Suphi Varım

Suphi Varım

Yazar
7.4/10
43 Kişi
·
90
Okunma
·
8
Beğeni
·
719
Gösterim
Adı:
Suphi Varım
Unvan:
Ekonomi Doktoru, Yazar
Doğum:
1960
Suphi Varım’ın çocukluğu, İzmir’in beton ormanına dönüşmediği yıllarda, sokak aralarında ve arsalarda Çelik Bilek, Tom Miks, Kaptan Swing ve Zagor olarak geçti. Demek ki hayal gücü zengin bir çocuktu. Ailesi mahalle arasındaki iki katlı evi bırakıp dönemin modernleşme simgesi apartmanlardan birine taşınınca Kulver Kalesi’nden ve Darkwood Ormanı’ndan kopan küçük Suphi, beton blokların arasında ne yapacağını şaşırdı, hüzünlendi. Yerli TV dizilerindeki ifadeler gibi oldu ama idare edin artık. Ne de olsa kahramanımız, annesi ve anneannesiyle birlikte Yumurcak, Sezercik ve Ayşecik türü acıklı filmlere pek sık giderdi.

O yıllarda mahalle kitapçısında tesadüf eseri Agatha Christie’nin ‘Ölümün Sıcak Eli’ romanını buldu; okur okumaz da polisiyenin büyüsüne kapıldı. Christie’yi Mickey Spillaneler, Maurice Leblanclar, Carter Dicksonlar, falan filanlar takip etti. Türk Sanat Müziği sanatçıları işe hep Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde başladıklarını söylerler ya, bizimki de bu polisiye ustalarının rahle-i tedrisatından geçerek yola çıktı.

Kolej’de kendi kafasındaki arkadaşlarıyla gizli bir dedektiflik bürosu kurup apartman olmayı bekleyen metruk evlere girmeye, dedektifçilik oynamaya başladı. Bu arada söyleyelim ki dersleri tepetaklak gidiyordu. Ne yapsın? Ansiklopedi, polisiye, Rokambol, Fantoma hikâyeleri, çizgi roman okumak, Türklerin Anadolu’yu fethinden ve havuz problemlerinden daha cazip geliyordu ona.

Zaman geçti ve genç Suphi Varım, artık Suphi Bey oldu. Yıllarca profesyonel yönetici olarak çalıştı. Yüksek lisansını ve doktorasını tamamlayıp ekonomi âlimleri arasına katıldı. Hatta bir üniversitede yardımcı doçent olup ders bile verdi. Bu yoğunluk içinde Nezihe’ye kocalık, Sedef’e babalık etmeye çalıştı. Derken, tarihî an geldi ve Suphi Bey, kırk dokuz yaşının baharında Tekaüt Suphi Beyliğe terfi etti. Çocukluk düşlerinin eşliğinde tam gaz polisiye yazmaya koyuldu. Yazar Suphi olarak kendini o küçük Suphi gibi hissediyor artık.
"Evet Simirna'da her şey masallardaki gibi gerçekleşir. Bir gün fırtına vardır, ertesi gün güneş. Tıpkı insan hayatı gibi..."
Suphi Varım
Sayfa 104 - Dedalus Kitap
Gerçeğe ulaşabilmek için insan, doğayı ve kendisini iyi tanımalıdır. Gözlemlediklerini ve ruhunda hissettiklerini deneyimlemelidir. Gerçeğe ancak bu şekilde ulaşabilir.
Suphi Varım
Sayfa 187 - Dedalus Kitap
“İsa’nın fakirliği övmesi de yoksulların Tanrının cennetine zenginlerden önce gideceğini söylemesi de insanları uyutmaktan başka bir şey değildi.”
“Aslında milliyetçiliği kafasına takan bu adama Türklerin niçin Almanların her dediğine boyun eğdiğini sormam gerekirdi ama sırası değildi.”
141 syf.
·6 günde·8/10
Her polisiye kitapta olduğu gibi katil kim? Sorusunun cevabını arıyorsun sonuna kadar fakat ben kim olduğunu tahmin edemedim, eğer ki cinayetlerin kim tarafından işlendiğini bulabilseydim kitap için iyi değil diyecektim. Fakat güzel bir kitap. Türk bir yazarın Yunanlılar üzerine kahramanları oluşturması garibime gitti. Yazarı araştırdığımda hep polisiye kitaplar yazdığını görüyorum. Olaylarında Osmanlı zamanında İzmir'de geçiyor. İyi okumalar
262 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Dikkat spoiler içerir.
Oldukça güzel bir Osmanlı dönemi polisiyesi. Simirna, yani İzmir'de Ronald Morgan adında bir arkeolog yaşamaktadır ve Anna adında bir kadınla evlenmek istemektedir. Bir gün yakından tanıdığı Charles Williams'ın evine bir davete gider ancak o akşam Charles öldürülür. Koleksiyoncu olan Charles'ın bası kıymetli eserlerinin yüzünden öldürüldüğü düşünülür. Ve cinayetler durmaksızın devam eder. Yıldız İstihbarat Teşkilatı'dan Rıza Kerim, Kolağası Tevfik Bey ve pek çok isim daha öldürülür. Simirna kozmopolis bir yerdir. İçinde Ernest Malcolm gibi Amerikalılar, Sofia Dobrev gibi Bulgarlar, Gernhard gibi Almanlar, Alain gibi Fransızlar, Mario gibi İtalyanlar ve Kosta gibi Rumlar bulunmaktadır. Hepsi de Tapınak Şövalyeleri'nden kalma bir kılıç ve cinayetle ilgili gibi durmaktadır. Ancak cinayetlerin sebebi farklıdır. Katil kimdir? Katili araştırırken pek çok kez ölüm tehlikesi atlatan Ronald bu işten sağ salim kurtulabilecek midir? Keyifle bir solukta okunan bir roman.
144 syf.
·12 günde·7/10
Bir dönem kitabı olarak çok başarılı. O dönemde sokaklarda yabancılık çekmeden bizde dolaşabiliyoruz. Karakter tasvirleri çok başarılı. Ama kurgu biraz aceleye gelmiş gibi. Aynı yazarın Simirna Kızılını daha çok beğenmiştim.
144 syf.
·Beğendi·8/10
Oldukça güzel bir polisiye roman. Osmanlı Dönemindeki İzmir yani eski adıyla Smryna'da geçen bir polisiye roman. Sokratis adındaki bir özel dedektif, başkomiser Cevdet Sami'nin talebi üzerine öldürülen bir eczacının kaybolan silahını araştırmaya başlar. Ancak bu arada çocukluk arkadaşı olan bir avukat öldürülür. İşin içinde başka işler vardır. Acaba siyasi bir cinayet midir? Yoksa farklı bir sebep mir vardır? Sokratis yaptığı araştırma sonucunda Viktor adlı bir fotoğrafçının bu iki cinayeti birden işlediğini düşünür ama gerçekte katil o mudur? Keyifle okunan bit roman ancak bazı Rumca deyimlerin Türkçe karşılığı yazılsa daha da güzel olurmuş.
262 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Gerçekten sürükleyici muhteşem bir polisiye roman.. Ben bir izmir’li olarak büyük keyif aldım ve izmir’in 1800’lü yıllarını yaşadım Zihni’mde... Dedektifin peşinden gidip merakla bi solukta okuyacağınız bir kitap...muhteşem
262 syf.
·8/10
Polisiye severlerin severek okuyacağı bir kitap diye düşünüyorum.Yazar İzmir'li olduğu için hikayeleri İzmir'de geçiyor.kitabı okurken bir yandan katilin kim olduğunu sorguluyorsunuz,diğer yandan da eski izmir mahallerinde gezintiye çıkıyorsunuz.
224 syf.
·1 günde·7/10
http://www.instagram.com/sanatdolusu
.
⭐ 2 sene önce Ankaradaki kitap fuarından büyük beklentilerle almıştım kitabı. Okumak yeni kısmet oldu. Beklentini karşıladı mı sorunuza hızlı bir yanıt vermek gerekirse cevabım hayır olur.
⭐ Hikayemiz İstanbulda başlıyor. Bir Rus ajan verilen görevle Simirna'ya yani İzmir'e geliyor. Bu sırada İngiliz, Yunan, İtalyan askerleri şehirde kol geziyor. Yani 1. Dünya savaşı dönemindeyiz. Rus karakterimiz birkaç gün sonra bir yoldaşının öldürüldüğünü öğreniyor ve kitap katili aramakla geçiyor. Kısacası polisiye bir roman.
⭐ Türklerin direnişe hazırlandığı kulaktan kulağa yayılmaktadır. Rumlar doğal olarak Yunanistan eğemenliği istemektedir. Diğer yandan Türklerin dışındaki herkes bölgenin kendisi olması için gizli çalışmalar yapmaktadır.
⭐ Kitabın geçtiği yer İzmir ama konu Türk mahallelerinde geçmiyor. İzmirdeki yabancı mahalleler ve yabancıların İzmir'imiz için kirli planlarını okuyarak geçiriyoruz kitabı. Bu yönden bakacak olursak çok farklı bir bakış açısıyla yazılmış güzel bir konusu var kitabın.
⭐ Kitabın beğenmediğim yönü ise polisiye kısmı. Alışageldik polisiyeler gibi merak uyandırıcı, sonunu tahmin edemediğiniz kitaplardan değil. Hikaye fazla yavaş ilerliyor. Bölümler arası geçişler çok keskin. Kendimi hikayenin içine bir türlü sokamadım.
⭐ Konusu çok hoşuma giden bir kitaptan daha fazla keyif alacağımı düşünüyordum ama olay örgüleri ve dil buna izin vermedi. Film jargonuyla söylemek gerekirse Suphi beyin senaristliği hoşuma gitti ama diyalog yazarlığı ve yönetmenliğinde eksik bir taraf var.
156 syf.
·51 günde·Beğendi·10/10
Suphi Varım’ın Unutulmaz polisiye romanlarından “Kabus”... Simirna katilin peşinde!
Yine bir “Acaba katil kim?” sorusu daha !
Severek,merakla ve bir solukta okunacak bir roman.

Yazarın biyografisi

Adı:
Suphi Varım
Unvan:
Ekonomi Doktoru, Yazar
Doğum:
1960
Suphi Varım’ın çocukluğu, İzmir’in beton ormanına dönüşmediği yıllarda, sokak aralarında ve arsalarda Çelik Bilek, Tom Miks, Kaptan Swing ve Zagor olarak geçti. Demek ki hayal gücü zengin bir çocuktu. Ailesi mahalle arasındaki iki katlı evi bırakıp dönemin modernleşme simgesi apartmanlardan birine taşınınca Kulver Kalesi’nden ve Darkwood Ormanı’ndan kopan küçük Suphi, beton blokların arasında ne yapacağını şaşırdı, hüzünlendi. Yerli TV dizilerindeki ifadeler gibi oldu ama idare edin artık. Ne de olsa kahramanımız, annesi ve anneannesiyle birlikte Yumurcak, Sezercik ve Ayşecik türü acıklı filmlere pek sık giderdi.

O yıllarda mahalle kitapçısında tesadüf eseri Agatha Christie’nin ‘Ölümün Sıcak Eli’ romanını buldu; okur okumaz da polisiyenin büyüsüne kapıldı. Christie’yi Mickey Spillaneler, Maurice Leblanclar, Carter Dicksonlar, falan filanlar takip etti. Türk Sanat Müziği sanatçıları işe hep Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde başladıklarını söylerler ya, bizimki de bu polisiye ustalarının rahle-i tedrisatından geçerek yola çıktı.

Kolej’de kendi kafasındaki arkadaşlarıyla gizli bir dedektiflik bürosu kurup apartman olmayı bekleyen metruk evlere girmeye, dedektifçilik oynamaya başladı. Bu arada söyleyelim ki dersleri tepetaklak gidiyordu. Ne yapsın? Ansiklopedi, polisiye, Rokambol, Fantoma hikâyeleri, çizgi roman okumak, Türklerin Anadolu’yu fethinden ve havuz problemlerinden daha cazip geliyordu ona.

Zaman geçti ve genç Suphi Varım, artık Suphi Bey oldu. Yıllarca profesyonel yönetici olarak çalıştı. Yüksek lisansını ve doktorasını tamamlayıp ekonomi âlimleri arasına katıldı. Hatta bir üniversitede yardımcı doçent olup ders bile verdi. Bu yoğunluk içinde Nezihe’ye kocalık, Sedef’e babalık etmeye çalıştı. Derken, tarihî an geldi ve Suphi Bey, kırk dokuz yaşının baharında Tekaüt Suphi Beyliğe terfi etti. Çocukluk düşlerinin eşliğinde tam gaz polisiye yazmaya koyuldu. Yazar Suphi olarak kendini o küçük Suphi gibi hissediyor artık.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 90 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 47 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.