Süleyman Akbulut

Süleyman Akbulut

8.8/10
5 Kişi
·
7
Okunma
·
1
Beğeni
·
576
Gösterim
Adı:
Süleyman Akbulut
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
1970
Süleyman Akbulut, 1970’te doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1988’de Hava Harp Okulu sınavlarını kazandı, deneme uçuşlarını tamamladıktan sonra birinci sınıfın başında ayrıldı. Ekonometri ve kamu yönetimi alanlarında eğitim gördü. Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nde yükseköğrenim görürken, 5 Ekim 1991’de geçirdiği bir trafik kazası sonucu belden aşağısı felçli kaldı. Felcin ardından bir yıl rehabilitasyon amaçlı tedavi gördü. 1998 yılından sonra, engelliler konusunda faaliyet gösteren kuruluşların yönetimlerinde görev aldı. Engellilerin haklarının kazanılması amacıyla yasal ve sosyal başvuru ve dava süreçlerini yürüttü. Yirmili yaşlarda yazdığı yazılarını Masalsı Yüzleşmeler isimli bir kitapta topladı. 2008 yılında Sandalye-Ben büyüyünce... mavi olacaktım isimli anı-roman türünde kitabı Doğan Kitap tarafından yayımlandı. Halen, başta engelliler olmak üzere dezavantajlı gruplara yönelik ayrımcılığın önlenmesi ve haklarının kazanılması konusunda üniversitelere ve sosyal topluluklara yönelik seminerler veren Akbulut, Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği genel başkanlığını yürütmekte.
Ülke yoktu boğazlaşırken, vatan yoktu, bayrak yoktu. Bir çatışmanın ortasında ülkesi için savaştığını düşündüğü tek bir an olmamıştı. Öncesinde evet, sonrasında evet... Ama çatışma anında sadece ölmemeyi düşünüyordu. [...] Sonra boğazlaşma biter. Ve biten günün ardından o günün sabahında o gün öleceğini düşünmeyen kırk bir kişi ölmüş olur. Oyun gibidir. Ölüm hep senin dışındaki insanların başına gelen bir şeydir çünkü.
Süleyman Akbulut
Sayfa 49 - Doğan Kitap. İlk baskı, Ocak 2012, İstanbul.
Kendin olamamaktı mutsuzluk.İstemediğin yerde olmak, istemediğin şeyleri yapmaktı.İstemediklerini yaptıkça yaşamın anlamsızlaşmasına kızıp yaşama inancını kaybetmekti.Çocukken...Babasının ona acımamasıydı,mutsuzluk.Yıllardır cebinde sakladığı sararmış mektuptu.Ölmemek için öldürmekti.Yaşamanın ne demek olduğunu unutmaktı mutsuzluk.Kaçmaktı mutsuzluk.Onun yanında olacağına dair kendine sözler vermişken,sırf bundan sonra ne diyeceğini,bundan sonrasında nasıl yaşanacağını bilemediği için kaçmaktı.
Süleyman Akbulut
Sayfa 219 - Başkarakter Yılmaz ve Esin.
Güneydoğu'da görev yapan başarılı bir subayın,babasıyla hesaplaşmasıdan,sevgilisinden af dileyişinden ve subayın ölümle,öldürmekle giriştiği hesaplaşmayı anlatan , anti-militarizme geçişini konu edinen harika bir kitap.Kesinlikle okunması gereken kitaplar arasında.Biraz sıkıcıydı,olaylar arasında sürükleyiciligi yoktu ama olsun yazarın emeğine sağlık.
Ey burs, ey cebimin direği! Ölsem haberin olmayacak, nerdesin?

Üzerinde hafifçe oynamalar yapıp özel mülkiyetime dahil ettiğim yukarıdaki söz, tarihinde ilk defa Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılır'sız, Prof. Dr. Cahit Arf'sız, Mimar Kemalettin'siz, hatta Fatma Aliye Hanım'sız geçen günlerin ifadesidir. Zaten Itri'yi ve Yunus Emre'yi saymadım bile. Yine de şunca isimden yoksun olmanın iyi bir yönünü de yakalamış bulunuyorum: yeni kitap alamayınca eskilerini tekrar tekrar kurcalayıp durmak.

Tam da bu esnada kendisini tanıtmazsam eksik hissedeceğimi fark ettiğim bir romana denk geldim. İtiraf edeyim, notları okuyacağım derken yarısına yakın okumuş buldum kendimi. Kitap, muadillerinden farklı. Zaten muadili var mı o da muamma. Militarizmden antimilitarizme kayışın hikayesini, bu kayış esnasında hepimizin çevresini saran otoriter putları tek tek öldürmenin hikayesini evvelce kimseler yazmış mıdır, emin değilim. Yazmışsa bile "olanı-olduğu gibi" yazmış mıdır, ondan emin değilim. Bu noktada Akbulut hayli cesur davranmış.

Kitap, ordu bünyesinde üst rütbelere ulaşmış, özel kuvvetlerde büyük başarılar elde etmiş bir askerin zamanla öldürdüğü baba, komutan, öğretmen, sevgili gibi tanrılarının hikayesi. Antimilitarizme kayışın hikayesi... Savaşı eğip bükmeden, herhangi bir taraf tutmadan, yalnızca yaşayan birisinin gözüyle, olanı olduğu gibi anlatmayı başaran bir hikaye. Dahası, okurken fark edilecektir, son otuz küsür yılımızı işgal eden amansız mücadelenin kayıpları üzerinde hepimizin ihtiyacı olan bir üslupla yazılmış. İçerikle ilgili sırları ifşa edeceğim şu cümle itibariyle "niye spoiler veriyorsun" diyesiceler olacaksa paragraf sonuna kadar etrafı izleyebilir, halı desenlerini inceleyebilir ya da hiç bilmediği bir şarkıyı ezgisinden cesaretle biliyormuş gibi mırıldanabilirler. Yılmaz Varlık. Ana karakterimiz. Askeri liseye babasının kendi göğsünü gererek anlatacağı hikayesi olacak diye, zoraki girdikten sekiz sene sonra, yirmi iki yaşında mezun olduğunda, çok sevdiği kızdan da askeri kurallar ve yine babasının baskısıyla ayrılmak zorunda kalışını da ekleyince hiyerarşi ve zorunluluğun vicdan ve sorumluluktan önce geldiği gerçeğiyle de karşılaşmış oluyordu. 1980 Darbesinin sivillere yönelik çirkin yüzünün muhatabı da olan Yılmaz Varlık, idam edilmek için tutuklanan Serhat adında bir gencin son dileğini yerine getirip ondan geriye kalan mektubu ailesine ulaştırma sorumluluğunu üstlendiğinde ruhundaki yaralara Serhat’ın darağacına gidişine çaresizce şahitlik edişini eklemişti. İstediği gibi değil, istendiği gibi davranmaya programlı aldığı askeri eğitimlere rağmen darağacına giden bir genci kurtarmak için yaptığı hamle komutanına attığı yumrukla sonuçlanınca ruhundaki çizgilere bir de ilk askeri sicil çiziğini de eklemiş oldu. Fakat esas travma, Şırnak bölgesinde görev aldığı operasyonda yaşanacaktı. O güne kadar askeri hayatında kendilerine öğretilen ne varsa, sorgusuz itaat etmeyi, ruhlarını, zihinlerini hatta reflekslerini bile baştan yaratma isteklerine karşılık, insan olabilmenin hürriyetini çatışma sırasında öldürdüğü genç bir militan kızın cesedi başında donup kalarak yerle bir etmişti. Yılmaz Varlık, on iki saat süren, birliğinden dokuz askeri kaybettiği, karşı taraftan dokuz militanın öldürüldüğü operasyonda -sayıca değil, psikolojik arbedesi sırasında sayısız kayıplar verdiği operasyonda- öldürdüğü “gencecik” bir kızın cesedi başında donup kaldığı gerekçesiyle askeri hastaneye sevk edildi. Burası önemlidir çünkü bizim için her zaman cesur olan, korkusuz, yiğit ve güçlü olan "asker" profilinin ötesinde, artık sorgulayan, vicdanen rahatsız olan bir "asker" var kitap boyunca. Sanırım esas kıyamet de burada kopuyor.

İçerik bu. Normal şartlarda bir başkasını öldürmemesi için kurallar, yasalar, cezalar ve eğitimler alan insanların, bir yerden sonra bir başkasını öldürmeyeceğine dair kararları yüzünden psikolojik tedaviye tutulduğu ironik durumun aktarıcısı konumuna geçiyor kitap. Yine de kitabı kıymetli kılan nokta, savaşın kendisine ve savaşanların kendisine yönelik pek de bakmayı akledemediğimiz bir yerden, bizzat yaşayanların gözünden bakmasıdır. Bakabilmesidir.
Süleyman Akbulut anılarını toplumsal sorumluluk bilinciyle kitaplaştırmış. Engelli sorunlarına kendi tecrübeleriyle parmak basmış ama kitabın tanıtımı yetersiz kalmış. Herkesin okuyup empati yapması gerekir. Sonuçta hepimiz engelli adayıyız.

Yazarın biyografisi

Adı:
Süleyman Akbulut
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
1970
Süleyman Akbulut, 1970’te doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1988’de Hava Harp Okulu sınavlarını kazandı, deneme uçuşlarını tamamladıktan sonra birinci sınıfın başında ayrıldı. Ekonometri ve kamu yönetimi alanlarında eğitim gördü. Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nde yükseköğrenim görürken, 5 Ekim 1991’de geçirdiği bir trafik kazası sonucu belden aşağısı felçli kaldı. Felcin ardından bir yıl rehabilitasyon amaçlı tedavi gördü. 1998 yılından sonra, engelliler konusunda faaliyet gösteren kuruluşların yönetimlerinde görev aldı. Engellilerin haklarının kazanılması amacıyla yasal ve sosyal başvuru ve dava süreçlerini yürüttü. Yirmili yaşlarda yazdığı yazılarını Masalsı Yüzleşmeler isimli bir kitapta topladı. 2008 yılında Sandalye-Ben büyüyünce... mavi olacaktım isimli anı-roman türünde kitabı Doğan Kitap tarafından yayımlandı. Halen, başta engelliler olmak üzere dezavantajlı gruplara yönelik ayrımcılığın önlenmesi ve haklarının kazanılması konusunda üniversitelere ve sosyal topluluklara yönelik seminerler veren Akbulut, Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği genel başkanlığını yürütmekte.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 7 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 17 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.