün,
Gözlerin yaşlarla haşir neşirdir yine,
Neden?..
Yolumuz dikenliydi anne,
Mahrum ve mazlumlarıydık yeryüzünün,
Saygımız ve dürüstlüğümüz,
Hasud Kabil'lerin suratına çarpardı, Şehadet bir taşla gelir,
Tertemiz kanımız sulardı yeryüzünü,
Mazlumca düşerdik...
Ah anne!
Gün gelir ashab-ı sefineden olurduk,
Alaylarla horlanırdık günaşırı,
Ama Rabbin gazap tandırı kızıştığında,
Bizim tandırımızdan Sudan sütunlar yükselirdi göğe,
Bulutlar muti, yerler mutiydi,
Nankör sadece bizim ırkımızdı,
Ve hayatın kaynağı,
Şirkin hayatının sonu oluyordu.
Ah anne!
Öyle mahzun bakma kırışmış alnıma,
Ne acılar gördüm ben ne Şeddatlar, İrem'in sütunları savrulurken azap rüzgârlarıyla,
Kavmin isyanına ben de yandım...