Tuna Serim

Tuna Serim

8.4/10
41 Kişi
·
132
Okunma
·
8
Beğeni
·
2.263
Gösterim
Adı:
Tuna Serim
Unvan:
Türk gazeteci, televizyoncu, radyocu ve yazar
Tuna Serim gerçek bir medya emektarı. Muhabirlikten yazı işleri müdürlüğüne kadar hemen her konumda görev yapan Tuna Serim aynı zamanda üretken bir yazar; deneyimli bir televizyon ve radyo programcısı ve televizyon eleştirmeni. Türkiye’nin ilk tartışma programını hazırlayıp sunan da o.
Aslında yaşantıları birbirine benzemiyordu ama hangisi kolay dediğimde aynı yanıtı verdiler, aldatmak kolay, aldatılmak zor diye...
Aşkları sınırsız; hem ana, hem baba, hem evlat, hem erkek, hem sevgili, hemde kardeş.. Bir insan diğerinin bu kadar çok şeyi olursa onları kim ayırabilir?
"Bir tanem !
Son mektubunda :
'Başım sızlıyor
Yüreğim sersem !' diyorsun ,
'yaşayamam ! '

Yaşarsın karıcığım ,kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda; yaşarsın ,kalbimin kızıl saçlı bacısı enfazla bir yıl sürer yirminci asırda ölüm acısı."
Bilindiği üzere Atatürk’ün hayatındaki üç kadın onu derin hislerle sevdi. Biri annesi Zübeyde Hanım, diğerleri ise Fikriye ve Latife Hanım’dı. Annesi her daim onun hasretini çekerken, diğer iki kadın çeşitli nedenlerden dolayı onun hayatından çıkmak zorunda kaldı. Hepsinin rekabet ettiği ortak kavram ise onun bitmek bilmeyen vatan sevgisiydi.
• Üç kadını sevdi, üçü de onu deliler gibi sevdi..
Olmadı, hepsi Mustafa Kemal’i hasretle bekledi, ne onunla ne de onsuz olabildiler.
Yıllar sonra paşanın; “sevdiklerime, beni sevenlere yar olamadım, hatalı bir yüzyılda doğmuştuk” dediğini anlatıyorlar. (Kitaptan alıntı)
• Mustafa Kemal’e yakın olanlar onun annesinin mezarı başında şöyle mırıldandığını anlatıyorlar:
“Sana Selanik’i getiremedim ama İzmir şu anda Selanik oldu.” (Kitaptan alıntı)
Kitabın yazarının da söylediği gibi Atatürk’ü anlatabilmek için çok araştırmak ve okumak lazım. Hele bir de yanına Zübeyde hanım eklenirse iş oldukça zor. Ama Tuna Serin, özverili ve titiz çalışmasıyla bu zorluğun üstesinden gelmiş. Roman dediğine bakmayın, okurken benim bugüne kadar rastlamadığım bilgilere de sahip olabiliyorsunuz. Atatürk hakkında saygısızlık yapılmasını hiç istemediğimiz ve anlaşılan o ki tartışmaların da bitmeyeceği şu günlerde sığınılabilecek bir kitap olarak addedebiliriz eseri.
Kitap derin ayrıntılara girmediği, tarihlerle, şahıslarla boğuşmadığı için okuyanı sıkmıyor. Bu nedenle özellikle gençlere, roman tadında bir Atatürk’ü mutlaka okutmamız gerektiğine inanıyorum. Lütfen çocuklarınıza okutun, roman olduğu için sürükleyici ve akılda kalıcı.. Tavsiye ederim.
Cem Sultan hakkında okumayı çok istiyordum ve kütüphanede olan kitapları inceleyip asıl aradığımı bulamayınca bunu alayım bari diye düşündüm.

Kitap bir araştırma kitabı değil, roman. Fakat bir romanın beklediğimiz akıcılığına da pek sahip değil. Bazı yerlerde kendini tekrar ettiğini düşündüm.

Kitap ilginç ve daha önce duymadığım bir olay ile başlıyor. Rivayete göre, Şehzade Cem doğduğunda Fatih bir erkek evladı olduğu için memnun olmamış, malum iki oğlu daha var o sırada. Çocuğun olası kaderini bildiği için de üzülüyor ve kaptığı gibi fırlatıyor Cem'i. Hatta Cem'in gözlerindeki şaşılık da bu olay neticesinde vuku buluyor. Pek tabi bir rivayet bu.

Akabinde Şehzade Cem'in hayatını okumaya devam ediyoruz. Yaptığı bir hata ile mahvolan hayatı, okurken gerçekten içinizi sızlatıyor. Aslında o kadar bilgili, cesur, yetenekli ki... Ya şans yüzüne gülseydi ne olurdu diye düşünüyorsunuz. Kitabın sonlarına doğru zaten kasvet dört bir yanınızı sarıyor. Bir de kitabın sonunda geçen bir papağan mevzu var, o da gerçekten çok üzüyor.

Dediğim gibi aslında konu hakkında bir araştırma kitabı okumak istiyordum, ki Ahmed Refik Altınay'ın kitabını tercih edecektim. Hala da okumayı düşünüyorum. Zira kitabın ne kadarı kurgu ne kadarı tarihsel gerçeklik içeriyor, anlayamadım. Ama ben bu konuyu biraz roman tadında okuyacağım diyorsanız tavsiye edebilirim. Yıllarca tarih derslerinde Cem Sultan olayı diyip geçilen bu vaka ve kaderin yüzüne gülmediği Şehzade Cem hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak gerektiğini düşünüyorum.
Nazımın Pirayesine aşkı küskünlükleri ...nazımın kızıl saçlısına olan aşkını okumak isterseniz mutlaka bu kitabı tavsiye ederim kitapta ayrıca Nazımın yaşamından kesitler de bulacaksınız
Piraye'nin hissettiklerini çok güzel yorumlamış Tuna Serim. Nazım'a olan büyük aşkı çok etkiledi beni. Nazım'ın son mektubundan sonra Piraye'nin yatağa düşüp hissetiklerini herkes kolay anlayamaz. Nazım kadınları seviyor, Piraye ise Nazım'ı.. İşte bütün olay bundan ibaret.
Ağızdan ağıza yayılan aşk hikayeleri vardır. Küçüklüğümüzden beri bitmeyen hikayelerden.
Çocuklarına bu aşıkların isimlerini koyanlar olur. Belki aşklarını sevdiklerinden belki de çocuklarının da sevgilerinin büyük olmasını dilediklerinden.
Kültürümüz, karakterimiz gereği çok bağlıyız duygulara, aşka, umuda, sevgiye, şevkate, en imkansız görüneni bile oldurmaya çalışmaya. Bu yüzdendir belki şairlerimizin çok sayıda olması. Fakat bir ayrıntı daha var gözden kaçırılan. Çoğu şairi şair yapan kavuşamadığı aşklardı. Sevgilerinin ulaşılmazlığını kağıda döktü onlar. Ekmeğini hüzünden çıkardılar. Sabır ve sebat ile...
Uzun zaman önce aldığım fakat okumaya anca sıra gelen kitabımı bitirdim. Hayatta ders alınacak kitaplar vardır hani, onlardan biri olduğunu düşünüyor ve kitap okumayı seven herkese tavsiye ediyorum...
Tuna Serim ,kesinlikle harika bir kitap ortaya çıkarmış.Özellikle üslubu muhteşem.Nazım Hikmet'i yakından tanımak isteyenler için vazgeçilemez bir eser olmuş .
Bir yanda hayatının en büyük aşkına tutulmuş bir kadın, öte yanda polislerle, tuzaklarla ve kadınlarla çevrilmiş neredeyse ömrü mapusta bir geçen erkek...
Bu kitabı okuyana kadar Nazım Hikmet'in hayatına dair çok şey bildiğim söylenemezdi .Hayatına giren kadınların bu denli önemli olduğunu da bilmiyordum.Bir çoğunuz gibi şıpsevdi diye tabir ettiğimiz çabuk aşık olan bir anda vazgeçebilen biri olarak kalmış aklımda .Bu kitapda okudukca kızdığım, kızdıkca anlamaya çalışdığım , zaman zaman hakverdiğim biri Nazım Hikmet .
Nazım Hikmetle ideolojimiz uyuşmasa bile onun seçtiği davasında kararlı azimli yılmayan bıkmayan kişiliğini ve bitmek tükenmek bilmeyen umutlarını taktir ettim . Özellikle ''aşk''a olan aşkına hayran olduğum doğrudur .Güzel seven adamlardan biriymiş Nazım Hikmet .Özendiren cinsten .
Ben hep derdim ki bu kitaptan öncede "Nazım aşka aşık bir adam o bir kadını ölesiye sevmedi ".O bir çok kadını birden sevdi .Ne aşktan ne sevgiden ,kimi zaman tutunacak daldı kadınlar kimi zaman yüreğinde yangın kimi zaman vazgeçilmez tutku ,kimi zamanda kaleminde mürekkep .Lakin biri var ki ona yaptığı her hatada suçluluk hissetti. Her aldatışta kendini kahretti , lakin bir türlü güzel kadınlara olan zââfını köreltemedi .
Okurken şunu fark ettim :Nazım çocuksu nazım deli dolu bir adam ,Fakat Piraye tam tersi utangaç ,Sevdiği adama seni seviyorum diyemiyecek kadar üstelik ...ama sadık sevdim mi tam seven sevdiği adam için yapmıyacağı fedakarlık, katlanmıyacağı zorluk olmayan bir kadın aynı zamanda Piraye .Nazıma bunlar yetmedi belkide kendi gibi deli dolu yaşayan kadınlarda buldu kendini hep .

Nazımın Piraye'ye aşkını itirafından sonra Pirayeyi birlikte olmaya zor ikna ediyor .Çünkü Piraye için çevre aile ne düşünür düşüncesi onun anı yaşamasına hep mani olmuş .Kendi hayatını hep geri planda bırakan biri .Ama Nazım aşık ve kararlı Piraye ile evlenicek .

"O gece yattığında aşık olduğunu hissediyor,aşk bu kadar kolay olmamalı,ama o aşık.Bir kadın sürekli olarak bir erkeği hayal ederse,hissettiklerinin anlaşılacağını düşünür.Bu yüzden daha suskun oluyor ve camın ardında bekliyor Nazım geçecek diye..."

Evlendiler, piraye'nin ilk eşinden olan 2 çocuğuna babalık yaptı Nazım ...Evliliklerini yaşayamadılar çünkü Nazım yine tutuklanmıştı ...

Ve bir mektupla Piraye'nin içindeki aşkı öldü . Nazım onu daha genç daha güzel Menevver'e olan aşkından terk etti .Cezaevinden Yazdığı mektupda "karıkoca münasebetimizi sonlandıkmak gerekli dedi "Hani duyuyoruz ya "Piraye öldü aşkından Nazıma geri dönmedi "
Çünkü Nazım umutlarla yaşayan biri iken Piraye kararlarla yaşayan bir kadınmış .

Sanırım çok konuştum şu yorumu yaparken bile karman çorman duygulardayım .1940-50 ve 60 'lı yılların Türkiyesini anlatan bu roman okunmalı .
Arzu ve Bijen'in kıyasıya rekabeti bir aşkı için biri babası için. Okurken yer yer sıkılsam da Bijen'in akılda kalabilmek için aşk olmazsa nefreti seçerim dercesine hareketleri dikkati canlı tutuyordu.
Her ne kadar sıkı bir Atatürk hayranı olsam da okurken çok sıkıldığım ve bitsin diye gözünün içine baktığım nadir kitaplardandır.
Şöyle ki; bu kitapta Zübeyde Hanım'ın "abartılı, öngörüsü zirvede, ölen çocuklarına değil de en çok Mustafa Kemal'e bağlı, ona bir türlü hiçbir hanımı yakıştırmayan, ülke için faydalı olacak diye mutluluğa engel olan ve sürekli küsen bir anne" profili çizmesi hiç hoşuma gitmedi. Hele "ülkesi için hayırlı evlat olacağı ve büyük işler başaracağı" konusu bebeğin -Mustafa Kemal'in- doğumuyla birlikte sayfalar boyunca tekrar edilmiş. Tamamen yüceltmek ve abartmak adına yazılmış, objektiflikten çok uzak bir eser.
Kitap.. Evet evet bu sadece bu kitap dedim bitirince. Çok etkiledi beni. Harika bir kitap diyorum diyorum. Nazım,ah Nazım o senin,senin Piraye'n ne kadar çok sevdin ama neler ettin ona. O aşk o kadın o hayat ama sen defalarca ihanet ettin. Kimseye boyun eğmeyen Piraye sana eğdi dağ başını..
#kitapyorum
#tunaserim
#zübeydehanımveoğlu
Bir kelebek dünyaya geliyor. Mavi gözlü beyaz tenli güzel mi güzel bir kız. Bu zübeyde hanımdan başkası değil. Zübeyde hanim ailenin akıllı en güzel kızıdır.
Ali Rıza efendi ailenin yakışıklı okumuş bilgili erkeği bir de memur olunca evlenmek için engel yoktur aile ona uygun kız aramaktadır.
Ailesi bu kızın zübeyde olduğunu nereden anlamıştır?
Ali Rıza beyin yaşı büyük olmasına rağmen işi dolayısı ile evliliği kabul eder. Bu evlilikten çocukları olur. Başta çok zorluk çekerler ama Zübeyde hanım eşini sevdiği için sesini çıkarmaz.
Ailenin diğer çocukları olmuştur?
Zübeyde hanım 3. çocuğuna hamile kalır bu hamileliği diğerlerinden farklıdır. Onun mavi gözlü güzel bir erkek olacağı içine doğar.
Bu arada 2 çocuk daha dünyaya gelir. Bunlar olurken Ali Rıza bey hasta olur ve ölür.
Ali Rıza beye ne oldu?
Eşini kaybeden Zübeyde hanım çocuğunu alır ailesine sığınır.
Bu arada okula başlayan Mustafa'nın okulu ne olur?
Annesinin hafız olup savaşlardan korumak istemesine rağmen asker olan Mustafa Kemal okulları bitirir göreve başlar. Onun için vatan herşeydir.
Selanikte Zübeyde Zübeyde hanım ve kızı savaş dolayısı ile orayı terk ederler. Yollarda açlık ve ölümle karşılaşırlar. Orada ailesini kaybetmiş bir kaç çocuk edinirler.
Bu çocuklara neler oldu?
Oğlunun mutluluğunu isteyen bir anne ve vatanına aşık bir evlat.
Okumuş kültürlü ve zeki kadınlardan hoşlanan Atatürk bir çok kadınla görüşse de o sadece vatanına aşıktır.
Kitap o kadar güzeldi ki okurken dönemde yaşayıp Atam'ın elini öpemediğim için üzüldüm.
Ama ATATÜRK kızı olduğum için de gurur duyuyorum. Yüreğinize sağlık Tuna Serim hocam.

Yazarın biyografisi

Adı:
Tuna Serim
Unvan:
Türk gazeteci, televizyoncu, radyocu ve yazar
Tuna Serim gerçek bir medya emektarı. Muhabirlikten yazı işleri müdürlüğüne kadar hemen her konumda görev yapan Tuna Serim aynı zamanda üretken bir yazar; deneyimli bir televizyon ve radyo programcısı ve televizyon eleştirmeni. Türkiye’nin ilk tartışma programını hazırlayıp sunan da o.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 132 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 78 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.