Eğer Abdülhamid Ermeni hâdiseleri karşısında soğukkanlılığını muhafaza edebilmiş olsaydı, isyana iştirak eden Ermenilerin pek az miktarda olduğunu anlayabilirdi. Vaadedilen imtiyazların verilmesi ve İdarî İslâhatın yapılması suretiyle Ermeni halkın büyük ekseriyeti, protestan misyonerlerinin veya kendi başpikoposlarının tavsiyelerini dinlemeye temayül gösterebilirlerdi. Abdülhamid’in düşüncelerinin aksine olarak, bunlar şiddete müracaata aslâ taraftar değillerdi. Fakat Padişah makul olabilecek herhangi bir teklifi artık kabul etmiyordu. Bir tek Ermeninin adından bahsedilmesi onu çileden çıkarmaya kâfi geliyordu. 1891 yılının başlarında bir akşam Vambery’e dedi ki: “Sana temin ederim ki Ermenileri dize getirmekte geç kalmayacağım. Onları susturacak çareyi gayet iyi biliyorum.” Vambery o geceyi büyük bir endişe içinde geçirdi. Nitekim iki gün sonra bu endişesi tahakkuk etti; Padişahın bir iradesiyle “Hamidiye” adı verilen ve Kürtlerden, Çerkeslerden ve Gürcülerden ibaret bir başıbozuk süvari birliği kuruluyordu. Bu birlik, Ermeni âsileri tenkil etmek üzere harekete geçecekti. Büyük bir kumar oynamaktaydı.