Philip Reeve

Philip Reeve

YazarÇizer
8.1/10
84 Kişi
·
182
Okunma
·
7
Beğeni
·
1075
Gösterim
Adı:
Philip Reeve
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Brighton, İngiltere, 28 Şubat 1966
1966'da İngiltere'nin Brighton kentinde doğan Philip Reeve, uzun yıllar bir kitapçıda çalıştı ve amatör olarak sinemayla ilgilendi. Çeşitli dergilerde öyküleri yayımlanırken, 1994'ten bu yana 40'ı aşkın kitap resimledi. Özellikle, Murderous Maths (Öldürücü Matematik), Horrible Histories (Dehşetengiz Tarih), Dead Famous (Ölü Ünlüler) ve Urgum the Axeman (Baltalı Urgum) gibi çocuk kitaplarına yaptığı desenlerle tanınan Reeve, 2001'de yazdığı ilk romanı Yürüyen Kentler'le (Mortal Engines) 2002 Gold Nestlé Smarties ve 2003 Blue Peter Yılın Kitabı ödüllerini aldı. Ardından, devam niteliğindeki ikinci kitabı İhanet Altını (Predator's Gold), bu kez Amerikan Kütüphaneler Birliği'nin (ALA) 2005 "En İyi Kitap" ödülünü kazandı. Serinin üçüncü kitabı Infernal Devices'ı (Cehennem Makineleri) A Darkling Plane (Karanlık Düzlük) izledi. Eşi ve oğluyla birlikte Dartmoor'da yaşayan Reeve, çocuklar için Buster Bayliss dizisinden sonra fantastik dizi Larklight 'ı ve Kral Arthur'un öyküsünü anlattığı Here Lies Arthur (Arthur Burada Yatıyor) kitabını kaleme aldı.
Ah aşk, izin ver de
Birbirimize karşı içten olalım! Zira
Önümüzdeki düş ülkesi gibi uzanan bu dünyada,
Öyle farklı, öyle güzel, öyle yeni görünse de
Ne gerçek bir mutluluk var, ne sevgi, ne ışık var
Ne huzur, ne barış, ne de acıya uzanan bir yardım eli;
Ve biz buradayız, kararan bir düzlükte şimdi,
Savaşın ve barışın birbirine geçmiş dehşetiyle dolu
Cahil orduların gece birbiriyle vuruştuğu
Sen bir kahraman değilsin bende güzel değilim ve büyük olasılıkla sonsuza kadar mutlu yaşamayacağız ama Şuan da yaşıyoruz ve birlikteyiz, herşey yoluna girecek...#yürüyenkentler#1.kitapbölümsonu
Dünya değişiyordu. Bu, yeni bir şey değildi elbette; bir Tarihçi Çırağı'nın öğrendiği ilk şey dünyanın sürekli değişmekte olduğuydu.
Kasvetli, fırtınalı bir bahar öğleden sonrasıydı.
Londra kenti, eski Kuzey Denizi’nin kurumuş yatağı boyunca,
küçük bir madenci kasabasını kovalıyordu.

Londra, geçmişteki o mutlu günlerinde böylesi küçük bir av için
kılını bile kıpırdatmazdı. Büyük Mobil Kent bir zamanlar, kuzeyde
Buz Diyarı’nın en ücra köşelerinden güneyde Akdeniz kıyılarına dek gezinip,
bundan çok daha büyük yerleşmeleri avlayarak geçirirdi günlerini.
Ne var ki, son zamanlarda av bulmak iyiden iyiye zorlaşmış,
daha büyük bazı kentler Londra’ya iştahla bakar olmuştu.
O ise on yıldır, Tarihçiler Loncası’nın bir zamanlar Britanya Adası
olduğunu söylediği, batının nemli ve dağlık bir bölgesinde
pusuya yatmış, kendinden büyük kentlerden saklanıyordu.

Bölgenin nemli tepelerinde kurulu tarım kasabaları ve durağan
yerleşim alanları dışında hiçbir şey yememişti bu on yıl boyunca.
Neyse ki sonunda, Belediye Başkanı, Londra’nın, kara köprüsünden
geçerek Büyük Av Alanı’na dönme zamanının geldiğine karar vermişti.
Yüksek izleme kulelerindeki gözcüler madenci kasabayı
fark ettiğinde, Londra kara köprüsünü daha yeni yarılamıştı.

Kasaba otuz iki kilometre ötede tuz tabakalarını kemiriyordu.
Londra halkına göre bu, tanrıların bir işaretiydi.
Belediye Başkanı bile (O ne tanrılara ne de işaretlere inanırdı)
bunun doğuya doğru yolculukta iyi bir başlangıç olduğunu düşünüp,
kovalamanın başlaması için emir verdi.
Madenci kasaba yaklaşan tehlikeyi görüp kaçmaya çabaladıysa
da, Londra’nın altındaki devasa tırtıllı paletler giderek artan bir hızla
dönmeye başlamıştı artık. Çok geçmeden kent, sıcak bir kovalamaca
içinde gümbürdeyerek ilerliyordu.

Bir düğün pastası gibi yedi kattan oluşan, hareketli metal dağın alt
katmanları motor dumanına boğulmuşsa da, zengin villaları üst güvertelerde
pırıl pırıl parlıyor; en tepede, çorak topraktan altı yüz metre yüksekte
de Aziz Paul Katedrali’nin altın haçı ışıldıyordu.
Herkes anne babasını sever. Onları sevdiklerinin her zaman farkında olmayabilirler, onlardan nefret de edebilirler aynı zamanda, ama nefretin içinde de hep bir miktar sevgi gizlidir bu da işleri cidden....karmaşıklaştırıyor.
352 syf.
·8/10
Filmi vizyona girmeden bir çırpıda okumak istedim çünkü sinema sektörüne güvenim çok sağlam değil. Kitabın genel olarak anlatımını çok beğendim. Özgünlüğü olan bir eser ve gerçekten güzel bir hayalgücü barındırıyor. Şehirlerin köyleri kasabaları yutması muhteşem bir altmetin üzerine kurulu olduğunu gösteriyor. Çok güzel bir kitap ve bence her kütüphanede olmalı.

Not: Yaptığım kitap eleştirilerine laf eden birkaç tip var onlara kapak niteliğinde bir şey söylemek isterim. İyi kitapları övüp kötü kitapları eleştirmek okuyucunun görevidir. Yazılan her safsataya alkış tutarsak abuk sabuk bir edebiyat dünyası ortaya çıkar. Kötü kitapları en ağır şekilde eleştirelim ki iyi kitapların bir anlamı olsun değil mi! Misal bu kitap çok güzel okuyun okutun ama bana ergenlerin, kişisel gelişimcilerin, sosyal medya fenomenlerinin kitaplarıyla gelmeyin o kitapları ben anca geri dönüşüm kutusuna atarım.
352 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
Her şeyden önce kitaptan nasıl haberim oldu, onunla başlayayım. Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit film serileri ile tanınan Peter Jackson'ın Aralık ayında gösterime girecek olan son filmi "Mortal Engines" Yürüyen Kentler roman serisinin ilk kitabının uyarlaması. Film trailerlardan gözlemlendiği kadarıyla filmin görsel bir şölen olduğu ve en azından bu bağlamda sinema tarihindeki yerini alacağı söylenebilir. Fantastik olarak tanımlanan türü hariç bırakırsak Hollywood sinemasından pek haz eden bir insan olmadığımı söyleyebilirim. Film trailerlarında yer alan görseller beni heyecanlandırmadı der isem yalan olur. Yani filmi görmeye gideceğim. Hollywood sektöründe üretilen pek çok üründe olduğu gibi bu metninde deformasyona uğrama tehlikesi var. Her uyarlama birebir metne kalacak diye bir kural olmamakla beraber -ki zaten bu sanatın doğasına aykırıdır- işaret ettiğim deformasyon, metnin içinin boşaltılıp boşaltılmamasına yönelik bir endişe olarak tanımlanabilir. İşte bu bağlam içerisinde Philip Reeve'e ait yeni tanıştığım bu metni okunacaklar listemde ön sıraya aldım. İyi ki de öyle yapmışım. Distopik bir eser olan metnin anlatısının bir action kurguya dönüştürülme ihtimali çok yüksek. Çevirisinin iyi yapıldığını düşündüğüm metin akıcı bir olay kurgusuna sahip. Distopik bir manzara çerçevesinde tasvir edilen ve fantastik bir yanının da bulunduğu söylenebilecek dünya düzeni, romanın hemen başında içerisine çekiyor okuyucusunu. En azından bende öyle oldu diyelim. Satırlar ilerledikçe ve alt metni okudukça romanın salt bir distopya olmadığını fark ediyorsunuz. Spoiler vermemek adına karakterlere ve epizotlara değinmeden metnin kendisini kapitalist sisteme dayayan emperyalizm ideolojisi ile küreselleşen dünya alegorisi ve eleştirisi olduğunu söyleyebilirim. Yazar sistem eleştirisiyle kalmayıp fen bilimleri veya sosyal bilimler olarak ayırmaksızın bilim insanlarının söz konusu dünya düzeninin bu noktaya gelmesindeki rollerine de metninin bir çok bölümünde can acıtan ironik vurgular yapmış. Fakat söz konusu vurgular bilim karşıtlığı olarak değerlendirilmemeli. Mevzuyu sonuç odaklı olarak ele alıyor ve bu sistem içerisinde acı çeken, inleyen insan toplulukları mevcut iken muhafaza edilen tarihi birikim ile sistemi besleyen yeniliklerin anlamsız kaldığına dikkat çekiyor. Dünyaya mutluluktan çok acı veren vahşi sistemin doğrudan tasvirinden ziyade alegori ile ifadesi yöntemiyle akılda kalıcılığını hedefleyen yazar serisinin ilk kitabında bunu başarmış gibi görünüyor kanaatimce. Serinin üç kitabı daha var ve bu ilk kitabın bende bıraktığı tat diğerlerini de okutacak gibi görünüyor bana. Distopya türü sevenlere tavsiye ediyorum.
%23 (78/352)
·Beğendi·8/10
Kitap oldukça güzel yeni başladım ancak beni şimdiden içine çekti umarım böyle devam ederek beni sıkmaz ve bu güzel kitabı bitirmeme yardımcı olur
Okuduğum yere kadar özet---------------
Artık her il yürüyordu evet gerçekten yürüyordu yer değiştiryordu dünya artık kurak bir yerdi ve aynı eskiden olduğu gibi büyük balık küçük balığı yutuyor yani büyük şehirler küçük şehirleri yutuyor işte böyle bir yerde yaşayan karakterimiz Tom 3.sınıf bir işçiydi (işçilerin en düşük seviyelisi)
Karakterimiz bazı olaylar yaşadıktan sonra çalıştığı yerin en yükseği olan Valentine adlı tarih bölümün başı ile konmuşmak zorunda kaldı ancak çok iyi biri olduğunu geç de olsa fark etmişti Aradan kısa bir süre geçiyor ve yeni yedikleri küçük şehirden gelenleri incelemek için ayrıştırma bölümüne gidince bir suikast girişimi gelişiyor ve tom bunu engellliyor ancak engellemesi onun başına büyük bir dert açıyor (Bundan sonrasını okudum ancak yazmayacağım neden mi çünkü sizde okuyun!)
İyi Günler
352 syf.
·2 günde·7/10
Yorumum tek cümle ile 'o neydi gız??!'
Haftasonu Ölümcül Makinalar filmi izlemiştik. Hem Feka'nın serinin ingilizcesini okuyup çok beğenmesi hem de filmin yapımcıları arasında Peter Jackson olması filmi heyecanla izlettirdi. Ama öyle ahım şahım bir film değildi, olay tamam orjinal ama ne bileyim, belki oyuncular (Hugo Weaving'e lafım yok), belki ortamda birşey olmamıştı. Ay çok boşum hadi bi daha izleyim demem yani.
Neyse film, kitap karşılaştırmalarında herkesten farklı fikirler çıksa da, dedim ki kitabını da okuyayım, kendim karar vereyim. (Bu arada kitap 4 kitaplık seri.)
Dün gece başladığım 1. kitap bugün öğleden sonra bitti. Bazı yerleri bir kaç defa okudum, acaba hızlı okurken atlıyor muyum diye ama yok. Ve sonuç film ve kitap karşılaştırmasını reddediyorum.
Bi kere kişi isimleri hariç ve bir kaç olay hariç filmle bambaşka ilerlemişler. 1.kitap sonu ile 1.film sonu bile bambaşka. O yüzden serinin 2.kitabını okumadan önce büyük ihtimal araya bütün kitaplığı, arkadaşlarımın kitaplığını falan koyacağım.
352 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Çok yoğun bir bilim-kurgu/distopya serisi ile buradayım. Bu kitabı ilk 2018 yazında elime alıp okumaya çalışmıştım. Çalıştım diyorum çünkü yazarın yarattığı evren/dünya o kadar hayalüstüydü ki kafamda canlandırmakta çok zorlandım ve o zaman kitabı okumayı bırakmıştım. Şimdi nedendir bilmem tekrar bir şans vermek istedim bu seriye. Yine ilk başlarda çok zorlandım açıkçası ama bu sizi pes ettirmesin lütfen, okumaya devam edin. Yürüyen kentler... hayal gücüm bir kentin nasıl yürüyebileceğini, kentlerin nasıl hareket halinde olabileceğini bir türlü resimleyemedi. İşin içine çok fazla coğrafya bilimi, fizik bilimi dahil ettim sanırım ve kendi kendime imkansızlaştırdım. Hayal gücünde imkansız diye bir şey olabilirmiş gibi... Olay sadece kentlerin yürümesi de değil, bu yürüyen kentler, başka kentleri yiyerek büyüyorlar. Kentler, kasabalar, banliyöler, küçüklü büyüklü bir sürü yürüyen kent arasında sömürge savaşı gibi düşünün veya büyük balık küçük balığı yer. Yedikçe büyüyen, kat kat pasta gibi çıkan kentler hayal ettim ben ama yazarın gözünde nasıldı durum bilemem. Ve bilin bakalım bizim ana mekan neresi..."Londra Kenti" bumm. Sömürge savaşı olur da Britanya olmaz mı? Kitap bundan 1000 yıl sonrasını anlatıyor ve Londra(ingiltere) hâlâ bildiğimiz gibi...neyseee konudan saptık.

Konudan devam edecek olursam; 1000 yıl sonraki bir dünyada artık kentler yerleşik değil, altlarına takılan motorlarla hareket halindeler ve gelişebilmek, güçlü olabilmek için başka kentleri avlamak zorundalar. Bu noktada ya avsın ya da avcı, motorlarının ne kadar güçlü olduğuna göre değişir. Londra Kenti ise 6 katlı bir Büyük Mobil kent. Felsefedeki toplumsal tabakalaşma piramidinin hakim olduğu bir kent. Üst katlarda yüksek kesimden, refah içindeki "önemli" insanlar, alt katlara doğru mücadelenin arttığı, refahın azaldığı bir kesim. Sınıf ayrımının içinde başka bir ayrım. Tom da bu ikinci ayrımda, Tarihçiler Loncası'nın Üçüncü Sınıf Çırak'larından. Bir de Katherine var, başkaşifin yani Valentine'ın kızı, tabiri caizse yüksek sosyete. Olayları genel olarak bu iki karakterin bakışından okuyoruz. Kitap hem bilim-kurgu hem de distopyaydı. Yıkılmış, bozulmuş, kötüye evrilmiş bir dünyanın içinde avlanan kentler. Alt katlardaki insanların yaşam şartları, mahkumların durumu "Dışkı Havuzu" bölümünü okuduğunuzda anlayacaksınız.

Kitap ilk başta yavaş ilerlese de sonradan kurguya alışıyorsunuz ve olaylar geliştikçe sürükleyici bir hâl alıyor. Kurgu çok farklı ve yeni geldi bana o kadar ki hayal gücümün sınırlarını zorlamak zorunda kaldım. Kurgu ve olay akışı çok iyi olsa da karakterlere ısınmam kitabın yarısını geçtikten sonra oldu neredeyse. Yazar bu konuda biraz zayıf kalmış. Benim bir seriye devam etmem için karakterlere bağlanmam, sonrasında ne olacak değil de sonrasında onlara ne olacak diye merak etmem gerekiyor. Olaylardan çok karakterlerin durumunu merak eden biriyim. Karakterler de, kentler gibi metalden yapılmaydı sanki ama sonlara doğru Tom-Hester ve Katherine-Bevis diyaloglarına duygu hakim olmaya başladı. Arkadaşlıkları, ilişkileri hoşuma gitti. Seriye devam edecek kadar mı göreceğiz.

Sonuç olarak güzel, farklı bir bilim kurguydu. Umarım bin yıl sonra dünyanın dönüşeceği şey bu olmaz çünkü sadece okuması güzel, yaşaması değil. Aya Yolculuk kitabı gibi birilerine ilham olmasını istemem.
352 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
İnsanlar yaşadıkları dünyayı yıkmasını iyi biliyorlar. Ancak kurmasını ve korumasını pek yapamıyorlar. Kitap da böyle bir kıyamet sonrası dünyayı anlatıyor. İnsanlar yıktıkları dünyada hayatta kalmak için yürüyen kentler yapmışlar. Ancak hala akıllanmamış bu sefer bu bu mobil kentler kendi kendilerini yiyip bitirmeye başlamış. Güzel bir bilim kurgu romanı.
Kitapla ilgili incelemem: https://kitapokurum.blogspot.com/...yuruyen-kentler.html
352 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Yürüyen kentler kesinlikle çok güzel bir bilim kurgu eseriydi. Konusunun oldukça etkileyici olmasının yanısıra, karakterlerin yansıtılış şeklide çok güzeldi. Baş karakterin korkuları ve arada kalmışlığı bana çok iyi geçti. Bilim kurguya karşı olan önyargım kesinlikle azaldı. Seriyi okumaya devam edeceğim inşAllah. Çok büyük beklentim var umarım hayal kırıklığı yaşamam. :)

Kesinlikle okumalısın...
352 syf.
·7/10
Filmini sevdiğimden alıp okudum.
Filmi izlediğimden midir nedir sürükleyici gelmedi.
Daha çok küçük yaşlara hitap eden bir kitap olduğunu düşünüyorum.
400 syf.
Yürüyen kentler serisinin üçüncüsü olan bu kitabı, bir öncekine göre daha fazla merak ederek okudum. Net bir sonla bitmedi. Kitabın sonunda gerçekleşen olaylar, her şeyin son kitapta iyi ya da kötü bir sona kavuşacağını gösteriyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Philip Reeve
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Brighton, İngiltere, 28 Şubat 1966
1966'da İngiltere'nin Brighton kentinde doğan Philip Reeve, uzun yıllar bir kitapçıda çalıştı ve amatör olarak sinemayla ilgilendi. Çeşitli dergilerde öyküleri yayımlanırken, 1994'ten bu yana 40'ı aşkın kitap resimledi. Özellikle, Murderous Maths (Öldürücü Matematik), Horrible Histories (Dehşetengiz Tarih), Dead Famous (Ölü Ünlüler) ve Urgum the Axeman (Baltalı Urgum) gibi çocuk kitaplarına yaptığı desenlerle tanınan Reeve, 2001'de yazdığı ilk romanı Yürüyen Kentler'le (Mortal Engines) 2002 Gold Nestlé Smarties ve 2003 Blue Peter Yılın Kitabı ödüllerini aldı. Ardından, devam niteliğindeki ikinci kitabı İhanet Altını (Predator's Gold), bu kez Amerikan Kütüphaneler Birliği'nin (ALA) 2005 "En İyi Kitap" ödülünü kazandı. Serinin üçüncü kitabı Infernal Devices'ı (Cehennem Makineleri) A Darkling Plane (Karanlık Düzlük) izledi. Eşi ve oğluyla birlikte Dartmoor'da yaşayan Reeve, çocuklar için Buster Bayliss dizisinden sonra fantastik dizi Larklight 'ı ve Kral Arthur'un öyküsünü anlattığı Here Lies Arthur (Arthur Burada Yatıyor) kitabını kaleme aldı.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 182 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 149 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.