Süleyman Akbulut

Süleyman Akbulut

8.8/10
5 Kişi
·
7
Okunma
·
1
Beğeni
·
569
Gösterim
Adı:
Süleyman Akbulut
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
1970
Süleyman Akbulut, 1970’te doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1988’de Hava Harp Okulu sınavlarını kazandı, deneme uçuşlarını tamamladıktan sonra birinci sınıfın başında ayrıldı. Ekonometri ve kamu yönetimi alanlarında eğitim gördü. Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nde yükseköğrenim görürken, 5 Ekim 1991’de geçirdiği bir trafik kazası sonucu belden aşağısı felçli kaldı. Felcin ardından bir yıl rehabilitasyon amaçlı tedavi gördü. 1998 yılından sonra, engelliler konusunda faaliyet gösteren kuruluşların yönetimlerinde görev aldı. Engellilerin haklarının kazanılması amacıyla yasal ve sosyal başvuru ve dava süreçlerini yürüttü. Yirmili yaşlarda yazdığı yazılarını Masalsı Yüzleşmeler isimli bir kitapta topladı. 2008 yılında Sandalye-Ben büyüyünce... mavi olacaktım isimli anı-roman türünde kitabı Doğan Kitap tarafından yayımlandı. Halen, başta engelliler olmak üzere dezavantajlı gruplara yönelik ayrımcılığın önlenmesi ve haklarının kazanılması konusunda üniversitelere ve sosyal topluluklara yönelik seminerler veren Akbulut, Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği genel başkanlığını yürütmekte.
Ülke yoktu boğazlaşırken, vatan yoktu, bayrak yoktu. Bir çatışmanın ortasında ülkesi için savaştığını düşündüğü tek bir an olmamıştı. Öncesinde evet, sonrasında evet... Ama çatışma anında sadece ölmemeyi düşünüyordu. [...] Sonra boğazlaşma biter. Ve biten günün ardından o günün sabahında o gün öleceğini düşünmeyen kırk bir kişi ölmüş olur. Oyun gibidir. Ölüm hep senin dışındaki insanların başına gelen bir şeydir çünkü.
Süleyman Akbulut
Sayfa 49 - Doğan Kitap. İlk baskı, Ocak 2012, İstanbul.
Kendin olamamaktı mutsuzluk.İstemediğin yerde olmak, istemediğin şeyleri yapmaktı.İstemediklerini yaptıkça yaşamın anlamsızlaşmasına kızıp yaşama inancını kaybetmekti.Çocukken...Babasının ona acımamasıydı,mutsuzluk.Yıllardır cebinde sakladığı sararmış mektuptu.Ölmemek için öldürmekti.Yaşamanın ne demek olduğunu unutmaktı mutsuzluk.Kaçmaktı mutsuzluk.Onun yanında olacağına dair kendine sözler vermişken,sırf bundan sonra ne diyeceğini,bundan sonrasında nasıl yaşanacağını bilemediği için kaçmaktı.
Süleyman Akbulut
Sayfa 219 - Başkarakter Yılmaz ve Esin.
Kutsal her ne varsa onların da dualarına aday olacak kadar güzel ve okunması gerekilen bir kitaptır.

Süleyman Akbulut’un 2008 yılında hazırlığını yaptığı, 2009 Şubat ayında yazmaya başladığı, 2011 Martında tamamlayıp 2012 Ocakında Doğan Kitap’tan çıkan kitabı “Her Savaş Bir Tanrı Öldürür”, günümüze kadar militarizmi konu alan diğer yerli kaynaklara kıyasla farklı çizgide ilerleyen bir eser. Haklı veya haksızı, doğruyu veya yanlışı, kişileri veya kuruluşları değil yalnızca “olan” olguları ele alan farklı bir roman… Ordu bünyesinde büyük başarılar elde etmiş, özel kuvvetlerde üst rütbelere sahip bir askerin zamanla öldürdüğü baba, komutan, öğretmen, sevgili gibi tanrıları içeren kusursuza yakın bir eser. Anti-militarizme kayışın hikâyesi… Savaşı herhangi bir taraf tutmadan, doğrudan yaşayanların gözüyle ve ruhuyla anlatmayı deneyen, otuz yılı aşkın süredir devam eden amansız mücadelede verilen kayıplar üzerine aslında tam da ihtiyacımızın olduğu bir üslupla yaklaşıyor Süleyman Akbulut.

Kitap, yalnızca bir olay örgüsünden ibaret değil, olayların akışı içerisinde sosyal tespitlerde bulunan, bireysel etkileri ustaca sunan ve kolektif bir bütünün içerisinde eriyen tekil durumların başarılı bir yansıtıcısı konumunda. Birçok psikolojik tespit, sosyolojik analizle birlikte ilk etapta en çok dikkat çeken nokta, kişilerin belirli bir süre sonunda uğradıkları “yabancılaşma” durumudur. Kitapta Yılmaz karakterinin ve Yılmaz’ın en yakın arkadaşlarından birisi olan Çetin’in tasvir edildiği psikolojik durum, temelde önemli bir nevrozu açıklar. Yılmaz’ın ordudan silah arkadaşı olan Çetin’in ve Yılmaz’ın zamanla girdabına kapılacakları ağır travma halleri, onların kendi kişiliklerine olan yabancılaşma süreçlerine yönelik kapsamlı bir tasviri sunar. Özellikle de Yılmaz’ın hem kendisine hem çevresine hem de yaptığı işe yönelik yabancılaşma süreci önemlidir.

--- Spoiler İçerir ---
Askeri liseye girdikten sekiz sene sonra, yirmi iki yaşında mezun olan Yılmaz Varlık, askerî yaşamı için çocukluğundan vazgeçmeye bir de çok sevdiği kızı, askeri kurallara ve babasının baskılarına boyun eğerek vazgeçmeyi ekliyor. Bununla birlikte ilk görev yeri olan Adana’daki bir cezaevinde jandarma iken yaşadığı travma da onun ruhsal dünyasında kapanması zor bir yara açmıştır. 1980 darbesinin sivillere yönelik çirkin yüzünün muhatabı olan Yılmaz, idam edilmek için tutuklanan Serhat adında bir gencin son dileğini yerine getirip, ondan geriye kalan mektubu ailesine ulaştırma sorumluluğunu üstlendiğinde ruhundaki yaralara Serhat’ın darağacına gidişine çaresizce şahitlik edişini eklemişti. İdam edilen on dokuz yaşındaki genci kurtarmak için hamlede bulunan Yılmaz’a engel olan komutanını darp etmesi hem resmi siciline hem de ruhsal siciline atılan ilk ciddi askeri çiziği oluşturacaktı. Bu ve bunun gibi olayların muhatabı Yılmaz için vicdan ve sorumluluk, hiyerarşi ve zorunluluktan git gide üstün gelmeye başlamıştı. Yılmaz’ın hayatının seyrini değiştirecek, o güne dek yönetilen yaşamının kontrolünü eline alacağı acı olay görev aldığı Şırnak bölgesinde gerçekleşecekti. O güne kadar askeri hayatında kendilerine öğretilen ne varsa sorgusuz itaat etmeyi, ruhlarını, zihinlerini hatta reflekslerini bile baştan yaratma isteklerine karşılık insan olabilmenin hürriyetini çatışma sırasında öldürdüğü genç bir militan kızın cesedi başında donup kalarak yerle bir etmişti. Yılmaz Varlık, on iki saat süren, birliğinden dokuz askeri kaybettiği, karşı taraftan dokuz militanın öldürüldüğü fakat sayıca değil psikolojik arbedesi sırasında sayısız kayıplar verdiği operasyonda öldürdüğü “gencecik” bir kızın cesedi başında donup kaldığı gerekçesiyle askeri hastaneye sevk edildi. Yılmaz’ın bugün siyasal gündemde yalnızca üstünkörü geçilen meselelerin derininde barınan facialara yönelik farkındalığı da bu olayla başlayacaktı. Toplumun yalnızca acısını paylaştığı acıların birinci muhatapları olanlar için savaş ve ölümün ne anlam taşıdığı noktasında kitapta dikkat çekici bir anlatım vardır.

---Spoiler---

Her Savaş Bir Tanrı Öldürür, savaşın gerçek yüzünü, toplumsal yansımalarını, bireyler üzerindeki etkilerini ustaca ele alan bir eser.
Güneydoğu'da görev yapan başarılı bir subayın,babasıyla hesaplaşmasıdan,sevgilisinden af dileyişinden ve subayın ölümle,öldürmekle giriştiği hesaplaşmayı anlatan , anti-militarizme geçişini konu edinen harika bir kitap.Kesinlikle okunması gereken kitaplar arasında.Biraz sıkıcıydı,olaylar arasında sürükleyiciligi yoktu ama olsun yazarın emeğine sağlık.
Süleyman Akbulut anılarını toplumsal sorumluluk bilinciyle kitaplaştırmış. Engelli sorunlarına kendi tecrübeleriyle parmak basmış ama kitabın tanıtımı yetersiz kalmış. Herkesin okuyup empati yapması gerekir. Sonuçta hepimiz engelli adayıyız.

Yazarın biyografisi

Adı:
Süleyman Akbulut
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
1970
Süleyman Akbulut, 1970’te doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1988’de Hava Harp Okulu sınavlarını kazandı, deneme uçuşlarını tamamladıktan sonra birinci sınıfın başında ayrıldı. Ekonometri ve kamu yönetimi alanlarında eğitim gördü. Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nde yükseköğrenim görürken, 5 Ekim 1991’de geçirdiği bir trafik kazası sonucu belden aşağısı felçli kaldı. Felcin ardından bir yıl rehabilitasyon amaçlı tedavi gördü. 1998 yılından sonra, engelliler konusunda faaliyet gösteren kuruluşların yönetimlerinde görev aldı. Engellilerin haklarının kazanılması amacıyla yasal ve sosyal başvuru ve dava süreçlerini yürüttü. Yirmili yaşlarda yazdığı yazılarını Masalsı Yüzleşmeler isimli bir kitapta topladı. 2008 yılında Sandalye-Ben büyüyünce... mavi olacaktım isimli anı-roman türünde kitabı Doğan Kitap tarafından yayımlandı. Halen, başta engelliler olmak üzere dezavantajlı gruplara yönelik ayrımcılığın önlenmesi ve haklarının kazanılması konusunda üniversitelere ve sosyal topluluklara yönelik seminerler veren Akbulut, Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği genel başkanlığını yürütmekte.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 7 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 14 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.