Işıtan Gündüz

Işıtan Gündüz

YazarÇevirmen
8.7/10
83 Kişi
·
104
Okunma
·
0
Beğeni
·
445
Gösterim
Adı:
Işıtan Gündüz
Kendimi on beş yaşında öğrenmeye verdim.
“İrademe otuz yaşında sahip olabildim.
“Kuşkulardan kırk yaşında kurtuldum.
“Göğün düzenini elli yaşında öğrendim.
“Sezgilerim yoluyla her şeyi altmış yaşında kavradım.
“Kalbimin isteklerini, doğru olan şeylere zarar vermeden yetmiş yaşında gerçekleştirebildim...”
Üstat dedi ki: “Eğer halk yasalarla yönetilir ve cezalarla yola getirilmek istenirse, onlar kendilerini cezalardan kurtarmaya çalışacak ve bundan hiç utanç duymayacaktır. Eğer onlar erdemle yönetilir ve eğitimle yola getirilmek istenirse, utanç duyacaklar ve böylece iyi olmaya çalışacaktır.”
Tzu-kung, “Üstün insan kimdir?” diye sordu. Üstat yanıtladı: “Söz söylemeden önce uygulamaya geçer, sonra uygulamasına göre konuşur.”
“Yu, sana bilginin ne olduğunu öğreteyim mi? Bir şeyi biliyorsan, onu bildiğini göster. Bir şeyi bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et. İşte bu, bilgidir.”
“Bu günlerde ana babaya sadakat ailenin geçimini sağlamak olarak anlaşılıyor. Ancak köpeklerle atlar da aynı şeyi yapıyor. Saygı olmazsa ikisini birbirinden nasıl ayırabilirsiniz?”
“Hui ile bütün gün konuştum. Söylediklerimin hiçbirine karşı çıkmadı. Bir budala gibiydi. Benden ayrılıp evine gidince özel yaşamını gözledim. Öğrendiklerini uygulama yetisine sahip olduğunu görünce, hiç de budala olmadığını anladım.”
126 syf.
"Seni seviyorum. Seni mi? Hasletlerini mi? Gülüşündeki pırıltıyı mı? Hatlarının zarafetini mi? Kırılganlığını mı? Kişiliğini mi? Ba­şarılarını mı yoksa sadece varoluşundaki mucizevi gerçeği mi? "Asla kişiler sevilmez, sevilen sadece niteliklerdir," der Pascal. "Birini, güzelliğinden ötürü seven, onu gerçekten seviyor mudur? Hayır, çünkü kişiyi değil güzelliğini öldürecek olan çiçek hastalığı, artık onu hiç sevmemesine yol açacaktır." Buna karşılık Hegel'e göre sevmek, sevilen kişiye, edimlerinden veya kişisel ve geçici özelliklerinden bağımsız olarak olumlu bir anlam atfetmektir. Proust, herkesi haksız görerek bu saygın tartışmaya yepyeni bir katkı­da bulunur. Aşk ne kişiye ne de onun özelliklerine yöneliktir; aşk Başka'nın gizemini, mesafesini, gizliliğini, en samimi anlarımızda bile asla benimle aynı durumda olmama halini hedefler. "Seni seviyorum"daki "sen", kesinlikle benim eşitim veya çağdaşım değildir ve aşk, bu aşırı anakronizmin araştırılmasıdır. "Eşitlik, adalet, şefkat, iletişim ve aşkınlığı özetleyen bir formüle göre" -kusursuzluğa ve zarafete dayanan muhteşem bir formüle göre- "sevgililer 'beraberdirler; ama henüz değil. "Aşk, derinleştiğinde, Başka'yı, benim için anlaşılmaz bir hale gelene kadar kendi belirtilerinden yoksun bırakan bu paradoksal bağdır. Onu sevmediğim sürece, o güzel veya çirkin, kaygılı veya sakin, takıntılı veya histeriktir: Bu özelliklerin hiçbirinin artık onu benden alıkoyma gücü yoktur. Ben onu mükemmel, özel veya kendine has özelliklere sahip olduğu için seçmiştim; şimdi onda sevdi­ğim şey ise, "diğer herkesten farklı bir nitelik taşıması değil, ama bizzat farklı olma niteliğidir."...

Bazen kişi içinde değer adına beslediği tüm şefkat, ilgi, iyilik, erdem, sadakat, vefa gibi yüce duyguları bir kişi üzerinde tasarruf etme yanlışlığına düşebilir. Bu hale birçok yerde aşk deniyor. Bazı gönül üstadlarına göre kişi kabiliyetlerini geliştirip derecesini yükseltmeli, bu değer odağını tek merkezden kurtarıp bir prizma gibi birçok merkeze, insana, varlığa, hatta tüm aleme yayma çabasına girişmelidir. İşte o zaman feda edilen değerlerin bir kıymeti olur. Neticede tek merkezli bir vericiliğin de temelinde bencillik vardır. Tezer Özlü de yaşamın ucuna yaptığı yolculukta bu yanlıştan bahseder: "Bir uzaklık kazanmam, kendi düşüncelerimin dünyasını bulmam gerek. Tek bir kişide yoğunlaşan duygulardan her zaman kaçındım. Sonsuz sevmek isteğimi her zaman tüm insanlara, her insana dağıtma çabası gösterdim. Zaman zaman da herkesten nefret ettim. Kendim dışında." Aynı fikri Marx da paylaşır: "Sevgi yalnız bir insana bağlılık değildir. Bir tutumdur. Kişinin yalnız bir sevgi nesnesine değil, bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren bir kişilik yapısıdır. Kişi yalnız bir tek kimseyi seviyor, başka her şeye karşı ilgisiz kalıyorsa sevgisi sevgi değil, genişletilmiş bencilliktir."

Bu bencillik sevginin kalpten dile geçmesinde de devam eder. Tek kişilik bir fayda gözetilerek sevgi(denilen) açığa çıkar. Genelde sevilenin durumu veya olası tepkisi gözetilmeden taşar içtekiler. Çünkü sevmiştir daha napsındır! Acilen sahip olmalıdır nesnesine. Bu yüzden sevgilerimiz bile yıpratıcıdır. Pessoa der ki "Sevilmek, gerçekten sevilmek nasıl büyük bir yorgunluktur! Başkasının heyecanlarının yükü haline gelmek nasıl bir yorgunluktur! Özgür olmayı, hep özgür olmayı istemiş bir insanı sorumluluk hamalına dönüştürmek: bazı duygulara cevap vermek, mesafeli davranmama inceliğini göstermek... Nasıl da yorucudur varlığımızın bir başkasının duygularıyla olan ilişkisinin esiri olduğunu hissetmek! Öyle ya da böyle, ister istemez bir şey hissetmek, gerçekte tam bir karşılık bile bulmaksızın, biraz da olsa sevmek zorunda olmak nasıl bir yorgunluktur!"

"Hiç kimsede sevginin önemsiz olduğuna ilişkin bir kanı yoktur. Onun açlığını çekerler, sinemalarda mutlu ya da mutsuz aşk hikâyeleri izlerler, yüzlerce niteliksiz aşk şarkıları dinlerler. Buna rağmen, pek azı sevgiye ilişkin bir şeyler öğrenmenin gerekli olduğunu düşünür." Hani denir ya bir yerde size sürekli özgür olduğunuz söyleniyorsa aslında özgür olmadığınızdandır. Olanca doğallıyla yaşanan ve kanıksanan değerlerin dilde dolaşmasına lüzum yoktur. Eksikliği çekilenlerdir bizi konuşmaya iten, dile geldiğinde en azından kelimeler üzerinden doyurduğumuzu düşünürüz belki eksikliğimizi. Sevgi ve aşk kavramları da bu eksiklerimizden olmalı ki çok büyük anlamlar yüklenir, kimi yerde hayat bunlar üzerine kurulur, bir ömür bekleyenleri olur. Peki beklenilen nedir ve buna değer mi?

Sevmek de öğrenilir. Toplumdan gördüğümüz biçimin doğrusu olduğunu düşünmemek için bir sebep bulamayız olguları sorgulamaya tabi tutmazsak. Sevgi de bu sorgulamalardan muaf değildir. Bizde kısır tabağı bile boş gönderilmez kaldı ki sevgiye karşılık verilmesin! Adeta bir lütuf gibi sunulur sevgiler. Seven, sevilmeyi bekler; sevilen bunu boş çevirmemesi gerektiğini hisseder içinde hissettiği öğrenilmiş baskıdan dolayı. Oysa "yeterince sevilmediğime üzülüyorsam, bu da benim yeterince seven bir insan olmayışımdandır." Bize sevmenin ihtiyaç olduğu öğretilmez. "Birçok kişi, sevme sorununu ilkel bir biçimde ele almakta, kendi sevebilme gücünden, sevme ediminden çok "sevilme" olarak görmektedir. Onlar için sorun, nasıl sevilebilecekleri, nasıl sevimli olabilecekleridir." İnsanlar sevilmek istediklerini söylerler ama asıl istedikleri sevmektir. Kimse seviliyor diye seveninin yanında durmazken; sevilmediği halde sevgisinin peşinden giden insanlarla doludur dünya.

"Benim sahip olduğum sevginin sen de bilgisine sahip ol." Sevgiyi "etken ilgi" olarak göstermek yerine kısa yoldan bilgisini sunmak tembelliği. Bu tür bir sevginin olumlu sonuçlar doğurabileceği düşünülemez. Sevgi konusuna en çok kafa yormuş düşünür olan Erich Fromm "Sahip Olmak Ya Da Olmak" kitabında şöyle yaklaşır bu hataya:
"Eğer sevgi, sahip olmak türünde ele alınacak olursa, kendinin kılmak, denetim altında tutmak anlamlarına gelecek ve böylece de canlandırmak ve hareketlendirmek yerine boğucu, engelleyici ve kısırlaştırıcı bir eylem haline dönüşecektir. Çoğu kez aşk olarak belirtilen şey, sevme beceriksizliğini ve sevememeyi gizlemek için kullanılan maskeden başka bir şey değildir."

Özgürlük sevgiden daha yüksek bir değerdir. Şayet sevgi özgürlüğü yok ediyorsa buna değmez. Sevgiden vazgeçilebilir, özgürlük kurtarılmalıdır. Victor Hugo' nun dediği gibi: Aşk uğrunda gerekirse hayatımı veririm. Fakat özgürlüğüm uğrunda aşkımı da feda ederim. Özgürlük olmadan mutluluk olamaz. Kişi özgürlüğüne ket vuran şeyden zamanla nefret etmeye başlar. Eski Fransız şarkısında geçtiği şekliyle:, «Tamour esi Tenfant de la lîbert,», "sevgi özgürlüğün çocuğudur. O, asla zorbalığın çocuğu olamaz." Özgürlüğü bilmeyen, bağlanmayı ve sevmeyi de bilmez. Her şey zıttıyla anlam bulduğundan - dahası tercih edebilmenin bilişsel yükü taşınacağından, özgürlükten sonra gelen bağlılık çok daha sağlıklı olacaktır. Sevginin yaratacağı yapıcı bağlılığa ulaşabilmek de doğru bir şekilde ve doğru yerde yaşanmış özgürlüğün içindedir.
126 syf.
·12 günde
"Sevgi bizi zamanın yıkımından koruyan yıkılmaz bir kaledir" /Costance Foster

Neredeyse hemen hemen her düşünür sevgi üzerine bir şeyler söylemiştir, Foster'ın ki gibi ya da tam aksini savunan, milyonlarca söz bulabilirsiniz. Çünkü gerçek sevgi, üzerine o kadar çok konuşulması gereken bir konudur ki her şey ondan ve onun yoksunluğundan çıkmıştır. Hiçbir kimse yoktur ki "sevgi hakkında ne düşünüyorsun" sorusunu es geçsin. Yediden yetmişe herkesin kendince bir görüşü, düşüncesi, aforizması mutlaka vardır.


"Sevgiden sözetmek «boş öğütler vermek» değildir, çünkü sevgiden söz etmek en basitinden en temel ve gerçek gereksiniminden söz etmek demektir. Bu gereksinimin karanlıkta kalmış olması, onun varolmadığını göstermez. Sevginin doğasını ayrıştırmak, onun günümüzdeki eksikliğini görmeyi ve bu eksikliğin toplumsal nedenlerini araştırmayı gerektirir, Sevginin yalızca ayrıcalıklı
bireysel değil de sosyal bir olgu olarak gerçekleşebilirliğine inanmak, insanın doğasını bilerek temellendirilmiş ussal bir İnançtır." Syf 126. Bu alıntı sevgi adına bir çok şeyden, kaybedilen ya da aslında hiçbir zaman kazanılamamış olan o duygudan bahsediyor. Çoğu kimse sevgiden bahsetmeyi "boş bir öğüt" olarak görüyor. Aslında bunun ne kadar acı bir şey olduğunu sevgisizliğin insanı düşürdüğü durumlara bakarak teyid edebiliriz. En göz önünden bir örnek verecek olursak, halkını gerçekten sevdiğini söyleyen barış ve huzurdan bahseden politikacıların sevgilerini sevdiklerine gösterme şekilleri, insanlığın birbirine olan sevgisi hakkında hiçbir endişeye mahal vermiyor!!!

"Gerçek sevgi" tüm canlıların ihtiyaç duyduğu ve içten içe bir özlemle aradığı şeydir. Hepimiz bunun ne kadar klişe, gerçek ve aslında ne kadar kolay olduğunun farkındayız. Bir canlıyı sevmek, gerçekten sevmek aslında çok basit, kural şu; bir şeyi kalpten seveceksin ve sadece sevmiş olacaksın, sevgini gösterme eylemi dışında başka hiçbir katkıya gerek yok, zaten herhangi ufak bir dış etken sevginin saflığını ve gerçekliğini derinden etkileyen bir unsur oluyor. Taoist paradoksal düşünce der ki " benim söylediklerimi anlamak ve uygulamak çok kolaydır, fakat dünyada onları anlayabilecek ve uygulayacak hiç kimse yoktur." Umarım bu sorunu çözüp sevgiyi bu paradokstan kurtarabiliriz.

Peki katkısız, beklentisiz, saf bir sevgi mümkün mü?

Fikrimce aslında pek mümkün değil ama imkansız da değil! Bir şeyi sevmeye başladığımızda onu gerçekten sevdiğimizi düşünürüz bu düşünceyle sevmeye başlarız zaten fakat zaman ilerleyince o şeye duyduğumuz sevgi şekil değiştirir. İnsani bazı menfaatler girer işin içine o zamanda bu artık gerçek sevgi olmaktan çıkar. Hâla o şeyi hayatımızdan çıkarmıyor olmamızın sebebi alışkanlıktır, evet sevgi duyguduğumuzu sandığımız şeye aslında alışmışızdır ve onun yokluğu yine bizi bazı menfaatlerden mahrum kılacağı için ondan vazgeçemeyiz. Kitap da aslında bir çok yerde gerçek sevginin mümkün olabileceğini söylüyor ben de şöyle düşünüyorum. 'Gerçek sevgi vardır ama henüz gerçekleşmemiştir.' Bunu kimin ne zaman gerçekleştireceğini bilemem, belki hiçbir zaman bilemeyeceğiz ama buna aşırı derecede ihtiyacımız olduğu aşikar.

Fromm sevgi kuramını üç bölümde incelemiş, en sevdiğim bölüm üçüncü bölüm olan "Sevgi Nesneleri" bölümüydü. Bu bölümü beş başlık altında değerlendirmiş bunlar;
-Kardeşlik sevgisi
-Anne sevgisi
-Cinsel sevgi
-Kendini sevme
-Tanrı sevgisi
Bu konuları kısa fakat çok dolu bir şekilde işlemiş. Gerçekten istifade ettiğim birçok bilgiyle dolu. Sırf bu bölüm için bile okunabilir. :))

Kitap, sevmenin de diğer sanatlar gibi bir sanat olduğunu ve bu sanatı görebilmemiz için göstermemiz gerektiğini söylüyor. Nasıl ki heykeltıraşlığa, ressamlığa, vb. Sanatlara ilgi duyan insanların bunları öğrenmek için çok fazla çaba sarf etmesi gerekiyorsa ve bunun için iyi bir Usta'dan ders alınması gerekiyorsa sevme içinde aynı şeyleri yapmak gerektiğini savunuyor.

Peki gerçek bir sevgi ustasını nereden bulacağız? Bilmiyorum. Bilen, bulan olursa haberdar etsin :))

Son olarak kitap gayet sade ve anlaşılır çevrilmiş ve size sevdiğinizi söylediğiniz her şeyi gerçekten sevip sevmediğinizi sorgulatacaktır. Kendinizi sorgulamayı seviyorsanız mutlaka okuyun derim :))

Göz nurunuzdan ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Huzur dolu okumalar =∆
126 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Bəzi kitablar var ki, onları oxuduqdan sonra haqqında nəsə yazmaq, həqiqətən də çətin olur. Erich Fromm "Sevmə sənəti" kitabı da bu qəbildən əsərlərdən oldu. Kitabda sevgi, onun nevrotik müxtəlif forma və növlərini mövzu alan XX əsrin görkəmli alman psixoloqu və filosofu Erich Fromm həm insanın düşüncələrindəki qaranlıq məqamları işıqlandırır, həm də onu böyük bir çıxmaza salır, beynini müəyyən anlamda dumanlandırır. İnsanı özünü, bu günə qədər yaşadıqlarını, duyğularını təhliletmə, doğru - yanlış axtarma problemi qarşısında qoyur. Bir tərəfdən səhvlərini göstərir, digər tərəfdən sağlam sevmə sənətinin nə qədər çətin olduğu qənaətinə vardırır. Hələ ki, insanların psixologiyasının, xarakterinin bu qədər korlandığı belə bir dövrdə... Erich Fromm, sevmənin bir sənət olduğunu vurğulayaraq, ana, ata, övlad, insanlıq, bacı-qardaş sevgisi, xalqlararası sevgi və düşmənçilik münasibətləri, cinslərarası sevgisindən tut, Tanrı sevgisinə qədər bütün əsas sevgi növlərini, onların travmatik formaları və bunların səbəblərinin təhlilini öz mövqeyindən verəməyə çalışır, insan psixologiyasının dərinliklərinə enir... Frommun cinslərarası sevgi mövzusunda Ziqmund Freydlə fikir ayrılığı yaşaması və Freydin cinsəl sevginin gücünü şişirtməsi, buna həddən artıq məna yükləməsi haqda fikirlərini isə, xüsusilə sevdim.
Əsər, əsasən, doyurucu olsa da, cavabsız çox sualım qaldı. Əslində, kitab da yazılanlar illər əvvəl qatıldığım "Sevgi və onun nevrotik formaları" psixoloji seminarından az-çox tanış mövzular idisə də, yenə də unutduğum məqamları xatırlatdı, bilmədiklərim haqda da məlumat verdi. Oxuduğumuz əsərlərdən, xüsusilə, insan psixologiyası və yaşamını mövzu alan əsərlərdən həyatla, həyatımızla, yaşadıqlarımızla əlaqəli praktik nəticələr də çıxara biliriksə, həmin əsərlər ikiqat təsirli olur. Bu baxımdan, "Sevmə sənəti" mənimçün xüsusi yeri olan əsərlərdən oldu. Haqqında uzun uzadı danışıb, geniş müzakirələr aparmaq istəsəm də, əsər haqda düşüncələrimi bəsit və qısa yaza bildim sadəcə. Son olaraq, əminliklə, kitabsevərlərə tövsiyə edəcəyim əsərlərdəndir....
148 syf.
Kitap felsefeye yapılan arkeolojik bir kazı gibi. Günümüze de kolaylıkla uyarlanabilecek çok değerli sözler içeriyor, bir kısmını alıntıladım. Bunlar yanında günümüze pek uyarlanamayacak veya sorgulanabilecek sözler de var.
126 syf.
Her güzel şey gibi bu kitapta bitti (her ne kadar arada başka kitapları okuyup bunun bitmesini önlemeye çalıştım). Kitabı bana öneren kız kardeşime sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Gelelim kitaba; adından anlaşılacağı gibi Sevme Sanatı üzerine. Sevginin tarihi, sosyal konumu, sevgi çeşitleri (Anne sevgisi, kardeş sevgisi, Tanrı sevgisi, aşk vb.), günümüz ekonomi modeliyle ilişkisini, sevgi felsefesi, sevginin uygulaması ve daha nice alt konuda okuyupta geçemeyeceğiniz, sizi durup üstüne düşündüren bir kitap. Tartışmalı konuları, çok güzel örneklemeleri ve iyi temellendirmeleri barındırıyor.
Kitap daha önce sevgi üzerine yazılan onlarca yazının özeti ve sadeleşmiş hali. Akıcı ve günlük dilde yazıldığı için son derece anlaşılır ama çokça düşündürücü.

Franz Kafka'nın dediği "Okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?" tarzında bir kitap.

Sonunda şunu anlıyorsunuz sevgi hakkında ne kadar az biliyorum, biliyoruz. Her satırı okumaya değer. Kesinlikle okunması gereken bir kitap. Alın okuyun, hediye edin.

Dip.N: Say yayınları yeni baskısı yok. Piyasada Payel'in var. Çevirilerini karşılaştırma fırsatım oldu. Birbirlerine bariz bir üstünlükleri yok, ikiside gayet başarılı sadece Payel'in biraz daha günlük bir Türkçe kullanılmış.
126 syf.
·Beğendi·10/10
Elimde olsa tüm dünyaya okutacağım kitap! :) Her sene mutlaka bir kere okunmalı. Sevgi nedir, ne değildir üzerine o kadar iyi tanımlamalar yapmış ki. Sevgi çeşitlerini, sevme biçimlerini, sevme alanlarını.. Bu kitabı bitirdikten sonra , sevginin mahkumiyet değil özgürlük olduğunu düşündüren kitap. Anne sevgisi, baba sevgisi, eş , sevgili, tanrı, aklınıza gelebilecek her türlü sevgi biçemleri. Sevginin bir alışveriş olmadığını öğretir. Okuyunuz, okutunuz.
126 syf.
·4 günde·7/10
Bilim adamlarının yazdığı kitapları seviyorum, tamamiyle duygu ile ilgili bir konu dahi olsa arkasındaki mantığı anlatıyorlar. Kitap kısa ama içi bilgi ile dolu ve kesinlikle duygusal değil.

Sevgi türlerine göre ayrılmış; anne-baba sevgisi, cinsel sevgi, kendini sevme gibi. Her tür kendi içinde irdelenmiş ve arkasındaki mantık ve neden aranmış.
126 syf.
"Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey." /Zülfü Livaneli

Sevmek öğrenilir bir sanat mıdır yoksa kapıldığımız güzel bir duygu mudur? Bunun cevabını tabiki öğrenilir değil diye savunurdum ta ki bu kitabı okuyana kadar. Bana yalnızca kattığı bu olmadı. Aklımdan geçip de bir türlü cümleye dökemediğim ifadelere rastladım. “Demek ki gerekli sözcükler bunlarmış” dedim kendi kendime. Tıpkı uzun süre bir yemeği yapmak için uğraş verip bir türlü yapamazken tarifini bulup eksik koyduğunuz malzemeyi fark etmek gibi. Fark edeceğiniz birçok şey olacaktır. Duyduğumuz sevgiler neye göre birbirinden ayrılıyor ?
Mesela cinsel sevgi de iki bedenin tek bir bütün olmasından bahsedilirken anneye duyulan sevgi de bütün olan bedenlerin ayrılmaları söz konusu.

Sevginin olduğu her ortam güzelleşmeye müsaittir. Hayvansever insanların bir bölgeye toplandığını ve hep birlikte orada yaşadığını düşünelim. Hepimizin tahmin ettiği gibi oradaki hayvanlar sevgiyle büyüyüp gördüğü her insana da sevgi ile yaklaşacaktır. Hayvanları sevebilen birçok insan insanları da sevebiliyor ise bu sayede o bölgedeki herkes bol sevgili bir şekilde mesut olacaktır.
Çiçekleri bile büyütüp güzelleştiren sevgi insanda neleri değiştirmez ki. Kitapta da geçtiği şekliyle;
“Sevmek bir eylemdir edilgen bir duygu değil. Bir şeyin ‘içinde olmaktır’ bir şeye ‘kapılmak’ değil.”
Bizlerde içinde olalım yaşayalım sevmenin tüm bu güzelliklerini. Sevdiğimiz kadar da bulaştıralım insanlara. Sarılan her koldan diğerine geçsin. Güzelleşsin dünya.

“Kardeş sevgisi, hepimizin bir ve aynı olduğu düşüncesine dayanır.” diye geçiyor bu güzel kitapta. Birimiz bir diğerinden üstün değiliz. Aynıyız işte aynı atıyor kalplerimiz.


Sevmenin ne olduğunu artık daha iyi biliyorum. Nasıl sevilir daha iyi biliyorum. Gerçek sevgi diye nitelendirdiklerimin kendimce öyle sandığım şeyler olduğunu fark ettim. Hayatıma güzel anlamlar katan bir kitap oldu. Bir psikanalistin sevmek adına bir kitap yazmış olması da apayrı etkiledi beni.
Okuyun okutun demek istiyorum :))



Beni sev, beni gör, beni duy ve sarıl.

https://youtu.be/oEMzcaDMBAg
126 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Sevme Sanatı Sevgiyi derinlemesine her yönden inceleyen bir kitap. Sevgi türlerini irdelemiş,dili çoğu zaman bilimsel olarak kullanıp sosyal yaşamı da içine alan anlatımıyla okumaktan zevk aldım.
126 syf.
·2 günde·9/10
Öncelikle not alarak okumanızı tavsiye ederim.İlişkiler konusunda gözlerimi açan kitap oldu. Sağlıksız ilişki tipleri kitapta en sevdiğim bölümdü. Mutlaka çevrenizden birilerini bu bölümde bulacaksınız. Okumanız sizin yararınıza olacaktır Kesinlikle zaman kaybı değil Bir Erich Fromm Klasiği..

Yazarın biyografisi

Adı:
Işıtan Gündüz

Yazar istatistikleri

  • 104 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 140 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.