Refik Erduran

Refik Erduran

Yazar
7.9/10
16 Kişi
·
38
Okunma
·
6
Beğeni
·
1.623
Gösterim
Adı:
Refik Erduran
Unvan:
Türk Oyun Yazarı ve Gazeteci
Doğum:
İstanbul, 13 Şubat 1928
Ahmet Refik Erduran (13 Şubat 1928, İstanbul), Türk oyun yazarı ve gazetecidir.

Kökleri Karamanoğulları Beyliği'ne dayanan bir aileden gelir. Dedesi, ağır ceza reisi Ahmet Erduran, babası asker ve avukat Hüsamettin Ahmet Bey'dir. Annesi ise Türkiye’de ilk resimli dergiyi çıkaran Maarifçi Mustafa Refik Bey’in kızı Refika Hanım'dır. Çiftin ikinci çocuğu olan Refik Erduran, 13 Şubat 1928'de İstanbul'da dünyaya gelmiştir.

Çocukluğunu Salacak (Üsküdar)'ta bir yalıda dadıların gözetiminde geçirdi. İlköğrenimini Nilüfer Hatun İlkokulu ( o zamanki adıyla 15. İlkokul)'da tamamladıktan sonra öğrenimine Robert Kolej'de devam etti. İlk oyununu Robert Kolej'de iken yazdı ve oyun 1948 yılında okulun tiyatrosunda "Kahraman" adıyla sahnelendi.

Erduran, Robert Kolej’den lisans derecesini aldıktan sonra 1947 yılında Tiyatro Tarihi ve Dram Bölümü'nde yüksek lisans eğitimi için Cornell Üniversitesi'ne gitti. Hayranı olduğu Nazım Hikmet'in cezaevinde hastalandığını ve durumunun kötüleştiğini öğrenince onunla tanışma arzusundan ötürü 1949 yılında Türkiye'ye döndü.
Allah dünyaya bakmış, görmüş ki parlak değil,
Kadınları yaratmış bir güzel cila diye.
Demiş ki fazla rahat bunları şımartmasın,
Erkeği icad etmiş kadına bela diye.
Şu "Avrupali" olup olmadığımız hikayesine bakın. Öyle bilinmeyi niçin büyük onur saydığımızı anlayamıyorum. Avrupa aydınlanmayı yaşadı ama, sonra o aydınlığın gücüyle dünyayı soydu, en berbat canavarlıkları yaptı.
Yalnızlık sırf tek başına kalmak değildir kardeşim. Insan kendine yakın sandığı başkaları ile çevrili iken de gerçekte yalnız olduğunu anlayabilir.
Haberlerin çoğu can sıkıcıydı. Her zamanki gibi. Memleket göz göre göre soyuluyor, itin köpeğin biti kanlanırken ihtiyarlar kuyruklarda ölüyor, sokak çocukları kapı önlerinde yatıyorlardı.
“Alçaklardan korkarsan kendin de alçalırsın. Yükseklere çıkmaya bak. Oralarda hava serttir ama ciğerlerin bayram eder.”
- Mantık evliliği diye bir şey vardır. Öyle olsun bu. Kafanı kullan. Akıllı adam her uzvunu bir işe yaratır. Her uzvunu.

Oldum olası sinirime dokunan kahkahalarından birini attı.
Uzun zamandır inceleme yapmıyordum ya da yapamıyorum. Ancak bu kitabı yalnızca dört kişinin okumuş olması, hakkinda yalnızca bir ileti paylasilmis olmasi ve hiç inceleme yapılmamış olması ilginç geldi. En azından bir inceleme kazandırmaya değecek bir kitap diye düşündüm.
Kitabı tek kelimeyle anlatacak olsam akıcı derdim. Su gibi akıp giden bir kitap. Boş bir kitap mı? Hayır.
Bir Cenk'imiz var. Sert, mücadeleci, lider, kuralci, istediği sonuç uğruna her şeyi yapabilen biri.
Bir Adem'imiz var. Varlığın ve başarının içinde can sıkıntısini gidermek için dünyayı gezip kadın koleksiyonu yapıyor.
Bir de Demet var. Sevgisinin peşinden giden, kendi gibi olmaktan hiç vazgeçmeyen.
Sosyalizm, gençlikte ve yoklukta sarılınan, şartlara göre çıkarılan bi gömlek mıdır? Her şeyin suçlusu testosteron mudur? Amaca giden yolda her şey mübah mıdır? Bunların üzerine kafa yormanizi sağlayacak bir kitap.
Kitap biraz havada kalıyor finalde. Ve yazar okuyucusunu diğer bir kitabına yönlendiriyor. Kitap elinizde yoksa can sıkıcı bir durum. Ancak bunu saymazsak oldukça başarılı kurgu ve üslubuyla okumaya değer bir kitap.
İyi okumalar.
Kitabı sıkılmadan okudum. Beni gülümseten cümlelerde oldu. Hikayeden çok yazarın dili ve anlatımıni sevdim. Sonunun aceleye getirildiğini "hayat bayram olsa" temasina bağlandigini düşünüyorum. Hikayenin sonlarina dogru neşe ve karisini seven ayyaş sahnesi var. Bu sahne kitabin akisini cok bozmuş. Gereksiz ayrinti olmuş.
Bu kitabın çok fazla bilinmemesine şaşıyorum.Hatta Refik Erduran'ın da tanınmamasına hayret ediyorum.Kendisi döneminin en tanınmış gazetecilerinden ve oyun yazarlarındandır.Nazım Hikmet'in yurttan kaçışına yardım etmiştir.İlk evliliğini Nazım'ın üvey kardeşi ile yapmıştır.İlk kitabı 'Yağmur Duası' o dönemde satış rekorları kırmıştır.
Roman bir gazetecinin hayatını anlatıyor.O dönemde Gazetecilik mesleğinin itibarı henüz sarsılmamışken bir gazetecinin hükümet büyüklerini nasıl dize getirdiğini,büyük paralar kazandığını romandan anlıyoruz.Zira bu sayede kahramanımız sürekli farklı kadınların peşinden koşar.Belli bir zaman sonra eski sınıf arkadaşının karısına aşık olur.Aşk'ın cinsel boyutlarını ele alır ve insanı freoudiyen açıdan ele alır.İnsanın belli bir zamandan sonra belden aşağısının zebunu olduğunu ve insani değer ve duyguları kaybetme noktasına getirdiğini gösterir.En sonunda şu soruyu yöneltir kendine neresindeyiz bu hayatın,nasıl yaşıyoruz insan gibi mi,hayvan gibi mi? İçgüdülerimizle mi beynimizle mi? Ve sonunda kendini şöyle tarif eder 'ben belden aşağısının zebunu olmuş domuzun biriyim!'

Aslında incelediğimiz zaman Refik Erduran'ın kendi özeleştirisini yaptığını görebiliriz.Çünkü Erduran çok garip bir hayat yaşamıştır ve 4 evlilik geçirmiştir.Bunlardan Nazım Hikmet'in kızkardeşi dışında en ilginç olanı eski eşinin kızıyla yaşlılık döneminde evlenmiş olmasıdır.Aslında bu roman Erduran'ın bir otobiyagrafisi niteliği taşıyabilir.Çünkü romanda kendi gibi birini anlatmış.Yine de akıcı ve güzel anlatımı olan tek solukta biten bir roman...
Neşe bir açıldı pir açıldı. Oyunu kurallarına göre oynadı ve kazandı. Şarkı sözler hikayeye harika bir bütünlük kazandırmış.
Kitabın ön sayfalarında dikkatinizi çekecektir ki anlatilan olaylar her ne kadar gercek isim ve yer kullanilmasa da tamamen yasanmis gerceklige dayali durumlarin bir puzzledir. Baslarda cinsellik içerikli gelip çoğu feministin elinden hemen bırakacagi bir kitap gibi gelsede amac ve aracı birbirinden ayrı tutmak gerekir.
İsmine aldanmayın,bir dua kitabı değil :) Ama olay bir gazetecinin araştırma yapmak üzere gittiği bir Anadolu köyünde yağmur duası eden köylüyü kandıran hocalar etrafında geçiyor.Aklıma Kemal Sunal fimlerini getirip beni güldürmüştür.Kitabın mizahi ve eleştirel yönü muazzam.Özellikle anlatımdaki akıcılık ve fantastik kurgusu bizi geçmişin karanlık yüzüne götürüyor.İnsanların o dönemlerde nasıl bazı din istismarcıları tarafından kandırılıp,dolandırıldıklarını alaycı bir dille anlatıyor...
Bir kadını deli ettiniz. O kadar çok deli ettiniz ki o kadın birden kendisi oluverdi. Toplumda kahkaha attı,ahlaksızca dans etti. Halbuki kadın gülerken,dans ederken,kadın ahlaksızken! güzel.

Yazarın biyografisi

Adı:
Refik Erduran
Unvan:
Türk Oyun Yazarı ve Gazeteci
Doğum:
İstanbul, 13 Şubat 1928
Ahmet Refik Erduran (13 Şubat 1928, İstanbul), Türk oyun yazarı ve gazetecidir.

Kökleri Karamanoğulları Beyliği'ne dayanan bir aileden gelir. Dedesi, ağır ceza reisi Ahmet Erduran, babası asker ve avukat Hüsamettin Ahmet Bey'dir. Annesi ise Türkiye’de ilk resimli dergiyi çıkaran Maarifçi Mustafa Refik Bey’in kızı Refika Hanım'dır. Çiftin ikinci çocuğu olan Refik Erduran, 13 Şubat 1928'de İstanbul'da dünyaya gelmiştir.

Çocukluğunu Salacak (Üsküdar)'ta bir yalıda dadıların gözetiminde geçirdi. İlköğrenimini Nilüfer Hatun İlkokulu ( o zamanki adıyla 15. İlkokul)'da tamamladıktan sonra öğrenimine Robert Kolej'de devam etti. İlk oyununu Robert Kolej'de iken yazdı ve oyun 1948 yılında okulun tiyatrosunda "Kahraman" adıyla sahnelendi.

Erduran, Robert Kolej’den lisans derecesini aldıktan sonra 1947 yılında Tiyatro Tarihi ve Dram Bölümü'nde yüksek lisans eğitimi için Cornell Üniversitesi'ne gitti. Hayranı olduğu Nazım Hikmet'in cezaevinde hastalandığını ve durumunun kötüleştiğini öğrenince onunla tanışma arzusundan ötürü 1949 yılında Türkiye'ye döndü.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 38 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 23 okur okuyacak.