Tahir Musa Ceylan

Tahir Musa Ceylan

Yazar
6.8/10
6 Kişi
·
14
Okunma
·
2
Beğeni
·
856
Gösterim
Adı:
Tahir Musa Ceylan
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Çanakkale, 1956
Tahir Musa Ceylan (d. 1956, Çanakkale) şair, romancı, düşünür. Sanat hayatının ilk döneminde fotoğraf sergileri açmış olmakla birlikte, daha çok fotoğraf estetiği ve tarihi üzerine yazılarıyla tanınmış, 1988 yılında Fotoğraf Estetik ve Görüntü Üzerine Denemeler isimli ilk kitabı çıkmış, 80'li yıllarda in vivo isimli edebiyat/felsefe dergisini yayımlamış ve İstanbul Tabip Odası Bülteni’nin sanat sayfalarını düzenlemiştir.

Şairliği

İlki 1986 da Sanat Olayı'nda, sonraki şiirleri Hürriyet Gösteri, Düşün, Edebiyat ve Eleştiri, Ünlem, İle, Akatalpa, Hayal dergilerinde yayımlanmış, 1988 yılında Depresyonun Şiiri adıyla ilk şiir kitabı basılmıştır. 80'li yılların şairlerindendir, ruhu öne alan, çağrışımlara yaslanan, dizelerde değil, bütünde anlam doğuran, imgeci, yoğun, dramatik bir şiir anlayışı vardır.

Romancılığı

2005 yılında basılan ilk romanı İçi Yoksul yetmişli yılların sonunda Çanakkale'nin Yenice kasabasından öğrenim görmeye geldiği Ankara'da kültür şoku ve duygusal travmalar yaşayan bir gencin iç dünyasını ele alır. 2008 yılında yayımlanan Kestane Kıranında Kadınlar romanında ise 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyılın başlarında Mavruz isimli kurgusal bir köyde bir kadın ana karakter üzerinden sürekli olumsuzluklarla boğuşan bir ailenin hayata tutunma mücadelesi, arka planda da köyün hikâyesi anlatılmaktadır. Yerel bir dil kullanılan romandaki bazı karakterler ve köyde meydana gelen felaketler yazarın doğum yeri olan Nevruz köyündeki yaşanmışlıklardan esinlenmiştir. Sonraki romanları Yarım Adamın Aşkları(2009), Elli Yıl Sonra Kül(2010) ve Bir Zamanlar Bakırköy(2011) şeklinde sıralanır.
Edebi üslup olarak yazar, dil ve kurguyu bütünler, zaman zaman şiir diliyle nesir dili ayrımını ortadan kaldırır, anlatımın gücünü arttırmak için sayısız metafor kullanır. Romanlarında ana öykü tek başına ilerlemez, çok sayıda yan öykü zaman zaman merkeze alınarak ana öyküyü taşır. Akışta şaşırtıcı karakterler aniden ortaya çıkarak farklı hayatları öykünün içine alır. Ana öykü, kesintisiz ve tekdüze değil, çeşitlenerek ancak bölünmeden ilerler. Ayrıntılar dört bir yana dağılsa bile bir kopukluk duygusu hissedilmez ve anlatı epik dilden ayrılmaz. Bazı yapıtları edebiyat seçkilerinde yer almıştır. Romancılığında, coşkulu bir özgürlükle rafine bir kulvarda ürettiği söylenmiştir.

Düşünürlüğü

25 yıla yakın bir süredir Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi Aylak Bilgi Köşesi'nde nöro-psiko-felsefe içerikli denemeleri yayımlanan yazarın bu yazıları Aylak Bilgi, Aylak Yazılar, Aylak Düşünceler ve Aylak Fikirler isimleriyle kitaplaştırılmıştır. Bilgiye dayalı mantıkçı bir felsefenin izini süren Ceylan, Jung'un kollektif bilinçaltı düşüncesinin üzerine oturttuğu ve bütün insan türünün tek bir benliği olduğunu varsayan ortak benlik kavramını geliştirmeye çalışmaktadır. Buna göre insanın ortak yapısı olan DNA sahici olandır. İnsan sahici olanın yeryüzündeki işleme şeklidir, o nedenle de geçici bir bileşimdir, dünyanın o günkü koşullarında, o günün malzemesinden üretilmiş gündelik bir aracıdır. Sahici ve temel yapının içgörü yoluyla kendi benliğiyle ilgili oluşturduğu kurgu ortak benliktir. Ortak benlik yeryüzüne çıktığı andan itibaren deneyüstü ve öznel yapısını nesnel hale dönüştürür.
Yeryüzündeki macera bir "dışlaşma" işleminden ibarettir.
İnsanlar arasında ortak benlik kaynaklı bir bağ vardır. Kant’ın usa verdiği deneyüstü bilgi çıkarma işi ortak benlikte kodlu, önceki kuşakların ürettiği ve aşama aşama ortak canlıya eklediği bir kapasitedir. O nedenle bilgi, önceki kuşaklarda deneyden çıkmış, ama şimdiki kuşakların kullanımında deneyüstü olmuştur.
"Fakir değildi, ama başkalarının zenginliği onu fakir gösteriyordu, çoğu zaman insanlar çoğalarak, o ise daima azalarak huzura eriyordu."
"Kafasında tam pay gelse, içinden ödeşse bile, bit yeniği kadar kalan eksik her neyse tevekkeli huysuzlanır, onca yolu gerisingeri teperek üşenmeden gider, eksik olanı tamamlardı. Eksiği gediği düşünüp kafadan yorulmak yerine yürüyüp bedenen yorulmayı yeğlerdi o, ikincisinin verdiği semeri deviren bir ağrıysa, ilkinin getirdiği cana tak dedirten bir işkenceydi çünkü."
"Halbuki insan ayıklanarak yürürdü, derisini döker, tırnağını keser, saçını tıraş eder, çocukluk düşlerini, gençlik heveslerini, orta yaş fantezilerini geride bırakır, işer, terler, kirini, zehrini atar öyle yaşlanırdı."
Aslında iyi ve kötü, gerçekte iyi yada kötü değildir, bize öyle görünmektedir. Aynen maddenin 25000 titreştiğinde ses, 400000 titreştiğinde ısı, 700000 titreştiğinde ışık olması gibi. İnsan da darbeyi içinde bir sindirince iyi, üç sindirince "peygamber", sindiremeyip de başkasna iki darbe vurunca kötü, dört vurunca cani olur.
Tüm bu yaşam, tek bir şeyin sonsuz derecede çeşitlenmesinden başka şey değildir.
Orta yaştaki bir kişi şişmanlayabilir, yaşlı birisi hastalanabilir, ama çocuklar şişmanlıyorsa, bu yeryüzünde kayaların erimesi gibi bir şey, buzların çözülmesi kadar büyük bir değişimdir.
Çocuk şişmanlatmak, ateşi bohçalamak derecesinde aymazlıktır. İnsanın üzerinde döndüğü mil kayıyor.
İnsan yaşamı "birincilikten" "sonunculuğa" düşüşün ve bunu ancak ölümde kabul edişin trajik öyküsüdür.
Yarım kulaç genişliğe ulaşan tunç sağlamlığındaki duvar, toplumun delileri kendinden ayırmak azmini yansıtan yapısıyla,delilere karşı ama delilere yaptırılmıştı.
Üstat T. M. Ceylan ortak benliği mesleğindeki kusursuzlukla dile getiriyor. C. G. Jung ve “ collective unconsciousness” , insanların birbiriyle bağları elle tutulur algılanıyo okununca. “ Evrenin en girift labirenti olan ruhun biçimlenmesinde annenin rolü büyüktür” derken “Anneleri ortadan kaldırsak yeryüzünde nevroz biter” de der, adamı kedere düşüncelere sarar daha ilk 20 sayfada...Şiddetle tavsiye

Yazarın biyografisi

Adı:
Tahir Musa Ceylan
Unvan:
Türk Şair ve Yazar
Doğum:
Çanakkale, 1956
Tahir Musa Ceylan (d. 1956, Çanakkale) şair, romancı, düşünür. Sanat hayatının ilk döneminde fotoğraf sergileri açmış olmakla birlikte, daha çok fotoğraf estetiği ve tarihi üzerine yazılarıyla tanınmış, 1988 yılında Fotoğraf Estetik ve Görüntü Üzerine Denemeler isimli ilk kitabı çıkmış, 80'li yıllarda in vivo isimli edebiyat/felsefe dergisini yayımlamış ve İstanbul Tabip Odası Bülteni’nin sanat sayfalarını düzenlemiştir.

Şairliği

İlki 1986 da Sanat Olayı'nda, sonraki şiirleri Hürriyet Gösteri, Düşün, Edebiyat ve Eleştiri, Ünlem, İle, Akatalpa, Hayal dergilerinde yayımlanmış, 1988 yılında Depresyonun Şiiri adıyla ilk şiir kitabı basılmıştır. 80'li yılların şairlerindendir, ruhu öne alan, çağrışımlara yaslanan, dizelerde değil, bütünde anlam doğuran, imgeci, yoğun, dramatik bir şiir anlayışı vardır.

Romancılığı

2005 yılında basılan ilk romanı İçi Yoksul yetmişli yılların sonunda Çanakkale'nin Yenice kasabasından öğrenim görmeye geldiği Ankara'da kültür şoku ve duygusal travmalar yaşayan bir gencin iç dünyasını ele alır. 2008 yılında yayımlanan Kestane Kıranında Kadınlar romanında ise 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyılın başlarında Mavruz isimli kurgusal bir köyde bir kadın ana karakter üzerinden sürekli olumsuzluklarla boğuşan bir ailenin hayata tutunma mücadelesi, arka planda da köyün hikâyesi anlatılmaktadır. Yerel bir dil kullanılan romandaki bazı karakterler ve köyde meydana gelen felaketler yazarın doğum yeri olan Nevruz köyündeki yaşanmışlıklardan esinlenmiştir. Sonraki romanları Yarım Adamın Aşkları(2009), Elli Yıl Sonra Kül(2010) ve Bir Zamanlar Bakırköy(2011) şeklinde sıralanır.
Edebi üslup olarak yazar, dil ve kurguyu bütünler, zaman zaman şiir diliyle nesir dili ayrımını ortadan kaldırır, anlatımın gücünü arttırmak için sayısız metafor kullanır. Romanlarında ana öykü tek başına ilerlemez, çok sayıda yan öykü zaman zaman merkeze alınarak ana öyküyü taşır. Akışta şaşırtıcı karakterler aniden ortaya çıkarak farklı hayatları öykünün içine alır. Ana öykü, kesintisiz ve tekdüze değil, çeşitlenerek ancak bölünmeden ilerler. Ayrıntılar dört bir yana dağılsa bile bir kopukluk duygusu hissedilmez ve anlatı epik dilden ayrılmaz. Bazı yapıtları edebiyat seçkilerinde yer almıştır. Romancılığında, coşkulu bir özgürlükle rafine bir kulvarda ürettiği söylenmiştir.

Düşünürlüğü

25 yıla yakın bir süredir Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi Aylak Bilgi Köşesi'nde nöro-psiko-felsefe içerikli denemeleri yayımlanan yazarın bu yazıları Aylak Bilgi, Aylak Yazılar, Aylak Düşünceler ve Aylak Fikirler isimleriyle kitaplaştırılmıştır. Bilgiye dayalı mantıkçı bir felsefenin izini süren Ceylan, Jung'un kollektif bilinçaltı düşüncesinin üzerine oturttuğu ve bütün insan türünün tek bir benliği olduğunu varsayan ortak benlik kavramını geliştirmeye çalışmaktadır. Buna göre insanın ortak yapısı olan DNA sahici olandır. İnsan sahici olanın yeryüzündeki işleme şeklidir, o nedenle de geçici bir bileşimdir, dünyanın o günkü koşullarında, o günün malzemesinden üretilmiş gündelik bir aracıdır. Sahici ve temel yapının içgörü yoluyla kendi benliğiyle ilgili oluşturduğu kurgu ortak benliktir. Ortak benlik yeryüzüne çıktığı andan itibaren deneyüstü ve öznel yapısını nesnel hale dönüştürür.
Yeryüzündeki macera bir "dışlaşma" işleminden ibarettir.
İnsanlar arasında ortak benlik kaynaklı bir bağ vardır. Kant’ın usa verdiği deneyüstü bilgi çıkarma işi ortak benlikte kodlu, önceki kuşakların ürettiği ve aşama aşama ortak canlıya eklediği bir kapasitedir. O nedenle bilgi, önceki kuşaklarda deneyden çıkmış, ama şimdiki kuşakların kullanımında deneyüstü olmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 14 okur okudu.
  • 36 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.