Mert Aslan

Mert Aslan

Yazar
7.8/10
17 Kişi
·
32
Okunma
·
2
Beğeni
·
685
Gösterim
Adı:
Mert Aslan
Unvan:
Yazar
Doğum:
Adana
Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne bağlı İngiliz Dili anabilim Dalı’ndan mezun. Halen Konya Selçuk Üniversitesi-Yabancı Diller Yüksek Okulu’nda öğretim görevlisi olarak görevini sürdürmekte olan yazar, İletişim Bilimleri-Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bilim Dalı’nda doktora çalışmasına devam etmektedir.
Kadinlarin “akıl” konusundaki özgüveni genellikle mükemmeldir; ancak kadınların erkeklerle aynı beyinsel potansiyele sahip
olmalarına karşın, o potansiyelin erkeklerin
kullandığı miktarını kullanmaya yeteri kadar gönüllü oldukları kanısında değilim
'..Icgudusel olarak surekli siginak arayan ve doguracaklari cocuklarin seckin bir genden gelmesini ve korunakli bir ortamda buyumesini arzu eden kadinlar;ZAYIF,ACIZ,YOKSUL VE ZAVALLI erkeklere siginmak ve onlardan cocuklar dogurmak istemezler.
Erkegin finansal gucu,kadinlarin bilincaltindaki guvenlik arayisinin genellikle birinci,bazen de ikinci parcasini olusturur.
“..evlilik bir yandan erkeğin hazlarını kısıtlı bir biçimde barındırırken, öte
yandan en büyük varoluşsal acılarından biri haline gelir. Güzel olan tüm kadınların kocalarına gizliden gizliye hoşnutsuzluk duyar;kimi zaman onlara lanet eder.
Beyin kullanımı zahmetli bir iştir ve kadınlar belirli durumlar disinda çok zorunlu kalmadıkça zahmetli işlere yanaşmak istemezler
Amerikalı ünlü yazar John Gray'in erkek doğasına ilişkin olarak benzetmesi çok çarpıcıdır. "Erkekler lastik şerit gibidir. Bir yere kadar gerilip sonra yeniden eski hallerini alırlar. Erkeklerin samimiyet döngülerini anlamak için en iyi benzetme lastik bir şerittir. Bu döngü yakınlaşmayı, sonra uzaklaşmayı, sonra yeniden yakınlaşmayı içerir.
Çoğu kadın, erkeğin kadını sevdiğinde daha fazla yakınlaşmadan önce, belli zamanlarda kendini geri çekme ihtiyacı duyduğunu fark ettiğinde şaşırır. Erkekler içgüdüsel olarak yer yer bu kendilerini geri çekme gereksinimini hissederler. Bu bir karar veya seçim değildir. Yalnızca olan bir şeydir. Ne erkeğin ne de kadının suçudur. Bu sadece doğal bir döngüdür.
Genelde bir kadın kendini çok farklı nedenlerle çektiğinden, erkeklerin bu geri çekilmesini yanlış anlarlar.
Erkek bağımsızlık ve özerklik gereksinimlerini karşılamak için uzaklaşmaktadır. Ne var ki, yeterince uzaklaştıktan sonra, çok geçmeden yine yaklaşacaktır. Çünkü uzaklaştığı zaman, sevgiye ve yakınlığa duyduğu ihtiyacı yeniden hissedecektir.
Eğer erkek kendini geri çekme fırsatını bulamazsa, güçlü yakınlaşma arzusunu da asla hissedemez. Kadınların sürekli samimiyette ısrar etmeleri halinde, eşlerinin büyük olasılıkla kaçıp kendilerini uzaklaştırmaya çalışacaklarını, sevgi boşluğunu asla hissetmeyeceklerini bilmeleri gerekir.
Kadınlar bir kez uzaklaştıktan sonra yeniden yakınlaşmak için epey çaba harcamak zorunda olduklarından, erkek doğasının bu olgusunu genellikle şaşkınlıkla karşılarlar.”
John Gray, erkek doğasının bu ilginç yasasını örneklendirerek anlattıktan sonra, kadınların bilmeden eşlerinin yakınlık döngüsünü iki şekilde engellediğinden söz eder.
“1. Erkek kendinigeri çektiğinde, yani ondan uzaklaşma sürecine girdiğinde onun peşinden giderek.
2. Geri çekildiği için onu cezalandırarak. “ (Gray, 1998; 113)
"Şu parıldayan ışıkların kaç tanesinin altında yüzlerini aydınlatan bir mutlulukla ve heyecan duyarak birbirlerine dokunan bir çift yaşıyor?"
Praksiteles ile bir ressam arkadaşı, bir akşam vakti Datça yakınlarında kıyıya yakın kuytu bir yerde içki içip sanat üzerine sohbet ediyorlardı. Birazdan tepede bulunan manastırdan bir grup rahibenin denize girmek için aşağı indiğini gördüler. Kıyıya gelen rahibeler, elbiselerini çıkartmadan denize girdiler. İçlerinden yalnızca biri, denize çırılçıplak soyunarak girdi. Genç kızın vücudu öylesine güzeldi ki, Praksiteles o mükemmel vücudun heykelini yapmadan daha fazla yaşayamayacağını hissetti. Ertesi gün, ilk işi onun kaldığı manastıra gidip başrahibe ile görüşmek oldu. Başrahibeden, onun heykelini yapmak için izin istiyordu. O da, kızın istemesi halinde bunda bir sakınca olmadığını söyledi. Çok heyecanlanmıştı. Hemen konuştu kızla ve onu çıplak heykeli için poz vermeye ikna etmeyi başardı. Bu arada, heykelini yaparken kişisel hikayesini de öğrendi.
Kızın anlattığına göre, bir adam öldürmüş ve mahkeme onu ölüm cezasına çarptırmıştı. Ardından idam kararı okundu sırada, kızın artık yapacak bir şeyi kalmadığını anlayan avukatı, birdenbire mahkeme salonunun ortasına fırlayarak kızın üzerindeki elbiseyi boydan boya yırtmış ve ortaya çıkan o muhteşem göğüsleri göstererek, yargıçlara:
“Bu güzel göğüsleri yok etmeyi içinize sindirebilir misiniz” Onlara kıyabilir misiniz? diye haykırmıştı.
Genç kızın gerçekten yürek hoplatan o güzelim göğüslerini gören yargıçlar, yeniden toplanmak üzere mahkemeye ara vermişler ve sonraki birleşimde o göğüslere kıyamadıkları için, vermiş oldukları idam cezasını kaldırıp, onu ömür boyu bir manastırda yaşamaya mahkûm etmişlerdi.
Praksiteles, heykelin adını ‘Knidos Afroditi” koydu. “Hayat kurtaran” bir vücuttu onunki…
Eskiden bir erkek bir kadını ya da bir kadın bir erkeği öptüğü zaman, artık onun sahibi olduğunu sanırdı; oysa şimdi bakın, bir
öpücükten sahiplik çıkarma fikri bile kulaklarımızı tırmalıyor. Bugün karşı cinsler öpüşmekten daha fazlasını yaptıkları zaman bile kendilerini “sahip” olarak algılayamıyorlar.
352 syf.
·9 günde·8/10
Türk kadını üzerine ve Türkiye’deki kadın-erkek ilişkilerine dair bu kadar doğru tespitler içeren başka bir kitap okumadım bugüne dek. Hatta işin komik yanı benim gelecekteki olası bir projemi de taca çıkartmış bir kitap. Meslek hayatımda, özel hayatımda, çevresel gözlemlerimde derlediğim ve ileride kitaplaştırmayı düşündüğüm pek çok konunun bu kitapta yer aldığını gördüm.
Mutlaka okunmayı hak eden, benden de yüksek bir puan alan kitaba dair birkaç eleştiri getirmek gerekirse:
1-Kitabın ismi bizim ülkemizde yanlış anlamalara müsait. Erotik bir roman algılamasına okur’u sevkedecek bir isim. Toplumsal tabular nedeniyle kitabı fiyat ödeme kasasına götürmekte zorlanabilir ortalama bir okur yada yanlış algılama sebebiyle satın alma fikrini hiç geçirmez kafasında. Bu durumun kitabın hak ettiği kadar okur ile buluşmasını önlediğini düşünüyorum.
2-Yazar kitabın bazı bölümlerinde İslam Dini ile ilgili yorumlar yapıyor ve bu yorumlar bana din konusunda yeterli araştırmayı yapmadığını düşündürttü. Türk Kadını’nın cinsel engelleri konusunda faturayı İslam öncesi Türk Kültürüne kesmesi ise kitabın puanından bir puan daha aldı götürdü.
Netice olarak ülkemizdeki kadın-erkek ilişkileri konusunda sağlam argümanlar sunan, tribünlere oynayıp kadın okur’a reklamvari hareketler yapmayan bu kitabın okunmasını herkese öneriyorum…
284 syf.
·63 günde·Beğendi·9/10
okunmasını tavsiye ederim . doğada tek başına şehirden kaçmış bir adamın gerçek aşkı buluşunu anlatıyor. daha da ayrıntılı bilgiyi kinternetde de bulunabilir.
284 syf.
·21 günde·10/10
Hep aynı şeyler kelimesinin olmadığı kitaplardan biri okuyun derim ama size kalmış Filiz'e ne olacak kim bu işe el atacak bulun. (okumadan bulamayacağınızı biliyor olmalısınız iyi okumalar)

Yazarın biyografisi

Adı:
Mert Aslan
Unvan:
Yazar
Doğum:
Adana
Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne bağlı İngiliz Dili anabilim Dalı’ndan mezun. Halen Konya Selçuk Üniversitesi-Yabancı Diller Yüksek Okulu’nda öğretim görevlisi olarak görevini sürdürmekte olan yazar, İletişim Bilimleri-Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bilim Dalı’nda doktora çalışmasına devam etmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 32 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 39 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.