Sabri Kaliç

Sabri Kaliç

YazarÇevirmen
7.7/10
66 Kişi
·
176
Okunma
·
2
Beğeni
·
720
Gösterim
Adı:
Sabri Kaliç
Unvan:
Yönetmen,yazar
Doğum:
İzmir, 1966
Ölüm:
İzmir, 2012
Sabri Kaliç, Türk yönetmen ve yazar. 19 Mayıs 1966 - 23 Eylül 2012 İzmir Sabri Kaliç, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Sanat Dalı Film Yönetmenliği Bölümü'nü 1992'de bitirdi. Mezun olduktan sonra Sinan Çetin'in Plato'sunda asistan yönetmenliğe başladı. Yerli yabancı bazı film ve yapımlarda çeşitli kademelerde görev yaptıktan sonra, 1995 tarihinde ilk uzun metrajlı TV filmini çekti. Özellikle deneysel film ve video-sanat çalışmalarıyla yurt içinde ve dışında tanındı
Sultan IV. Murat kızı Kaya Esmehan Sultan’ı Melek Ahmet Paşa’yla evlendirir. Hanım Sultan ve eşi Melek Ahmet Paşa Boğaziçi’nde, Kuzguncuk’ta otururlar. Her yıl tekrarladıkları bir âdetleri vardır. Konaktaki fazla eşyayı her Ramazan kendi kapı halkına haraç-mezat satmak! Bu garip mezada katılanlar pek sevinirlerdi. Aldıkları eşyaya karşı vereceklerini seve seve edaya çalışırlardı. Belli günde mezatçı bağırır: “Bir altın sahan! Haydi bir kapaklı, altın sahan. Yok mu talibi?”

- Kaça? Kaça?

- Bir yetim okutmaya. Hadi bir yetim okutmak isteyen yok mu? İki yetim... Üç yetim...

Arttırma başlar. En fazla ödeyen talibine “altın sahan” verilirdi. Mezatçı pek süslü, mücevherli bir kılıç gösterir, gözler kamaşır, böyle böyle yetimler okutulur, dullar korunur, garipler gözetilirdi…
Hangi tarihte yaşadığı, hatta gerçekten yaşayıp yaşamadığı bile tam bilinmese de Zerdüşt, milyonlarca insana hitap eden felsefesiyle Ortadoğu halkları gözünde önemli bilgelerden biriymiş.
Aslında ilk yasalar olmaktan çok, ilk reformcu düşünceler taşıyan, ilerleme yasalarının yapıcı olan Hammurabi Babil'in altıncı kralıydı ve Sümer ve Akadları fethederek, Babil imparatorluğu'nun kralı olmuştu. Böylece de Babillerin Mezopotamya üzerinde hegemonyasını kurmuştur.
Sultan IV. Mehmet döneminde, 1655 yılında Kara Murat Paşa yeniçeriyi tahrik ederek Sadrazam İpşir Mustafa Paşa ile Şeyhülislâm Esat Efendizâde Ebu Sait Mehmet Efendi’nin idamını hazırlamıştı. Araya giren devlet adamları şeyhülislâmın affedilmesini sağladılarsa da İpşir Paşa’nın idamına engel olamadılar. Sadrazam ve şeyhülislâm zindanda idamlarını beklerken Bostancıbaşı geldi ve Şeyhülislâm affedildiği müjdesiyle zindandan çıkarıldı. Bu arada sadrazamın idamından önce, Mahmut Efendi isminde bir molla dini telkin için zindana, sadrazamın yanına gönderildi. Fakat şeyhülislâmın affedildiği cellâtlara bildirilmediği için zindana gelen cellâtlar karşılarında iki kişi görünce birini şeyhülislâm, diğerini sadrazam zannederek kızılcık şerbetlerini ikram edip boğmak üzere üzerlerine atıldılar.

Cellâtların kemendine teslim olan İpşir Paşa boğulduktan sonra sıra şeyhülislâm sandıkları adama gelmişti, ama Molla Mahmut Efendi bir türlü teslim olmuyor, bağırıp çağırıyordu. Bostancıbaşı bu duruma şaşırdı: “Sen din adamısın Efendi! Kadere rıza göster, metin ol!”

Bunun üzerine Mahmut Efendi de: “Ben telkine geldiydim. İdamıma gerek ne?” dediyse de cellâtları inandıramadı, “Padişah fermanıdır” deyip kemendi boynuna geçirdiler. Sonunda, seslere koşan muhafızlar gerçeği cellâtlara anlatınca Mahmut Efendi kazara idam edilmekten son anda kurtuldu.
"Ünlü şair Virgilius bir keresinde ölen bir sinek için cenaze töreni düzenletmişti. Eski Roma'da mezarlık alanları vergiden muaftı ve şair Virgilius sineği devasa ölçülerdeki malikanesinin bahçesine gömdürerek orayı mezarlık statüsüne sokmuş ve çok ağır olan toprak vergisinden muaf olma hakkını kazanmıştı.
Fatih Sultan Mehmet tahta çıktığı zaman bir kuyrukluyıldız görülmüştü ve Papa o zaman yıldızı “Türk ve Müslüman dostu zındık yıldız” olarak aforoz etmişti. Sonradan, bu kuyrukluyıldızın Halley kuyrukluyıldızı olduğu öğrenildi. Balkan Harbi’nde (1912) Bulgarlar Çatalca’ya kadar ilerlerken Halley kuyrukluyıldızı yine görülmüştü. O zaman kilise adamları: “Türklerin uğur yıldızı göründü, Bulgarlar yine mağlup olacaklar!” demişti ve gerçekten de öyle oldu.
Çatalca Muharebesi’ni kazandık, Balkanlı müttefikler arasına nifak girdi ve Edirne’yi Bulgarlar’dan geri aldık.
Osmanlı Türklerinin maymunları donanmada görevlendirdikleri, bu hayvanları gemilerin serenlerine çıkartmak suretiyle gözcülük yaptırdıkları eskiden beri bilinmektedir. Akdeniz’i Türk gölü haline getiren Osmanlılar, özellikle II. Bayezit’ten sonra gemicilik sanatıyla, deniz seferlerinin incelikleriyle daha fazla meşgul oldular. Bu arada, uzağı görme yeteneği son derece gelişmiş olan eğitimli maymunlardan yararlanma yoluna gidilmişti. Kısaca söylemek gerekirse, ünlü denizcilerimiz maymunları birer dürbün veya teleskop gibi kullanıyorlardı. Kuzey Afrika’dan getirilen iri maymunları Gelibolu ve İstanbul tersanelerinde bir güzel eğittikten sonra, savaş gemilerinde gözcü olarak görevlendiriyorlardı. İşte böyle ciddi bir şekilde terbiye edilen gözcü maymunlar gemilerin serenlerine ve cundalarına çıkıyorlar, ufukları gözetliyorlar, engin denizlerde kendilerine doğru yanaşmakta olan bir gemi görünce, kendilerine özgü yöntemlerle derhal aşağıya haber verip gerekli önlemlerin alınmasına vesile oluyorlardı...

Eski İstanbul’da yelken, halat, makara, zift, varil… Kısacası bütün gemici ihtiyaçlarının satıldığı yer Galata’da, iki köprü başı arasındaki saha idi. Gazi Köprüsü başında, Sokollu Mehmet Paşa Camii (Azapkapısı Camii) civarında da bir sıra maymuncu dükkânı vardı; burada tersane gemileri ve tüccar gemileri için eğitimli maymunlar satılırdı. III. Murat’ın hocası olup daha sonra da Rumeli kazaskerliği yapan Molla Abdülkerim Efendi gayet tutucu, sinirli, her aklına geleni yapan, padişah üzerindeki nüfuzuna dayanarak hiç kimseden korkmayan bir adamdı. Güzel konuşur, camilerde vaaz ettiği zaman dinleyicileri çok memnun ederdi. Bir gün, bu hoca bir kitapta “maymun cinselliğe âlet olur” diye bir yazı okumuş, sinirinden ateş kesilmişti. Hemen arkasına binlerce insan toplayarak Azapkapısı Çarşısı’na gitmiş, maymuncu dükkânlarını basmış, ne kadar maymun varsa yakalatıp hayvancıkları oradaki ağaçlara astırarak idam ettirmişti. Bu olaydan sonra hocaya da “Maymunkeş7 İmam” lakabı takılmıştı.
7 Maymunkeş: Halkın yanlış bir dilbilgisiyle, “Maymuncu” anlamına getirmek isteyerek kullandığı bu söz aslında “maymun çeken” (esrar çekmek gibi) anlamına gelen Arapça+Türkçe+Farsça bir tamlama olmuş…
Yavuz Sultan Selim devlet harcamalarında olduğu gibi kişisel harcamalarında da sadeliği ön planda tutardı. Lüks ve israfa kaçan süslü elbiseleri giymeyi sevmezdi. Süslü elbiselerin kadınlara yakıştığını düşünür ve erkeklerin böyle giyinmelerini de doğru bulmazdı. Günün birinde oğlu Şehzade Süleyman pek süslü ve parlak elbiseler giyinmiş ve pahalı
mücevherleri takınmış olduğu halde huzuruna çıktı. Oğlunun bu süslü giyimini gören padişah, şöyle dedi:

“Sen böyle giyinirsen anan ne giyinsin Süleyman? Anana takacak ziynet bırakmamışsın.”
Vezir Bayram Paşa’ya yazdığı ve bir yerinde vezire

“sen kadar düşmen-i devlet mi olur a hınzır

(senin kadar büyük devlet düşmanı mı olur)

ne turur saltanatun sahibi bilsem a köpek”

(neden durur saltanatın sahibi, bilsem a köpek)
diye hitap ettiği şiirinden dolayı ünlü hiciv şairi Nef’î idama mahkum olmuştur. İdamına dakikalar kala, araya birilerinin girmesi sonucu, Dârüssaâde Ağası şairin affı için aracılık yapıp sadrazama mektup yazmayı kabul eder. Nef’î ise başında durmuş, mektubu yazan zenci ağayı seyretmektedir. Az sonra bir damla siyah mürekkep kalemden düşüp beyaz kâğıda damlayınca, seye ibret olmuyor, sadece ortalığa dehşet saçıyordu.

Naima şöyle anlatır: “Bu tütünü içenlerin kimi orduda eli ve ayağı kırılıp siyaset olunur ve kiminin eli ve ayağı Otağ-ı Hümayun önünde kırılır, kimin boynu vurulurdu. Kimini dört parça ederlerdi.”

Bağdat Seferi sırasında bir gün gayet güzel cins bir at, üzerinde son derece kıymetli eyer takımı ile bağlandığı yerden boşanmış, başı boş gezen dolaşan padişahın otağı önüne kadar gelmişti. Orada yakalanan hayvan, sahibinin bulunması için tellala verilip ordu içinde gezdirilmiş ve kimse hayvana sahip çıkmamıştı. Bunun üzerine şüphe uyanmış, üzerindeki eyer araştırılmış, iç tarafta, gizli bir göz içinde bir tütün lülesi ve bir kese tütün bulunmuştu. Sahibinin başı korkusundan hayvanı feda ettiği anlaşılmıştı.

İDAMINDA BİLE ESPRİ YAPAN ŞAİR: NEF’Î

Vezir Bayram Paşa’ya yazdığı ve bir yerinde vezire



“sen kadar düşmen-i devlet mi olur a hınzır

(senin kadar büyük devlet düşmanı mı olur)

ne turur saltanatun sahibi bilsem a köpek”

(neden durur saltanatın sahibi, bilsem a köpek)



diye hitap ettiği şiirinden dolayı ünlü hiciv şairi Nef’î idama mahkum olmuştur. İdamına dakikalar kala, araya birilerinin girmesi sonucu, Dârüssaâde Ağası şairin affı için aracılık yapıp sadrazama mektup yazmayı kabul eder. Nef’î ise başında durmuş, mektubu yazan zenci ağayı seyretmektedir. Az sonra bir damla siyah mürekkep kalemden düşüp beyaz kâğıda damlayınca, Nef’î çenesini tutamaz ve zenci ağaya dönerek, ölümüne sebep olan son espriyi yapar: “Efendim, teriniz damladı!”

Ağa öfkelenip mektubu yırtarken, Nef’î cellâdın yağlı kemendine teslim edilir ve sarayın odunluğunda kementle boğularak cesedi denize atılır.

Ölümünden sonra kendisi için söylenen beyit meşhurdur:

“Gökten nazîre indi Sihâm-ı Kazâ’sına

Nef’i diliyle uğradı Hakk’ın belâsına”
Bu kitabı bir yıl kadar önce tabletime indirmiştim. Sitenin lanet olasıca federali, kıdemli Ajan https://1000kitap.com/kedili son günlerde "Tabletinizde okunacak Woody Allen epubları vardı onu hatırlayınız" dercesine Woody Allen okuyordu, ismi ilgimi çektiğinden indirdiğim "Evet Ama, Bir Lokomotif Bunu Yapabilir Mi Bakalım" kitabını açıyım bakınıyım bi diyerek okudum böylelikle. Teşekkürler dostum Bogart...

Konuyu kitaptan önce Woody Allen'a getirmek isterim.
Satirlarda dolanirken ilk dikkatimi çeken şey tabuları, sınırları olmayan bir yazarla rastlaşmaktı. Ne din, ne kurallar, ne dayatılan herhangi bir şey...
British Museum'da saklanan ilk sandviç örneğinden bahsedebiliyor; "yumurtalı krep"le "intihar"ı ya da "Helmholtz" ve "kurutulmuş kelebek koleksiyonu" aynı cümlede kullanabiliyor. Okurken sık sık "ya sen bu cümleye böyle mi başladın, nasıl buraya bağladın???!?" oluyorsunuz. Ya da arada ihihhi benzeri sesler çıkarabiliyorsunuz, birkaç cümlede bir sizi şaşırtıp, absürdlüğüyle gülmenize neden olabiliyor.
Bunu dışında kitapta resim sanatından felsefeye, dine varana kadar birçok konuya dokunuluyor, esasen bunları anlatma amacı gütmeden... Birçok sanatçının filozofun adı geçiyor. Ama mizahına yardımcı öğe olarak...
"Bu öykü, gurur ve hiçlik kavramlarına dayandırılmıştır ve oruç tutmanın büyük bir aptallık olduğunu belirtmektedir. Özellikle de boş mideye!" gibi cümleler kurabiliyor.
Tabuları olmadığı için her konuyu da mizahına alet edebiliyor.
Ve çocuksu hayal gücüyle biz okuyucuları yazışına hayran bırakıyor...
Kalemini sevdim Woody Allen.

Incelememi kitapta adının geçmesiyle dilime dolanan Singing In The Rain ile bitiriyorum.
https://youtu.be/D1ZYhVpdXbQ

Herkese iyi okumalar :)
Elinizdeki kitap Çağların süzgeçinden geçmiş ve insanları yüzyıllar boyunca özel hayatta ve iş hayatında nasıl başarılı olunabileceği konusunda aydınlatmış bir felsefeyi kitabıdır.Bu eser aydınlanma ve ilerleme üzerine kafa yoran herkese bir ömür boyu eşlik etmek üzere hazırlanmıştır.
Kitap yillardir kitapligimda bekliyodu daha once alip biraktigim cok oldu. Bu sefer zor da olsa bitirdim. Zor diyorum çünkü akici degil, basucu kitabi yapilabilir belki ara ara acio okunan. Basliklar halinde ögütler verilmis ama hem tekrarlar hem tezat düsünceler oldukca fazla. Okumayanlarin bir sey kaybettigini düsünmüyorum.
Bir hocama hediye olarak aldığım kitaptı, kendisi hediye aldığımı bilirse kabul etmeyeceğimden kitabı önce kendim okumuştum. Bildiğim kadarıyla baskısı yok varsa da ben bir sahaftan almayı tercih etmiştim. Woody Allen'in bu kadar iyi olacağını tahmin etmezdim. Mizahta fazlasıyla iyi olduğunu bildiğim, sınırları olmayan bir adama bu kitabı alırken içeriği de beni hiç yanıltmadı. İyi ki okumuşum. Birçok hikaye barındırıyor kitap içinde. Bir felsefe kitabı istiyorsanız hem de yanında absürt komedi isterseniz bu kitap size göre. İlk defa Allen okuyacaklar için tavsiye edilmediğini okumuştum, bence tavsiye edilmemesi için hiçbir sebep yok.
Bu tarz kitaplara göre fena bir kitap olmamış. Bununla birlikte bilgilerle ilgili bolca bilgi alacağınızı düşünüyorsanız bunu unutmalısınız. Kitap sadece bilgiyi veriyor açıklamayı yapmıyor. Bundan dolayı da bilgiler bir kaç satırdan oluşurken bir sayfada 4 ila 5 tane bilgiye ulaşabiliyoruz. Bunun da kitabın adından dolayı olduğunu düşündüm "Tırı Vırı Şeyler" olan kitabın bu bilgileri bir kaç cümlede vermesi bana pek de abes gelmese de bazı bilgilerin pek te turu vırı olmadığını söyleyebilirim.

Kitapta gördüğüm bazı eksikliklere gelince bazı bilgiler birden fazla verilmiş. Bu gözümden kaçmadı. Ayrıca bazı geçersiz bilgiler de hala doğru olarak veriliyor. Bu da koca bir bilgi kirliliği oluşturuyor. Bu bilgilerden birisi Çin Seddi'nin uzaydan görünebilen tek yapı olması ki bunun doğru olmadığı defalarca ispatlandı. Ayrıca Çin Seddi çok geniş bir yapı değil sadece çok uzun bir yapı genişliğinin de pek uzun olmaması zaten görünürlüğünü ister istemez düşürüyor. Bu da kitabı derleyen yazarın pek çok kopyala yapıştır yaptığının araştırıp etmeden pek çok bilgiyi koyduğunun göstergesi.

Kitap bunlara rağmen iyi diyebilirim. Keşke daha özenilseymiş ve hatalı bilgilerden arındırılsaymış da öyle basılsaymış diye düşünüyorum.
Gerek iş hayatı gerek özel hayatta, kişisel gelişim kitaplarının ötesinde bilgiler veren nadir kitaplardan biri. Günümüzde kişisel gelişim kitaplarının sığlığından kişiliğini bulamayanlar için bir yol haritası sağlayabilir. Kişisel gelişim kitaplarının yazdıklarının yüzde doksan dokuzu çöptür. Migrosta bile bulunan Secrettan daha öte gideceğiniz kesin, bu kitapla ve serinin diğer kitabı ile. Nietzsche ve Schopenhauer de hakkını teslim etmiştir bu ünlü cizvit rahibimize. Unutmayın ahlakınızı çöpe atmadan da başarılı olabilirsiniz hayatta.
Öznel değerlendirmelerden oluşuyor ama deneme türünde yazarla tartışmak olanaksız. Öyle değerlendiriyor konuları, o kadar. Katılmamak elde. Yine de pek çok yararlı öğüt verdiğini düşünüyorum. Okuyunuz ve okutunuz bu tür kitapları. Bir de kişi üzerinde duruyorsa düşüncelerin yararlı olacağını düşünürüm. Ana başlıkları kısaca ayrıntılandırmış yazar. Tüm sürprizlerinizi bir anda kullanmayın teması örnek olsun.
Yararlı bir kaynak fakat aradığımı bulamadım. Herhangi bir şey aramasam da birkaç bilgi dışında başka şey elde edeceğimi sanmıyorum. Kitapta bir kişi birkaç sayfada anlatılıyor. O sayfanın sonunda da seçme romanları olarak romanlarının isimleri yazılmış. İyi, güzel. Ama kişi hakkında yazılan şey kısa bir paragrafla hayat hikayesi, o da çok fazla bilgi içermiyor. Sonrasında şu romanı bu tarihte yazdı şunu şu zaman yazdı diye 2 sayfayı doldurmuşlar. Fakat onlar zaten sayfanın sonunda var? Önemli bir özelliği olan romanların belirtilmesi güzel, ama o 2 sayfayı yazarın kişiliğini, düşüncelerini anlatarak doldursalar daha yararlı bir kitap olabilirdi.
Aralıklarla okunması gereken,okudukça içselleştirebileceğiniz ve size katkısı o oranda artacak öğütlerle ve anektodlarla dolu..Şiddetle tavsiye edilir..
Konuların roma rakamıyla veriliyor olması tarihin tozlu raflarından gelen bu kitaba hoş bir hava katmış, CCC (300) ile sonlanıyor. Yazar deneyimlerini derin gözlemleriyle pekiştirmiş ve herkesin anlayabileceği sadelikte, net tespit ve çözüm önerilerinde bulunmuş. Atasözü tadındaki öğütleri, açık sözlülüğüyle birleştirerek; toplum nazarında itibarlı görünmenin yöntemlerini, kalabalıklardan sıyrılarak erdemli, lider bilge biri nasıl olunuru, aptallık yapmamayı ve ondan uzak durmayı hap şeklinde bize sunmuş. Saçmaladığını, çeliştiğini, müthiş gözlemcilik yaptığını ve net mantıklı tespitlerde bulunduğunu düşündüğüm anlarla birlikte keyifle okunulası bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sabri Kaliç
Unvan:
Yönetmen,yazar
Doğum:
İzmir, 1966
Ölüm:
İzmir, 2012
Sabri Kaliç, Türk yönetmen ve yazar. 19 Mayıs 1966 - 23 Eylül 2012 İzmir Sabri Kaliç, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Sanat Dalı Film Yönetmenliği Bölümü'nü 1992'de bitirdi. Mezun olduktan sonra Sinan Çetin'in Plato'sunda asistan yönetmenliğe başladı. Yerli yabancı bazı film ve yapımlarda çeşitli kademelerde görev yaptıktan sonra, 1995 tarihinde ilk uzun metrajlı TV filmini çekti. Özellikle deneysel film ve video-sanat çalışmalarıyla yurt içinde ve dışında tanındı

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 176 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 124 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.